• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/index.php?stype=lo&lh=Ac8dWUoq1V36L4Hy
  • https://twitter.com/
A24 Gayrimenkul

Ö/K Facebook

Ö/K Twitter


Hava Durumu
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar6.72616.7530
Euro7.53867.5688
Saat
Takvim
GAZETE
Önce Kültür/Yazarlar
Gazeteler
Türkçe Müzik
Yabancı Müzik
Sinema
TV YAYINLARI
METİN AYDOĞAN: SİNCAN UYGUR, EMPERYALİZM VE ÇİN
Çin'e yönelik; Uygurlar üzerinden yürütülen propagandalara ilişkin haber, yazı ve yorumlar bu başlık altındadır.
***
METİN AYDOĞAN: SİNCAN UYGUR, EMPERYALİZM VE ÇİN

Sincan Uygur ve Geçmiş
Çinlilerin Sincan (Sintzyan) adını verdiği Uygur bölgesi, Orta Asya’nın doğusunda yer alan, geçmişinde yüksek bir uygarlığın yer aldığı Türk ülkesidir. Tarihi, Çin’le olan çatışmalı ilişkiler ve başka Türk boylarıyla sürüp giden savaşımlar tarihi gibidir. Uygurlar için Çin’le ilişkiler, içiçe geçen 1350 yıllık uzun bir süreçtir. Kimi zaman Türk boylarına karşı Çin’le birlikte davranılmış, kimi zaman Çin’e karşı Türk boylarıyla birlik olunmuştur. Örneğin, Uygur Beyi Tumitu Göktürklere karşı Çin’in desteğini alarak, 744’de devletini kurdu. Bu işbirliği Göktürk Birliği’nin dağılmasına neden oldu. Uygurlar, 751’de Talas’daki Çin-Arap Savaşı’nda Arapların yanında yer aldı ve Türk bölgelerine büyük zarar veren Arap egemenliğinin gerçekleşmesini sağladı.
Uygurlar, 8.yüzyıl ortasıyla 9.yüzyıl ortasına dek geçen yüzyıl içinde, yüksek bir uygarlığa ulaştılar. Ticaret dini olarak nitelenen Manieizm’e inandıkları bu dönemde, tarım ve ticareti geliştirerek toplumsal gönenci yükselttiler; eğitim, sanat ve bilimde çağını aşan bir kültür yarattılar. Ancak, bu uygarlığı koruyup geliştiremediler. MS. 840’da Kırgızlara yenildiler ve devlet olarak tarih sahnesinden çekildiler.
Uygurlar, 850’den günümüze dek 1165 yıldır devletten ve bağımsızlıktan yoksun olarak yaşadılar. Cengiz Han’ın Moğol egemenliği dışındaki tüm zamanlarda Çin’in etkisinde kaldılar.
1949 Çin Devrimi, ülkenin tüm eyaletleri gibi Sincan Uygur bölgesi için de dönüm noktası oldu. 10 milyon (9 706 961) kilometrekarelik bu büyük ülke, Batılılarca sömürge durumuna getirilmiş, işgaller görmüş ve Çin halkı çok yoksul düşmüştü. Hastalıklar ve kıtlıklar milyonlarca insanı öldürüyor, sefalet iç bölgelerdeki kentlerde ve kırlarda felaket haline geliyordu. Ülkenin en Batısında ve en uzak ucunda bulunan Sincan Uygur’da yoksulluk, uzaklığı kadar derin, büyüklüğü kadar yaygındı.
1949 yılında Çin nüfusunun yüzde 90’dan fazlası kırlarda yaşıyordu. Birbiriyle ilişkisi olmayan birçok bölge, kendi silahlı gücüne sahip büyük savaşçı beylerin denetimi altındaydı. 55 ayrı ırk, başta BudhacılıkLamacılık ve İslamiyet olmak üzere birçok din, onlarca dil ve yüzlerce yaşam biçimi vardı. Beş bölge, 29 il ve 69 yönetim birimi varlığını sürdürüyordu.
Dağlarda ve vahalarda klanlar halinde, feodalizm öncesi ilişkilerle yaşayan göçebe insan toplulukları bulunuyordu. Sanayi, ulusal varsıllığa hemen hiç katkıda bulunmuyordu, çünkü yoktu. Oysa kullanabileceği hammadde kaynakları ve sınırsız işgücü vardı. Çalışan az sayıdaki işletme sömürge tipi işletmeydi. Genellikle yabancı sermayeye ait bu işyerlerinde Çinli işçiler, on iki saat işgünü, çift vardiya koşullarında, düşük ücretle, kadın ve çocuklar da dahil olmak üzere çalıştırılıyordu.
Kalkınma
Çin, çok kısa süre içinde, “mucize” olarak nitelenen kalkınmasını sağladı. Atatürk’ün 1930’larda bulup uyguladığı Karma Ekonomi ya da sosyal piyasa ekonomisi denilen yöntemle görkemli bir gelişme sağladı. Önce halkını yoksulluk ve hastalıktan kurtardı. 1978 ile 1985 arasındaki yalnızca 7 yıl içinde mutlak yoksulluk içindeki 170 milyon insanı açlıktan kurtardı. Bu sayı Japonya’nın nüfusundan çok, Almanya ve İngiltere’nin toplamının iki katıydı.
Yeni yönetim, sanayi yatırımlarına önem verdi, yıllık ortalama yüzde 10 büyüme hızıyla bu büyük ülkeyi sanayi ülkesi durumuna getirdi. Eğitimde, sağlıkta, ulaşımda yüksek teknolojide olağanüstü gelişme sağladı. Ekonomide ABD’yi geçip birinci güç oldu, küresel ticarette dünya devi durumuna geldi.
Çin bugün dünyanın geleceği için özgün bir rol oynuyor. Emperyalist yöntemleri kullanmadan, emperyalist ülkelere karşı mücadele ediyor. Dış yatırımlarının çoğunu azgelişmiş ülkelere yapıyor.
Özerklik ve Sincan Uygur
Çin’de 400 civarında etnik topluluk bulunuyor. Bunlardan 55’şine, azınlık konumuyla resmi statü kazandırılmış. Çinliler dışındaki 55 etnik yapıya, yoğun biçimde yaşadıkları bölge, “Bölgesel Özerklik” alanı olarak ayrılmıştır. Bunların, kendi abeceleri (alfabeleri) ve anadilde eğitim hakları vardır. Mülk edinme, çalışma, işyeri açma, seyahat etme, örgütlenme gibi haklar yasal güvence altına alınmıştır. Güvenlik gücü kurabilir, milis oluşturabilir, yerel yasa çıkarabilirler. Eğitimde kontenjan kullanmakta, iş kurmada vergi bağışıklıklarından yararlanmaktadırlar.
