• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/index.php?stype=lo&lh=Ac8dWUoq1V36L4Hy
  • https://twitter.com/
A24 Gayrimenkul

Ö/K Facebook

Ö/K Twitter


Hava Durumu
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.76495.7880
Euro6.41576.4414
Saat
Takvim
GAZETE
Önce Kültür/Yazarlar
Gazeteler
Türkçe Müzik
Yabancı Müzik
Sinema
TV YAYINLARI
Orhan KAYA
orhan.kaya.61@hotmail.com
Siz olsaydınız, sahanıza, devlet sınırlarınızın içine düşmanı mevzilendirir miydiniz?
06/04/2016

Son 14 yılda demokrasi, özgürlük, etnikçilik, din adı altına siyasi kumpaslarla dolu bir tarih yazıldı Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinden, Türkiye’de. Fakat yanlı yazan pek çok ulusal medya sayesinde, gelecek nesillerin kafası hep karışık olacak, anlaşmazlıklara düşebilecekler çoğu zaman. Her biri ellerinde bir kaynak, “bak bunda böyle yazıyor”, bir diğeri “bak bunda da tam tersi yazıyor”, diyecekler. Tıpkı kimi AKP’lilerin mesnetsiz olarak “CHP Camileri ahıra çevirdi”, Atatürk’te demiyorlar, Mustafa Kemal “çocukların eline bira şişesi tutuşturdu” söylemleri gibi.

Evet, bir askeri vesayet vardı hükümetler, dolayısıyla devlet üzerinde. Devlet, asker himayesinde siyasi yaşamına devam ediyordu. Bizce de bunun aşılması, sivilleşme gerekiyordu, geçiş, kültür temelli olmalıydı. Ancak Türk toplumun buna ne denli hazır olduğunu yaşadığımız bu günlerde yaşanılanlardan görmekteyiz.

Konuyu, terör yönüyle ele almaya çalışalım;

Şehirlerin PKK tarafından ele geçirildiği, her gün vatan evlatlarını şehit verdiğimiz bir dönemden geçmekteyiz.

2000’lerin başında bitti denilen terör, nasıl oldu da günümüzde bazı şehirlerimiz PKK’nın eline geçti ve her gün şehit verir olduk?

Bu sorunun cevabını, yapılan genel seçimlerde; 03 Kasım 2002’de %34,3, 22 Temmuz 2007’de %46,7, 12 Haziran 2011’de %49,8 oranında halktan oy alarak devleti yöneten Adalet ve Kalkınma Partisi politikalarında aramalıyız.

AKP, 2007 yılı Temmuz ayında yapılacak olan bir genel seçim öncesi, hem oy oranını artırmak hem de askeri vesayeti “sözde” kaldırmak için 1 Mart tezkeresinden dolayı TSK’ya kızgın ve de kırgın olan, çuvalcı, ABD destekli, basın destekli, devlet kurumlarına  %40 yerleşmiş olduğu Nurettin VEREN’ce açıklanmış olan Gülen cemaati başrolde olarak hamlelerine başlar. Hedef TSK’dır! TSK’nın halen mağdur sınıfından bir assubayımıza, Oktay YILDIRIM’a ait olduğu iddia edilen bombaların 12 Haziran 2007’de, Ümraniye’de bir gecekondu çatısında sözde bulunmasıyla, bombaları büroda inceleyen polislerden birinin daha iddianame ortada yokken “Ergenekon” adını söylemesiyle, film başlar.

Seyircilerince bol bol hararetle konuşulan filmin sahnelerini Milliyet gazetesinin 27 Ocak 2013 tarihli özetinden okuyalım;

Ergenekon Davası (Ana Dava): “Ümraniye Soruşturması” olarak 12 Haziran 2007’de başlatılan bu soruşturma daha 21 ayrı iddianamenin yer aldığı Ergenekon davalarının birleştirildiği “Ana Dava” oldu. İlk emekli general (emekli Tuğgeneral Veli Küçük) bu soruşturma kapsamında tutuklandı.