Sincan Uygur Özerk Bölgesi, 55 özerk bölgeden biridir. Çin’in altıda birini oluşturan 1 milyon 665 bin kilometrekare yüzölçümüyle, ülkenin en büyük özerk bölgesidir. Resmi dili Uygurca ve Çincedir. Bölge nüfusunun yüzde 45’i (8,5 milyon) Uygur, yüzde 40’ı (7,5 milyon) Çin kökenlidir. Çin’in kullandığı pamuğun yüzde 90’ını, petrol ve doğal gazın yüzde 30’unu Sincan üretmektedir.
Sincan Uygur, devrimin kazanımlarından ve Çin’deki gönenç yükselişinden, öbür özerk bölgeler gibi payını almış, tarihinin en hızlı gelişmesini yaşamıştır. 20. Yüzyıl ortasında, açlık ve hastalık içinde işsiz ve yoksul, adeta terkedilmiş bir bölgeyken, bir kaç on yılda temel gereksinimleri karşılanan ve sürekli gelişen bir yurt durumuna gelmiştir.
ABD başta olmak üzere Batı, Çin Devrimi’nden çok rahatsız olmuştur. Türk Devrimi’ne yaptığı gibi; gizli-açık, görünür-görünmez, silahlı-silahsız tüm gücüyle ve sürekli olarak saldırgan bir tutum izlemiştir. Kore Savaşı gerçekte Çin’e karşı bir savaştı. Vietnam da öyle. Çin direnip güçlendikçe geri adım attı ancak tutumundan vazgeçmedi. Saldırgan aracılar, işbirlikçiler ve terör örgütleyerek tutumunu sürdürdü. Şimdi Pasifik’teki egemenlik için Çin’le çatışmaya hazırlanıyor. Çin’e karşı küresel bir kampanya başlatmış durumda.
ABD, Sincan Uygur’u küresel düzeyde yürüttüğü bölme politikasının bir parçası olarak kullanmaktadır. Bu kullanım yeni de değildir. NATO’yu kurduktan sonra pekçok yerde yaptığı gibi, Sincan’da da eyleme geçti. 1950, 1953, 1958, 1962, 1965 ve 1968’de altı kez karışıklık çıkarmaya çalıştı. Başarılı olamadı ancak tutumundan vazgeçmedi. Ellili ve atmışlı yıllar, Yeni Dünya Düzeni’nin kuruluş, sosyalist bloğa ve Çin’e karşı savaşımın yoğunlaştığı yıllardı.
Amerikalılar, uzunca bir süre Sincan Uygur’a yönelik doğrudan bir girişimde bulunamadı. Dışarda yaşayan Uygurlulardan işbirlikçi yetiştirip bunları örgütlemeğe çalıştılar. 1992’de, Rıza Bekin adlı Türk Ordusundan emekli bir General, İstanbul’da bir vakıf kurdu ve Doğu Türkistan Milli Kurultayı diye bir kurultay düzenledi. Rıza Bekin, 1949’da Almanya’da askeri istihbarat, 1953’te ABD’de subay muharebe, 1959’da yine ABD’de stratejik istihbarat konularında eğitim almış Uygur kökenli bir subaydı.
İstanbul’daki kurultaya benzer bir kurultay Almanya’da Münih’te yapıldı. Bu iki kurultay ve başka küçük kurultaylar, 2004’te birleştirilerek Dünya Uygur Kurultayı oluşturuldu. Başkanlığına ABD Enformasyon Ajansı başta olmak üzere Batı’nın hemen tüm haberleşme kurumlarıyla çalışan Erkin Alptekin adında Uygur kökenli bir kişi getirildi. Aynı yıl, Sürgündeki Doğu Türkistan Hükümeti kuruldu.
Erkin Alptekin, yalnızca Uygur sorunuyla değil, Çin’e karşı hemen tüm etkinliklerde yer aldı. Örneğin, yanına Tibet’ten ve İç Moğolistan’tan kaçan kimi ayrılıkçıları da alarak, “Doğu Türkistan, Tibet, İç Moğolistan Federasyonu” adlı bir örgüt kurdu. Daha sonra ABD’nin desteğiyle küresel düzeyde etkinlik gösteren ve ayrılıkçılığı yayan “Temsil Edilmeyen Ülkeler ve Milletler Örgütü”nü kurdu. Kürtleri de içine alan bu örgüt, küreselleşme ideologlarının; “küçülme”, “parçalanma” ve “kabileselleşme” söylemleriyle “1000 ülkelik bir Dünya” olarak tanımladığı yeni dünya düzeninin ayrılıkçı politikalarını yürüten bir örgüttü.
Dünya Uygur Kurultayı’nın bugünkü Başkanı Rabia Kadir adında Eski Çin yurttaşı Uygurlu bir kadındır. Ülkesinde casusluktan 8 yıl ceza almış, ABD’nin ısrarlı ricasıyla salınmıştı. Şimdi aynı Fetullah Gülen gibi, ABD Hükümeti’nin koruyuculuğu altında orada yaşıyor. Sincan Uygur’daki ayrılıkçı eylemleri yönetmeye çalışıyor.
Terör ve Urumçi Olayları
ABD, Orta Asya ülkelerinin Sovyetler Birliği’nden ayrılmasıyla buradaki varsıllığın sahipsiz kaldığına inandı ve Orta Asya’ya girmeğe karar verdi. Bu karar, bölgede ve özellikle bölgenin büyük ülkesi Sincan Uygur’da yeni bir terör dalgasının yayılmasına neden oldu.
2008 yılında düzenlenen Yaz Olimpiyatları, tüm dünyada büyük beğeni kazanmış, Çin’in eriştiği teknik ve toplumsal düzey görkemli bir gösteriyle ortaya konmuştu. Ekonomistler, küreselciler dahil, Çin’deki ekonomik gelişmenin “başdöndürücü” bir hızla sürdüğünü ve yakında ABD’yi geçeceğini söylüyordu.