Ergenekon Davası: Eski Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur ve eski 1. Ordu Komutanı Hurşit Tolon’la birlikte Jandarma İstihbarat’ın eski eski Başkanı emekli Tuğgeneral Levent Ersöz tutuklandı ve haklarında dava açıldı.

İrticayla Mücadele Eylem Planı davası: Emekli Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek’in Genelkurmay karargâhında görevli olduğu dönemde hazırladığı iddia edilen bu belgeye yönelik soruşturmada Çiçek tutuklandı.

İnternet Andıcı Davası: Genelkurmay Bilgi Destek Dairesi’nde hükümeti yıpratmak ve kara proganda yapmak amacıyla kurulduğu iddia edilen internet sitelerine dair “Andıç” hakkındaki soruşturmada eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ ile birlikte dönemde Genelkurmay Harekât ve Bilgi Destek dairelerinde görev yapan Orgeneral Nusret Taşdeler’in da bulunduğu muvazzaf general ve amiraller tutuklandı.

Erzincan’daki “Ergenekon” davası: İrticayla Mücadele Eylem Planı’nın Erzincan’da yürürlüğü konulduğu iddiasıyla ilgili soruşturmada 62 kişi hakkında dava açıldı. Sanıklar arasında dönemin 3. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Saldıray Berk, Erzincan İl Jandarma Alay Komutanı ve Jandarma İstihbarat Şube Müdürü de yer aldı.

23 general ceza aldı

-  Balyoz davası: 250’si tutuklu 365 kişinin yargılandığı dava sonunda 25 emekli amiralin de aralarında bulunduğu subaylar 12 ile 20 yıl arasında hapis cezasına çarptırıldı. 23 muvazzaf amiral ve general de ceza alanlar arasında yer aldı.

-  Poyrazköy Davası: Poyrazköy’deki kazılarda bulunan silahlarla ilgili soruşturmada 3’ü muvazzaf 5 denizci subay tutuklandı. 27 Ocak 2010’da emekli ve muvazzaf deniz subaylarından oluşan 17 kişi hakkında açılan dava devam ediyor.

-  “Amirallere Suikast” Davası: Oramiraller Eşref Uğur Yiğit ve Metin Ataç’a suikast planladıkları iddiasıyla Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı Koramiral Deniz Cora ve Deniz Kurmay Albay Ümit Metin’in de aralarında bulunduğu emekli ve muvazzaf askerlere dava Poyrazköy davası ile birleştirildi.

-  “Kafes Eylem Planı” Davası: Suikast, bombalama ve diğer silahlı eylemlerin yer aldığı ve “Darbe ortamı hazırlamak” için hazırlandığı iddia edilen plana ilişkin 19 Mart 2010’da açılan davada emekli Koramiraller Ahmet Feyyaz Öğütçü, Kadir Sağdıç, Tuğamiral Mehmet Fatih Ilgar ile birlikte emekli ve muvazzaf denicilerin bulunduğu 33 sanık yer aldı. Bu dava da Poyrazköy ile birleştirildi.

-  Gölcük Belgeleri Davası: Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarat Şubesi’nde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü bir soruşturma kapsamında 6 Aralık 2010’da yapılan aramada bulunan belgelerle ilgili 3’ü tutuklu 10 deniz subayı hakkında dava açıldı. Tutuksuz sanıklar arasında dönemin Genelkurmay Elektronik Muharebe Sistemleri komutanı Koramiral Kadir Sağdıç da yer aldı.

-  “Askeri Casusluk” davası: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “fuhuş ve askeri casusluk” iddiasıyla yürütülen soruşturma sonunda 16’sı tutuklu 56 sanık hakkında dava açıldı. Aralarında 2 tuğamiralin de bulunduğu sanıklar, 3 Ağustos 2012’de karara bağlanan davada “casusluk” suçlamasından beraat etti.

-  28 Şubat: 28 Şubat soruşturmasında, 12 Nisan-22 Haziran 2012 arasında ya başlayan gözaltılar sonucunda aralarında emekli Orgeneraller Çevik Bir, Hikmet Köksal, Ahmet Çörekçi ve Teoman Koman’ın da bulunduğu 8’i muvazzaf general olmak üzere 62 kişi tutuklandı.