Urumçi olayları bu dönemde, 2009’da ortaya çıktı. Uzun süren kışkırtmalar sonunda çatışmaya hazırlanmış bir küme, bir gözaltı olayını bahane ederek gerilimi etnik çatışmaya çevirdi. Yönetim binası önünde gösteri yapmak isteyen bir küme, güvenlik güçlerince gözaltına alınca olaylar başladı. İnternet iletişimi, özellikle yurtdışı bağlantısıyla kışkırtmada etkili olmuştu. Uygur kökenliler, Çinlilere saldırmış; 14 ev, yüzlerce araba yakılmış, 200 dükkanı tahrip edilmişti. Güvenlik güçleri duruma müdahale etmiş, 183 kişi yaşamını yitirmişti. Ölenlerin 46’sı Uygur 137’si Çin kökenliydi.
Urumçi olayları üzerine, yazılı ve görsel basında Batı merkezli yalan ve yanlışa dayalı büyük bir kampanya başlatıldı. Dünya Uygur Kurultayı ve onun başkanı Rabia Kadir, bu kampanyada yoğun biçimde kullanıldı. Rabia Urumçi’de 3 bin Uygurlunun öldürüldüğünü açıkladı. Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları İzleme Örgütü, İslam Konferansı gibi malum örgütler, olayı şiddetle kınadılar. TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, olayı “vahşet” olarak niteledi ve “Sincanda Müslümanlara karşı soykırım uygulandığını” söyledi. Çin Hükümeti, bu açıklamayı “akla ve mantığa uymayan” sözler olarak niteledi.
Urumçi olayları üzerine Reuters Haber Ajansı’nın tutumu, Batı basının genel yaklaşımına bir örnektir. Reuters, bir küme sivilin çok sayıda silahlı polisle çevrilmiş bir fotoğraf yayınladı. El Cezire Televizyonu’na çıkan Rabia Kadir fotoğrafı göstererek, Urumçi’de orantısız güç kullanıldığını söyledi. Oysa, fotoğraf başka bir olaya aitti ve Sauthern Metropolis Weekly’de daha önce yayınlanmıştı. Reuters bu yayın nedeniyle okuyucularından özür diledi.
Benzer nitelikte yayın yapan ancak özür dilemeyen yayın organları da vardı. Türkiye’de; Hürriyet, Milliyet, Posta, Radikal ve Sözcü, ölülerle dolu bir fotoğrafı, 7 Temmuz’da “Sincan’da Müslüman Katliamı” başlığıyla birinci sayfadan verdi. Bu fotoğrafın, Çin’in başka bir bölgesinde, Hangcau’daki bir trafik kazasına ait olduğu ortaya çıktı. Bu gazeteler okuyucularından özür dilemedi.
2014 Olayları
Urumçi olaylarından sonra merkezi hükümetin aldığı birleştirici kararlar, olayların durulmasını sağladı, ekonomik gelişme gözle görülür bir gönenç yükselmesine yol açtı. Ancak, Çin’in ABD ekonomisini geçtiği 2014’te olaylar yeniden başladı.
Bu kez, olaylar nitelik değiştirmiş, kitlesel eylem gücünü yitiren ayrılıkçı devinim, terör eylemlerine girişmişti. 1 Mart 2014’te, ülkenin Güneyindeki Kunmink’teelleri palalı 8 kişi istasyonda savunmasız 37 kişiyi palalarla öldürdü. “Çin’in 12 Eylül’ü” diye tanımlanan bu kırım, Çin’de büyük bir öfke dalgasının yayılmasına neden oldu.
22 Mayıs 2014’te, Urumçi’de pazara yapılan bir canlı bomba saldırısında, her iki etnik kökenden 39 kişi öldü.
Uygurların Sahip Olduğu Haklar
Sincan Uygur Özerk Bölgesi, 1984’te çıkarılan, “Bölgesel Etnik Özerklik” Yasasının tüm koşullarından yararlandığı gibi, bölgeye özel kimi ek ayrıcalıklara da sahiptir. Sincan’da yaşayan Çin kökenliler, “Uygurların kendilerinden daha çok hakka sahip oldukları için” ciddi düzeyde rahatsızdırlar.
Uygurlar; eğitim, siyaset, aile planlaması, yargı bağımsızlığı uygulamalarında seçenekli politikalara sahiptir. Yönetim organlarına yüksek temsil, tek çocuk politikasından muafiyet, üniversite sınavlarında ek puan, Uygurların kullandığı ayrıcalıklardandır.
Urumçi olaylarından hemen sonra, Sincan Uygur’un geleceği için tarihi önemi olan, Birinci Sincan Ulusal Çalışma Konferansı düzenlendi. ÇKP’nin tüm önder kadrosu, Hükümet, üst düzey askeri ve sivil görevlilerin katıldığı Konferansta, “Kalkınmada Sıçrama” adı verilen bir program kabul edildi. ÇKP, programın başarıya ulaşması için olanaklarının tümünü kullanacağını açıkladı.
Konferansta, Sincan Uygur’daki kişi başına düşen ulusal gelirin 2015’e dek, ülke ortalamasına çıkarılması kararlaştırıldı. Alınan kararlara uygun olarak, azgelişmiş olan Güney Sincan’a 350 milyar dolarlık sabit yatırım yapıldı. Sinopek Petrol, Cahina Petrol gibi enerji devleri, vergilerini Sincan’da ödemeye başladı. Üstelik vergiler artık, miktar bazlı olarak değil katma değer biçimiyle ödenecekti. Bu uygulamayla iki şirketin Sincan’da ödediği vergi 6 kat artmıştı.
Sincan Uygurlu şirketlere, kapsamı geniş vergi bağışıklığı (muafiyeti) getirildi. Vergilerde indirim yapıldı. Orta Asya’ya açılan kapı durumundaki Kaçgar serbest ekonomik bölge ilan edildi. Sincan’daki devlet kuruluşlarında çalışanların yüzde yetmişini Uygur kökenli olması kararlaştırıldı.
2010’da Pekin’de yapılan ve Sincan Uygur bölgesinden 19 toplum önderinin de katıldığı, Sincan Kalkınma Konferansı düzenlendi. Konferansta, gelişkin Doğu illerinin Sincan’a bütçe desteği vermesi kararlaştırıldı. Şanghay, bütçesinin yüzde 0,6’sı Sincan’a ayrıldı. 2011’de bölgeye 1,4 milyar dolar aktarıldı.