-  İzmir soruşturması: İzmir’de yürütülen soruşturma sonunda geçtiğimiz hafta açıklanan iddianamedeki çeşitli rütbelerdeki 58 muvazzaf subay da yer aldı. Koramiral Veysel Kösele ve Tümamiral Ercüment Tatlı da davanın tutuksuz sanıkları arasında....

TSK’da toplam 39 bin 449 subay var

-  37 muvazzaf general ve amiral halen tutuklu.

- 125 albay, 6 yarbay, 16 binbaşı, 5 yüzbaşı, 4 teğmen ve 5 astsubay olmak üzere 161 muvazzaf asker cezaevinde.

-  İzmir’de TSK’dan gizli belge sızdırılması iddialarıyla ilgili soruşturma kapsamında 58 muvazzaf subay tutuklandı. (1)

***

Vatan gazetesinden İlker Akgüngör, Ergenekon ve Balyoz davaları ile 28 Şubat soruşturmasının bilançosunu “İşte bilanço!” başlığı ile 14 Mayıs 2012 günü şöyle duyurmuştu:

İşte bilanço!

400 asker yargılanıyor

Türk ordusundan şu anda tutuklu ve tutuksuz tam 400 asker Ergenekon ve Balyoz davalarında yargılanıyor. Davalarda yargılaması devam eden askerlerin 72’si general ve amiral, 271’i subay, 54’ü ise astsubay rütbesiyle görev yapan personelden oluşuyor. (2)

Ve iş Genelkurmay Eski Başkanının tutuklanmasına vardı;

İnternet Andıcı Soruşturması kapsamında Cumhuriyet tarihinde ilk kez eski bir genelkurmay başkanı olarak sivil bir savcının makamında ifade veren İlker Başbuğ, "Terör örgütü yöneticisi olmak ve darbeye teşebbüs" suçlarını işlediği iddiasıyla sevk edildiği mahkemede 06 Ocak 2012 tarihinde tutuklandı. (3)

Olanlar, emekli ve muvazzaf askerler üzerinden TSK’ya yönelik bir operasyondan başka bir şey değildi. Ancak bu durum Türk halkının genelince ve de sonradan sızan wikileaks belgelerinde de olduğu üzere “Türkiye’nin demokratikleşmesi” olarak görülüyordu.

***

Ne olduysa, siyasi rüzgâr yönünü değiştirdi ve askeri davalar sonucu tutuklu bulunanlar, birden bire serbest bırakıldı, diyebiliriz.

Genelkurmay Eski Başkanı Başbuğ’un “hükümeti yıkmaya teşebbüs” suçundan 06 Ocak 2012 tarihinde tutuklanmasının ardından “ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası”na çarptırılması (4) kararı 05 Ağustos 2013’de mahkemece açıklandı. Karara itirazı sonucu, Anayasa Mahkemesi’nin “yeniden yargılama kararı”na istinaden İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesince yeniden yargılanan Başbuğ hakkında, 26 ay sonra 07 Mart 2014 tarihinde, yurt dışına çıkış yasağı konulması kararı ile birlikte, tahliye kararı verildi.(5)

Başbuğ’un tahliyesinden sonra, diğer tutukluların da tahliye süreci başlamış oldu.

İlker Başbuğ’un tahliye olabileceği yönündeki sorular üzerine Kamer Genç, 06 Mart 2014 tarihinde, Vatan gazetesinde yer alan habere göre konuya şöyle yorum getiriyor: “İlker Başbuğ’un o hale gelmesinin baş sorumlusu kendisi. Ben kendisine söyledim. 424 tane albay, general, subayı topladılar bu odaya 1 saatte hepsini tutukladılar. Ona ses çıkartmayan Genelkurmay Başkanı olan kişi benim için bir değer ifade etmez. TSK’nın hakkını savunmayan, korkan. Ben kendisi ile görüştüm, ‘Sayın Paşam sen neden kozmik odayı açtın’ dedim. ‘Ben açmasaydım benim hakkımda kötü sonuçlar alınırdı’ dedi. İlker Başbuğ tahliye olsa ne olacak, olmasa ne olacak” şeklinde konuştu.(6)

TSK tüm alanlarını sivil yargıya açmış olması tartışmalı bir konu.