Metin Aydoğan

https://kuramsalaktarim.blogspot.com/2019/12/sincan-uygur-emperyalizm-ve-cin.html?fbclid=IwAR0vhhuRP22KFxj3639wVD_8icQJk-acY4zFNoGEq6ukeYWM_NcGTZO-vxY#more

*****

Yukarıdaki Metin Aydoğan'nın yazısında bahsi geçen kişilerden bazıları bu videoda görülmektedir:

DÜNYA UYGUR KONGRESİ PARİS'TE TOPLANDI



Washington'da Dünya Uygur Kurultayı




***

Öcalan'ın yeğeni de Uygur kampanyasına katıldı



ABD’nin bir süredir Çin’i karıştırmak ve Türkiye- Çin ilişkilerini bozmak için sürdürdüğü 'Uygur Türkleri' kampanyasına HDP sözcüleri de katıldı.

14.12.2019
ZİHNİ ERDEM / ANKARA

ABD’nin bir süredir Çin’i karıştırmak ve Türkiye- Çin ilişkilerini bozmak için sürdürdüğü “Uygur Türkleri” kampanyasına HDP sözcüleri de katıldı. Abdullah Öcalan’ın yeğeni Ömer Öcalan iktidarı Uygur Türklerine yapılan zulme karşı çıkmamakla eleştirdi.

Ömer Öcalan, TBMM’de HDP adına yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Çin’de Uygur Türklerine yapılan zulüm politikasının karşısına açık yüreklilikle çıkıp Çin yetkililerine anlatamıyorsunuz. Çünkü bu ülkede Kürtlere yaptığınız hakaret, zulüm, iradesini gasp etme önünüze çıkacaktır. Bu kirli politikalar tabii ki sonuca ulaşmayacak. Kendi Kürt meselenizi çözmediğiniz için Çin’de Uygur Türklerine yapılan zulmün karşısında duramıyorsunuz.”

Aydınlık - 14.12.2019

https://www.aydinlik.com.tr/ocalan-in-yegeni-de-uygur-kampanyasina-katildi-turkiye-aralik-2019

***
Sabahattin Önkibar: 'Yaşasın Kürdistan' diyen Uygur derneği

Telefonda ülkücülerin iyi tanıdığı milliyetçi bir akademisyen. (İznini almadığım için adını yazmıyorum ama gerekirse açıklarım)
-”Sabahattin Bey, Uygurlarla ilgili yazınızı okuyunca size bir anımı nakletme gereğini duydum.”
-Buyurun hocam.
-”Kayseri Erciyes Üniversitesi’nde görev yaparken bir gün Uygur Türkleri heyeti beni ziyarete geldi ve dergilerine abone olmamı istedi. Ben abone olduğum gibi 16 arkadaşımın abone olmasını sağladım.”
-Evet
-”Ancak dergiyi görünce dehşete düştüm!”
-Niye hocam?
-”Her sayısında açıktan Amerikancılık yapılıyor!”
-Öyle mi?
-”Aradan zaman geçti yine bir gün Doğu Türkistan Derneği Başkanı Seyit Tümtürk bir grupla beraber beni ziyaret etmek istedi (Bu isim şimdi Dünya Uygur Kongresi Genel Başkan Yardımcısıdır) ben de kabul ettim.”
-Sonra?
-”Seyit bey, ‘Hocam , Rektör bey’e gelmişken size de selam verelim’ diye uğradık dedi.”
-Evet.
-”Ben hemen şunu söyledim. ‘Bakın biz Türk Milliyetçileri ve ülkücüler, Dış Türklerle yakından ilgiliyiz ama sizin derginizde açıktan Amerikancılık yapılıyor. Bu kabul edilemez.’”
-Seyit Tümtürk’ün tepkisi ne oldu?
-”Adam; ‘Hocam ne var bunda, Amerika özgürlük savaşçısı bir büyük ülke ve bizim doğal müttefikimiz. Beni defalarca ABD’de ağırladılar. Biz mücadelemizi onlarla beraber veriyoruz’ dedi.”
-Devam edin lütfen.
-”Seyit Tümtürk’e, ‘Yahu ABD’nin ipi ile kuyuya inilir mi?.. Bunlar kullanır atar, Emperyalist... ABD sayesinde kim özgür olup devlet kurmuş’ deyince ne cevap verdi tahmin edin.”
-Ne cevap verdi?
-”Vallahi, ‘Kürtler ABD sayesinde devlet kuruyor, onlardan sonra sıra bizde’ dedi... Ben hiddetle ‘Kürtlerin devlet kurmasına taraftar mısınız?’ deyince, ‘Elbette taraftarız, sonra sıra bize gelecek’ demez mi!.. Sabahattin Bey haklısınız; CIA, Uygur Türklerini kışkırtıyor ve kanlarına girecek... ABD, büyüyen Çin’e karşı onları kullanıp kargaşa çıkartma peşinde... Zaten Seyit Tümtürk, ABD ile işbirliği içinde olduklarını saklamıyor, bununla övünüyor.”
Sonuç ve hüküm:
Bu telefon da ispat ediyor ki Ramazan ayı ile beraber üfürülen oruç haberleri ve tepkiler CIA tezgahı... Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz ABD’nin maşası olmayıp, Çin’le birlik halinde iktidara yön verecek şekilde etkili güç olmaya çaba göstermelidir.
17-25 ve Saray’a karşı İlgezdi!
CHP’deki önseçim süreci sonrasında Can Ataklı’ya şöyle sitem etmiştim:
-”Senin gibi biri, siyaset soluyan benim bile adını hiç duymadığı Gamze İlgezdi’nin nasıl gerisine düşer?”
Ataklı şu karşılığı vermişti:
-”İstanbul’da yapılan ön seçim değil tuluattı zira Ataşehir Belediyesinin öncülüğünde kurulan ekipler seçime mezhepçi anahtar listeyle müdahale ettiler.”
Can Ataklı’nın önseçimde böyle birinci oldu dediği Gamze İlgezdi ise kocası Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi ile beraber bu aralar rezidansları ile manşetlerde.
Kuşku yok atılan bu manşetler 17-25 yolsuzlukları ve Kaçak Saray gibi konulardan bunalan yandaşların kampanyasıdır ancak İlgezdiler de en azından ilk bakışta sütten çıkmış ak kaşık gibi görünmüyorlar. İzaha muhtaç bir servet ve baldızda 50 daire!
Diyecekler ki o daireler helal paradan!
Öyle olsa bile baldızdaki 50 dairenin izahı ve inandırılması kolay olmayacak.
CHP bu olayla AKP’ye karşı en güçlü olduğu konudan durduk yerde vurgun yiyor.
Olması gereken İlgezdiler’in geçici bir süre için olsa bile behemehal CHP ile ilişiğinin kesilmesidir ki böyle bir tavır CHP’yi büyütür. Ha bunu yapmazlarsa artık Tayyip’in Sarayı ve Bilal’ın gemileri türü söylemlerin bir anlamı kalmayacaktır. Siyasette bazı şeylerin şuyuu vukuundan beterdir ki İlgezdiler olayı böyledir, dolayısı ile Kılıçdaroğlu bir şeyler yapmalıdır.

Aydınlık - 14.7.2015
https://www.aydinlik.com.tr/yasasin-kurdistan-diyen-uygur-dernegi

***

Hüseyin Vodinalı: Neden ABD yerine Çin protesto ediliyor?

Geçtiğimiz günlerde ABD yetkili organlarında iki önemli tasarı kabul edildi.

Bir tanesi ABD Senatosu’ndaydı.

1915 olaylarını “Ermeni Soykırımı” sayan karar tasarısı, 12 Aralık 2019 günü, Kongre’nin üst kanadı Senato tarafından oy birliğiyle kabul edildi.

ABD, Türkiye’yi resmen soykırımcı olarak tanıdı yani.

Aynı yasa tasarısı daha önce 3 kez Cumhuriyetçi senatörlerin oyuyla engellenmişti. Ama bu kez oy birliğiyle kabul edildi. Bunun anlamı, ABD’nin Türkiye’yi artık resmen düşman olarak görmesiydi.

Trump kararı imzalamadı ama, 24 Nisan’daki yazılı açıklamasında, “Büyük Felaket” (Meds Yeghern) ifadesini kullandı ve “1915’ten başlayarak 1,5 milyon Ermeni, Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında sınır dışı edildi, katledildi ya da ölüme zorlandı. Bu anma gününde ABD ve dünya genelindeki Ermeni toplumuna hayatlarını kaybedenlerin yasını tutmada katılıyoruz” dedi.

Türkiye’de buna bir kaç gün tepki gösterildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gerekirse İncirlik’i de kapatırız, Kürecik’i de” diye sert tepki verdi. Ama tabii ki hiç bir üs kapatılmadı.

Türk kamuoyunda da öyle ciddi bir eyleme, kitlesel bir ABD protestosuna şahit olmadık.


Bu tasarının kabulünün ardından 17 Aralık’ta bu kez, ABD’den Türkiye’ye yönelik yaptırım kararları çıktı.

Trump bu kez imzaladı.

Kararlarda, F-35’lerin teslim edilmemesi, S-400’lerden dolayı CAATSA’nın uygulanması, Türk Akımı enerji projesine yaptırım, Güney Kıbrıs’a silah ambargosunun kaldırılması gibi maddeler yer alıyor.

Buna da tepki gösterilmedi fazla.

İstanbul’un yarısını ada haline getirip, küresel alacaklılara (Duyunu Umumiye ) satışını öngören fantazi “Kanal İstanbul” projesi gündemi işgal ediverdi birden.

ABD’Yİ BIRAKTIK ÇİN’E DÖNDÜK

ABD’de bir diğer tasarı ise Temsilciler Meclisi’nde, Türkiye ile ilgili olandan 9 gün önce, 3 Aralık 2019 günü oylandı.

Bu da, Çin’i hedef alan bir tasarıydı.

ABD Temsilciler Meclisi, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki Uygur Türklerine yönelik baskı politikalarından dolayı Çinli yetkililere yaptırım uygulanmasını öngören yasa tasarısını kabul etti.

Tasarıda Çin yönetimi “toplama kampları” ifadesi ile Hitler Almanyası’na benzetiliyordu.

Gerekçe ise Çin yönetiminin, “Milyonlarca Uygur’u çalışma kamplarına doldurarak etnik ve dini baskı uygulamasıydı”.

Ana bi de baktık ki, Türkiye’nin en önemli meselesi bu oldu.

Tüm sosyal medya Çin’in Uygur zulmü ve “Doğu Türkistan” edebiyatı ile doldu.

Tabii bu belli merkezden yönlendirilen propagandalar, Uygurların toplu katledildiği ve kadınlarına tecavüz edildiği yalan soslarına da bulandı.

Sokakta ise yine belli merkezlerden yönetilen dinci dernekler, kartondan Çin Seddi filan yıkarak “Kızıl Çin”i protesto etti.

Peki işin aslı neydi?

İşin aslı Çin’in Sincian’daki dinci teröre karşı iş edindirme ve eğitim başlıklı merkezler oluşturması ve dinciliğe eğilimli (başta Kaşgar olmak üzere) kırsal bölgelerdeki Uygur halkını bu merkezlere toplayarak hem bir sanat edindirmesi, hem de medreselerde yıkanmış beyinleri çağdaşlığa teşvik etmesiydi.

Çin yönetimi bu kamplara uluslararası medyadan temsilcileri de davet edip, göstermişti de.

Türkiye’den Sabah gazetesi muhabiri bile gezip gördükten sonra, “Bize farklı anlatılmış” demişti.

Uygur bölgesi, CIA bağlantılı IŞİD ve El Kaide teröristlerinin en başta gelen ilgi alanı. Çin’in zamanında Uygurlar için Arap alfabesini kabul etmesi,bölge halkının köktendinci Vahabi terörüne açık hale gelmesine yol açtı.

2009’da ayaklanan aşırı dinci Uygurlar sokakta gördüğü Çinlileri, asker ve polisleri kesti. Urumçi Çarşısı’nda başı açık Uygur kadınlara kezzap atıyorlardı. Tren istasyonlarına palalarla saldırıp sivil halkı doğruyorlardı.


2011’de bunların önemli bir kısmı Suriye’ye gitti. Güzergah ise Tayland ve Türkiye üzerindendi.

Bugün Gelecek Partisi’ni kuran Davutoğlu, geçmişte bu işin organizatörleri arasındaydı.