TSK, alanlarını yargıya açmasaydı ne olurdu?

TSK bence şunun farkındaydı. Olanlar AB-D destekli, adeta sivil görünümlü bir darbeydi, TSK’ya. Uzun vadeli düşünüldüğünde, pek çok personel aileleriyle birlikte büyük acılar yaşamış olmasına rağmen, TSK sabır göstererek, doğru olanı yapmıştır, denilebilir.

***

TSK ile birlikte Türk kamuoyu yukarıda olanlarla yıllarca oyalatılırken; seçim meydanlarında Başbakan Erdoğan “Terör örgütü ile görüşen şerefsiz ve namussuzdur “ , Başbakan Yardımcısı Arınç “Biz terör örgütüyle pazarlık yapacak kadar şerefsiz değiliz!" diyerek, halktan oy alınırken Oslo’da anlaşmaya varılan teröristlerin ayağına Habur’da mahkemeler götürülmüş, usulden yargılama sonucu serbest bırakılmışlar, PKK terör örgütü üyeleri askerler aleyhine Erdoğan’ın “Savcısıyım” dediği mahkemelerde gizli tanıklıklar yapmış, yaşanan serbestlik sonucu şehirlere yerleşen PKK, bugünlerde yaşanan şehir savaşına hazırlanmaya başlamış, polis noktaları oluşturmuş, özerk yönetimler ilan etmiş, belediye imkanlarıyla asfalt altına 400 kiloya varan patlayıcılar yerleştirmiş, halkı organize ederek hendekler açmış, siperler kazmış, sokaklarda döşeli kaldırım taşlarından, kilit taşlarından zırhlı araçların dahi geçemediği kaleleri mahalle halkına ördürtmüş, tuzaklar kurmuş, Ne Mutlu Türk'üm Diyene levhaları sökülürken, Kürtçe tabelalar yollara asılmış, Cumhuriyet Bayramları kutlamalarına sınırlamalar getirilmiş, terörist başı bir lider olarak kamuoyuna kabul gördürülmeye başlanmıştı.








(Kilit taşlarından zırhlı araçların dahi geçemediği kaleleri mahalle halkına güpegündüz, hiçbir müdahale olmadan, ördürtülürken. Kaynak: Sosyal medya.)


(Tankın dahi geçemeyeceği hendeklerden bir örnek.Yüksekova)








Tüm bunlar olurken;

Birleşmiş Milletlere üye ülkelere yönelik dış saldırılarda her ülke saldırganın izini sürebilmekteydi.

Türkiye, sınır ötesi operasyonlarını Birleşmiş Milletler şartının 51. Maddesinde yer alan  “barış ve güvenliğin korunması için gerekli önlemleri alıncaya dek, bu üyenin doğal olan bireysel ya da ortak meşru savunma hakkına halel getirmez”’e göre yapmaktayken, Kandil’deki terör yuvalarını zırhlandıracak, BM’nin 51’inci maddesi aleyhine sınır ötesi operasyonları ortadan kaldırıcı, “Irakla Terörle Mücadele Anlaşması” dönemin İçişleri Bakanı Beşir Atalay tarafından 28 Eylül 2007’de Ankara’da Irak Dışişleri Bakanı Cevad Bolani ile imza edilmiş,(7)

Güney Kıbrıs Rum kesiminin Avrupa Birliğine dâhil olmasıyla ilgili Ek Protokol Beşir Atalay tarafından imza edilmiş,

Polis Akademisinde Kürt Açılımı, açılmış, (8)

Daha önceden bilinmedik sözde araştırmacı yazarlar piyasaya çıkmış, gazetelerde, televizyon programlarında etkin olmuş, kanaldan kanala dolaşan isimler Adalet ve Kalkınma Partisince başlatılmış olan açılımı övüp duruyorlarken, teröristlerin, askerlerin önünden ellerini kollarını sallayarak geçiyor olduklarına dair haberler basında yer alıyordu.