Türkistan İslami Partisi adı altındaki Uygurlar, Suriye’de IŞİD ve El Kaide saflarında savaştılar.

Bugün de ETİM (Doğu Türkistan İslami Hareketi – East Turkistan Islamic Movement) adı altında İdlib’de sıkışmış vaziyetteler.

Suriye ordusu ile Türk askerlerini karşı karşıya getirmek için askeri kontrol noktalarından bazı saldırı ve provokasyonlar yaptıkları da biliniyor.


Dönelim Çin’e yaptırım tezgahına.

ABD’den yaptırım kararı çıkar çıkmaz çoğu Batılı 22 ülke, Çin yönetimine ortak bir mektup göndererek sözde “toplama kamplarında” tutulan Uygurların serbest bırakılmasını istedi.

Batılı ülkeler işin içinde olunca HDP’li isimlerde bile bir anda Uygur sevgisi doğuverdi.

Türkiye hükümeti ise bu işe karışmadı.

FETÖ bazlı sesler, bu kumpasa katılmayarak kendilerini şaşırtan AKP’ye de saldırıya başladı.

İyi Parti’den NATO çağrısı bile geldi.

Peki bu işin perde arkasında ne vardı.

ABD’de ele alınan tasarının 2 ayağı vardı temel olarak.

‘ÇİNLİ İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARI-CHRD’

Bir tanesi BM kapsamında oluşturulduğu izlenimi verilen “Network of Chinese Human Rights Defenders” (CHRD-Çinli İnsan Hakları Savunucuları Ağı) idi.

Bunlar aslında BM çatısı altında değil ABD himayesinde bir kuruluştu.

CIA bağlantılı rejim değiştirme örgütü NED (National Endowment for Democracy) isimli STK tarafından finanse ediliyorlardı.

Bu CHRD’nin 2018’de hazırladığı raporda, bir milyondan fazla Uygur’un bu kamplarda olduğu, 2 milyon kadarının da yarı zamanlı olarak buralarda zorunlu eğitime tabi tutulduğu belirtiliyordu.

Raporun dayanağı ise sadece 8 Uygur’un ifadeleriydi.

İşin komiği de, sadece Kaşgar iline ait röportaj verilerinden hareketle 20 milyonluk Uygur bölgesine genelleme yapılmıştı.

8 Uygur’un verdiği ifadelerde Kaşgar’ın çeşitli köy ve kasabalarından toplam 17,500 kişinin bu kamplara alındığı bilgisi verilirken, nüfusa oranın yüzde 13’e yakın olmasını, 20 milyonluk genel nüfusa orantılamışlardı.

Yani BM raporu olarak sunulan belge, aslında 8 Uygur’un tanıklığına dayanan afaki bir kağıt parçasıydı.

ABD Hükümeti de bu rapora dayanarak, 800 bin ile 2 milyon arasındaki Uygur’un bu yeniden eğitim kamplarında baskı ve işkenceye tabi tutulduğu iddiasını en sonunda yaptırım kararına dönüştürmüştü.

Çin Halk Cumhuriyeti ise bunları yalanlayarak, çok daha az sayıda teröre eğilimli kişinin, bu meslek edindirme kursları ve eğitim merkezlerinde bir sanat edinmesi için eğitildiğini bildirdi.

Yani ortada bir zorlama varsa bile bu öyle tecavüz, işkence, katliam, din değiştirme veya zorla hapis tutulma gibi bir uygulama değildi.

Ama Hitler’in bir dönem destekçisi olan (ve şimdilerde de bir hayli Neo-Nazi bulunduran) ABD bunu Nazi toplama kamplarına benzetiyordu.

Aynı CHRD, daha öncesinde de Çin’in batılılaştırılması adına çok çeşitli aşırı sağ gruplarla işbirliği yapmıştı.

ABD Hükümeti’nin Uygur konusunda, CHRD’den sonraki ikinci kaynağı da bunlardan biriydi.

ADRIAN ZENZ

Bu kişi Adrian Zenz adında evanjelik kökten dinci ve aşırı sağcı bir sözde akademisyendi.

Adrian Zenz

“Toplama kamplarında milyonlarca Uygur var” yalanının hamisi Zenz, 1993’te ABD hükümetince kurulan, aşırı sağcı Komünizm Kurbanları Hatırası Vakfı’na (VCMF) bağlı çalışan sözde Çin uzmanı bir araştırmacıydı.

Bu VCMF ise Ukraynalı eski Nazi Lev Dobriansky tarafından 1959’da kurulan, National Captive Nations Comittee’nin (Ulusal Esir Halklar Komitesi) bir alt organıydı.

Lev Dobriansky

NCNC, nazilerin, ırkçı ve faşistlerin toplaştığı, Soğuk Savaş döneminde Amerikan hükümetince beslenen anti Sovyet bir organizasyondu.

Eş Başkanı Yaroslav Stetsko, 2. Dünya Savaşı’nda Nazi Almanyası’nın Ukrayna’yı işgalinde Almanların yanında savaşan OUN-B faşist milis örgütünün lideriydi.

Yaroslav Stetsko

Bu Stetsko ile Dobriansky, aynı zamanda Dünya Anti Komünist Birliği’nin de kurucularındandı.

Gazeteci Joe Conason, bu örgütü “2 düzineden fazla ülkeden faşist, Neo-Nazi ve anti semitiklerin toplaştıkları organizasyonel bir vaha” olarak tanımlıyordu.

Lev Dobriansky, Eisenhower’den Reagan’a ve Bush’a kadar dönemin tüm ABD başkanlarıyla doğrudan görüşebiliyordu.

Bugün de Dobriansky’nin kızı Paula, VCMF yönetim kurulu üyesidir.

Paula Dobriansky de, Reagan ve baba Bush ile danışman olarak mesai yapmış, “New American Century” (Yeni Amerikan Yüzyılı) belgesinin yazımında rol almış, NEO konservatif akımın öncülerinden bir isim.

VCMF, Washington merkezli çalışan ve Venezuela’dan Çin’e kadar rejim değişikliği için uğraşan bir örgüt. CIA maşası yani.

“Çin’e karşı çalışmam için beni Tanrı gönderdi” diyecek kadar fanatik dinci ve ırkçı bir tip olan Adrian Zenz, işte bu şebekenin öne çıkardığı bir adam.

14 Batılı ülkeden 17 dev medya grubunun oluşturduğu konsorsiyum sponsorluğunda eş zamanlı yayınlanan “China Cables” dokümanlarına ve yine aynı gruplar tarafından kurulan “ICIJ”na (International Consortium of Investigative Journalists-Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu) da işte bu Adrian Zenz, CHRD ile birlikte kaynaklık ediyor.

Batılı medya organlarına konunun uzmanı olarak davet edilen Zenz, sayıları da sürekli artırıyor.

2018’de “1 milyon Uygur kamplarda” derken, 2019 martında 1 buçuk milyon, kasım ayında ise bu sayıyı 1,8 milyona çıkarttı.

Zenz’in kaynaklarından biri de, 2016’da Türkiye’de kapatılan “sürgündeki Uygur medyası” İstiklal TV ve tutuklanan sahibi Abdülkadir Yapçan.

Japonya’daki Newsweek dergisinin Yapçan’ın iddialarını haberleştirmesi üzerine Zenz de bu bilgileri doğruymuş gibi vermeye başladı.

1958 Kaşgar doğumlu Yapçan aynı zamanda ETİM’in de lideri.

ETİM, ABD, AB ve BM Güvenlik Konseyi’nce resmen terörist olarak tanımlanan bir örgüt.

Silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek ile evrakta sahtecilik suçlarından İstanbul Adliyesi’nde yargılanan Yapçan, halen adli kontrol kaydıyla Tekirdağ sınırlarını terk etmemek şartıyla serbest bulunuyor.

Zenz’in diğer kaynağı ise CIA tarafından Çin’e karşı yayınlar için kurulan Radio Free Asia.

ABD Temsilciler Meclisi’nden geçen yeni yaptırım kararında, Radio Free Asia’nın çatı örgütü ABD Küresel Media Ajansı’na (hükümet kontrolündeki US Agency for Global Media) Sincian konusunda araştırma ve yayın yapmak üzere resmen görev de verildi.

Gördüğünüz gibi tam bir “körler ve sağırlar birbirini ağırlar” manzarası.

Koskoca New York Times, Washington Post, CNN gibi medya kuruluşları işte bu yalan dolan üzerinden haber ve propaganda yapıyor.

Sermayeleri sadece yalan olsa belki bu kadar etkili olamazlar ama arkalarında milyarlarca dolar para ve binlerce kişilik istihbarat gücü var.

Bakın ben neden bunları yazıyorum biliyor musunuz?

Uygur düşmanı filan olduğum için değil.

Uygurlar benim kardeşim.

Ama haçlı irticaya alet olan terörizme buluşanlar eblette değil.

Ben bunları asıl, Türkiye’yi soykırımcı ilan eden bir ülkenin propaganda tuzaklarına düşen vatandaşlarım için yazıyorum.

Türkiye’nin düşmanı açık ve seçik olarak ABD ve AB’dir.

Bugün nereye bakarsanız bakın, Doğu Akdeniz’de, Kıbrıs’ta, Suriye, Irak ve İran’da, Libya’da her yerde karşımıza bunların düşmanlığı çıkıyor.

Hal böyleyken, bize resmen ‘katillerin torunusunuz’ diye iftira atan ABD’nin yanında, her hangi bir sorunumuz olmayan Çin’e saldırmanın vatan çıkarına tamamen karşı bir tutum olduğunu savunuyorum.

Kötü niyetli FETÖ’cülerin yanında bazı iyi niyetli cahiller de bu koroya katılıyor, sazan gibi oltaya takılıyor.

Buna işaret ediyorum.

Fikir sahibi olmak için önce gerçekleri iyi bilmek lazım.

ASIL SOYKIRIMCI KİM

Asıl soykırımcı, 1492’ten beri Güney ve Kuzey Amerika ile Afrika ve Asya’da soykırım yapan tüm Avrupa kökenlilerdir.

Bunun için belge ararsanız çok.

İspanyol işgalcilerin İnkalara çiçek mikrobu bulaştırılmış battaniye dağıtmaları, Kuzey Amerika’da Kızılderili kellesi başına 5 dolar ödül bağlanması, Afrika’da ‘sanki hiç insan yokmuş gibi’ sistematik tecavüz ve katliamlara girişilmesi, Vietnam’da köylerin üzerine napalm ve portakal gazı atılması, Bengal’de Çörçil’in yüzünden 3 milyon insanın açlıktan ölmesi, Aborjinlerin yok edilmesi, tarihin bilinen ama saklanan sayfalarında yazılı.

Ben size daha örgütlü ve acımasız bir soykırım örneği vereyim de oturup ağlayın.

Kanada ve ABD’de kiliseler eliyle yapılan bu insanlık dışı olayı yine bir papaz ortaya çıkarttı.

Kızılderili çocukların zorla ailelerinden alınıp, topluma kazandırma bahanesiyle hristiyan okullarda yok edilmesinin hikayesiydi bu.

1800’lerin ortasından itibaren yapılan uygulama insanın kanını donduracak nitelikte.

150 yıllık süreçte en az 50 bin çocuk bu okullarda öldürüldü.

Gerçeği Katolik bir papaz olan Kevin Daniel Annet deşifre etti.

Annet, “Yerlileri çocukken yok edin” prensibi doğrultusunda 1840-1996 yılları arasında yaşları 4 ile 18 arasında değişen binlerce masum çocuğa, zaman zaman çiçek mikrobu bulaştırılması da dahil bilinçli bir soykırım uygulandığını kitabında yazdı. Zaman zaman okullar yandı ve toplu ölümler meydana geldi.

Tamamı ise baskı ve cinsel tacize maruz kaldı.

Türlü işkencelere uğradılar: Kırbaç, at kemeri, vidalı metal kemer ve sopayla dövülmek, aç ve susuz bırakılmak, elektrik şoku verilmesi, kış soğuğunda dışarda uyumak bunlardan bazılarıydı.

Deli raporu dahi verilen Annet hukuk mücadelesini kazandı.

2000 yılına gelindiğinde devlete açılan dava sayısı 10 bini bulmuştu. 2007’de olayı araştırmak amacıyla bir komisyon kuruldu. Kurbanların ifadesine başvuran komisyon, çalışmaları neticesinde bu okullarında hayatını kaybeden 5 bin 995 çocuğun kimliğini tespit etmeyi başardı. Komisyon yaklaşık 130 okulda 50 bine yakın çocuğun ortadan kaybolduğunu ileri sürüyor.