Gazetelerde yer alan haberlerden bazıları görsel olarak şöyleydi;







(Erdoğan: PKK düşman değil ‘suçlu’ 14.10.2008)

Bir ulusun meydana getirdiği devletin görevi halkın eğitim, sağlık, adalet ve güvenlik ihtiyaçlarını karşılamaktan başkaca bir şey değildir. Güvenlik ihtiyacı iç ve dış olarak ikiye ayrılır. İç güvenlik, şehirlerde polis, kırsal kesimlerde jandarma yoluyla karşılanırken, dış güvenlik Silahlı Kuvvetin birer bölümü olan Kara, Deniz, Hava kuvvetleri yoluyla sağlanır. Milli istihbarat teşkilatı ise hem iç hem de dışta gerekli istihbaratları sağlar.

Dünyanın gelişmiş ülkelerinde Polis, Jandarma iç güvenliği sağlarken, dış tehditlerin diplomatik yollarla ortadan kaldırılamaması halinde ise Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri, meclis kararı ile kullanılır.

Güvenlik olmadan bir ülke ayakta kalamaz, devlet olamaz, devlet olsa da devletliğini sürdüremez.. Güvenlik sağlandıktan sonra eğitim, sağlık ve adalet işlemleri yürütülebilir, her şey güvenlik üzerine inşa edilir.

Eğer güvenliği ortadan kaldırırsanız hiçbir şey ortada kal(a)maz!

Türk Ordusunun elini kolunu bağlayıp PKK’yı serbest dolaşır hale getirenler, demokratikleşmeyi askersiz devlet zannedenler, PYD’ye yardıma giden Peşmergeye topraklarını açanlar,  çözüm süreci adı altında, şehirlerde mevzilenmesini görmezden gelenler; bilerek veya bilmeyerek -ki devlet, öngörü sahibi olamayan bilemeyenlerce yönetilemez- ileride başlayacak olan şehir savaşında PKK’ya büyük avantajlar sağlamış oldular. Devleti yönetenlerden Beşir Atalay’ın açık ve net olarak “T.C Devleti ile hesaplaştık” sözleri, bu anlamda çok manidardır.

Bütün bu olanlardan sonra, pek çok davalar ile mücadele etmiş, oyalatılmış, demoralize olmuş olan asker şehirlere, mahallelere yerleşip hazırlık yapmış olan PKK ile mücadeleye adeta sürüldü, denilebilir.

Ve sonuç ortada,

PKK ile asker, polis, korucu ve halkın mücadelesi olanca şiddeti ile devam ediyor.


(Şehir çatışmasında, Askerin Özel Harekat Polisine siper olduğu an)


(Şırnak merkezde evinin önünde, çocuklarının yanına, teröristlerin silahlı saldırısı sonucu 30.01.2016'da ŞEHİT olan 44 yaşındaki geçici köy koruyucu Murat Sevim.)

Diyarbakır Sur’a yerleşmiş teröristlerin şehirden atılması için sokağa çıkma yasağının ilan edildiği 2 Aralık 2015 tarihinde başlayan operasyonlar 10 Mart 2016 tarihine kadar, 103 gün aralıksız sürdü ve çıkan çatışmalarda 271 teröristin etkisiz hale getirildiği, 68 vatan evladının şehit olduğu açıklandı. (9)

Teröristlerden temizlenmesi sürecinde Sur’un masum halkının çektiği acılar, kayıpları, yıkılan evler, işyerlerindeki zararlar, şehrin altyapısı uzun yıllar telafi edilecek gibi değil.

Lice, Silvan, Varto, Kulp, Doğubeyazıt, Yüksekova, Sur, Bağlar, Cizre, Silopi, Nusaybin, Dargeçit, Kamışlı, idil gibi Doğu/ Güney Doğu illerinin çoğunda operasyon halen sürmekte.

Ülke toprakları resmen işgal edilmiş halde.

Bir zamanlar PKK'ya göz yuman siyasi iradeden, 21.03.2016 günü TRT'de yayımlanan "Cumhurbaşkanı'nın Gençlerle Buluşması" isimli programda Erdoğan'dan gelen itiraf ise şöyle;


***
Zaman zaman insan şunu da düşünmeden edemiyor. Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün bir lider olduğunu kabul etmeyen, her fırsatta “sarhoş, çocukların eline bira şişesi tutuşturdu, put gibi önünde dikilmeye ne gerek var, cumhuriyet dönemi enkazdı…” gibi söylemleri dillendirenler, PKK kullanılarak bir sözde savaş sonucu yine devlet gücüyle, 2000’lerin başında olduğu üzere, “yılların terörünü çözdük” diyerek acaba “kurtarıcı” olunmak mı isteniyor? Bunu zaman gösterecek.

Başlık ile yazıyı bitirelim;

Siz olsaydınız, sahanıza, devlet sınırlarınızın içine düşmanı mevzilendirir miydiniz?

 

Dipnotlar:

(1) http://www.milliyet.com.tr/her-rutbeden-tutuklu-var/gundem/gundemdetay/27.01.2013/1660794/default.htm

(2) http://www.gazetevatan.com/iste-bilanco--450207-gundem/

(3) http://www.hurriyet.com.tr/eski-genelkurmay-baskani-ilker-basbug-tutuklandi-19615243

(4) http://www.internethaber.com/basbug-ve-eruygura-muebbet-567999h.htm

(5) http://www.iha.com.tr/haber-ilker-basbug-icin-26-ay-sonra-tahliye-338328/

(6) http://www.gazetevatan.com/kamer-genc-ten-sasirtan-ilker-basbug-yorumu--615478-gundem/

(7) http://www.oncekultur.com/?Syf=26&Syz=190902

(8) http://www.oncekultur.com/?Syf=26&Syz=212245

(9) http://www.ensonhaber.com/surda-103-gun-suren-operasyon-sona-erdi-2016-03-10.html



4868 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Mahlas sonu - 07/07/2019
Değerler silsile halinde ilerler. Değerler değerleri yaratır. Değer, bir kültürün sonucudur.
Bireyin korunma ihtiyacı ve kültürel yapı - 26/04/2019
Dünyaya sattığı bir sanayi ürünü olmayan ülke onlara ne verebilir veya onlar ülkeye ne verebilir?
Siyasetçi ile Politikacı arasındaki fark - 22/04/2019
Politikacı partiler ile Siyaset yapan partilerin kitleleri arasındaki fark; Politika ile Siyaset arasındaki fark kadardır.
Siyasi Görüş Devlet Adamlığı Kaynaklı Olunca Fayda Sağlar - 20/04/2019
Devlet bir sistem, Ulus haline gelebilen toplumlar devletleşir.
Huzur, refah, saygı, saygınlık, kalite, üretim, bilimsellik ve demokrasi bilinci - 16/04/2019
Bütün düşüncelerin temeli, niyet; kötü mü, iyi mi? Aranması gereken de bu.
Toplumlar, diğer toplumların etkisi altına girdirici koşullarını bizzat kendisi hazırlar. - 13/04/2019
Geri kalmış toplumların akıl ile sınavı.
Ezberci eğitim, feodal yapı, tarikatlar ve toplumsal düşünce - 09/04/2019
Ezberci eğitim, feodal yapı, tarikatlar ve toplumsal düşünce
Geleceğin nasıl olacağını bugün yetiştirilen çocuklarda görebilmek gerekir - 08/04/2019
Dün, bir gündü dünde kaldı. Bugün bu gündür, hakikatte şu andır.
Çanakkale Zaferi, Öncesi ve Sonrası - 18/03/2019
Bir milletin geleceği için sonrası başından ve ortasından daha önemli…
 Devamı
Site Haritası
KİTAP ÖNERİLERİ
sömürgeleşen türkiye cihan dura ile ilgili görsel sonucu
sırtımdaki postal ile ilgili görsel sonucu

Anılarla mayıs 1970 - Ocak 1975 astsubay ve Eşlerinin Hak ve Adalet Arama Mücadeleleri
Yazar: Abdullah İnaler
iblisin kıblesi ile ilgili görsel sonucu