Bize katil diyenlerin yaptıkları işte bunlar.

Şimdi sizce kimi protesto etmeliyiz?

KAYNAKLAR:

https://thegrayzone.com/2019/12/21/china-detaining-millions-uyghurs-problems-claims-us-ngo-researcher/

https://www.dunyabulteni.net/tarih-dosyasi/cocuklarin-icindeki-yerliyi-olduren-kanada-h423038.html

23 Aralık 2019 Veryansın Tv

Hüseyin Vodinalı

Kaynak:
https://veryansintv.com/neden-abd-yerine-cin-protesto-ediliyor/?fbclid=IwAR1YQwTBJKPPJ6e9Njq6DqwyiwtJVmNzrq104yRqrqsZi9uChqByHIDFKeY

***

Mehmetçiğe Kurşun Sıkan Uygur Ayrılıkçıları!

Sinciang’daki terör eylemlerini düzenleyen Doğu Türkistan İslam Partisi, Suriye’de Türk Ordusu'na kurşun sıktı!

ABD’nin Çin’i kuşatmak için kurguladığı, Türkiye’deki Amerikancıların da Avrasya’nın iki önemli aktörü Türkiye ve Çin’i karşı karşıya getirmek için oynadığı Uygur senaryosu ayyuka çıktı. Çin’e karşı Batı merkezlerinde üretilen belgelerle Çin’in Uygurlara ve Müslümanlara zulüm hatta soykırım uyguladığını yalanı piyasaya sürüldü. Gerçekte ise Çin hükümeti, emperyalizm destekli terör ve aşırıcılığa karşı savaş ilan etti. 1990-2016 arasında başta Uygurlar olmak üzere yüzlerce sivil, memur, Müslüman din görevlisini katleden terör, bu tarihten itibaren bölgeden adım adım temizlendi. Kuşak Yol Girişimi’nin merkezinde yer alan Sinciang, bugün dünyanın en hızlı büyüyen bölgesi haline geldi.

TERÖRÜN PANZEHİRİ EĞİTİM MERKEZLERİ

1990’lı yıllardan bu yana ayrılıkçı ve aşırı dinci örgütler Sinciang’da faaliyet yürütüyorlar. 5 Temmuz 2009 tarihindeki Urumçi olayları ile bölücü terör zirveye ulaştı. Bu tarihten sonra da Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti, aşırı dinci ayrılıkçılara karşı kararlı ve çok boyutlu bir mücadele yürütüyor. Eğitim merkezlerinin temeline oturduğu mücadelenin sonucunda bölgede son yıllarda terör saldırıları bitti.

Resmi rakamlara göre; Çin’de 2014 yılından bu yana bin 588 terör amaçlı çete yok edilmiş, 12 bin 995 terörist tutuklanmış, 2 bin 52 patlayıcı ele geçirilmiş, 4 bin 858 yasadışı dini faaliyet nedeniyle 30 bin 645 kişi cezalandırılmış. Çin Devleti, Sinciang Uygur Özerk Bölgesi’ndeki bölücülüğün ve aşırı dinciliğin kökünü kazımakta sadece güvenlik tedbirleriyle yetinmiyorlar. Ekonomik kalkınma hamleleri, eğitim ve kültür hayatında çığır açan ilerlemeler, sağlık ve ulaşım alanlarında yapılan büyük yatırımlarla beraber Sinciang büyük bir dönüşüm yaşıyor. Bu süreçte ise kritik yapılanmaların başında Eğitim Merkezleri geliyor. Halkın eğitim merkezlerinde toplanarak eğitim ve çalışma içinde dönüştürülmesi, Çin’in geleneksel yöntemlerinden biri. Ancak bu modeliyle Eğitim Merkezleri, Çin’de sadece Sinciang Uygur Özerk Bölgesi’nde var. Eyalette birçok ilçede faaliyet yürüten merkezlerin kuruluşunda her bölgenin ve ilçenin kendi ihtiyacı esas alınıyor. Radikalliğin hedef alındığı eğitim merkezlerinde müfredat resmi dil bilgisi, hukuk ile mesleki becerileri kapsıyor. Merkezlerden mezun olanlar kendi işlerini kurabiliyorlar.

Çin’in suçu oluşmadan önlemeyi hedeflediği sistemle vatandaşını aydınlatarak kazanıyor. Aydınlanmış Uygur, bölücü ve şeriatçı fikirlere kapılmıyor. Hakkını, hukukunu korumayı biliyor. Kendi ayakları üzerinde duruyor ve özgür yurttaş oluyor. Kamu güvenliğini tehdit eden olaylarda ciddi bir düşüş yaşandı. Sinciang’da halk mutlu ve kendini güvende hissediyor. Yönetime güveniyor. İşte bunun sonucu 40 aydır Sinciang Uygur Özerk Bölgesi’nde terör saldırısı yapılamıyor.

SİNCİANG EN HIZLI BÜYÜYEN BÖLGE OLDU

Çin’in Sinciang Uygur Özerk Bölgesi, son bir yılda dünyanın en hızlı büyüyen bölgesi oldu.

Çin Uluslararası Radyosu’nun haberine göre, Kuzeybatı Çin’in Sinciang Uygur Özerk Bölgesi’nde turizm, dış yatırım ve iş yaratma konusundaki artış, ABD Temsilciler Meclisi’nin geçirdiği “2019 Uygur İnsan Hakları Politikası Yasası”nın gerçeklerden uzak olduğunu gösteriyor. Kuşak Yol Girişimi’nin merkezinde bulunan ve kaynak bakımından zengin bir bölge olan Sinciang bölgesi, İpek Yolu üzerindeki benzersiz konumundan dolayı bir cazibe merkezi olma yolunda ilerliyor.

Yayımlanan rapora göre, Sinciang’daki dış ticaret büyümesini yılın ilk 10 ayında, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 28 artışla 131,5 milyar yuan civarında bir oran kaydetti. İlk 10 ayda Kazakistan, Sinciang bölgesinin önde gelen ticaret ortakları listesine girdi. Yerel gümrük yetkililerine göre, Kırgızistan, Avustralya, Pakistan, İngiltere, Arjantin ve Vietnam ile ticareti de hızlı bir şekilde arttı.

BÖLGENİN TURİZM GELİRİ 48 MİLYAR DOLARI AŞTI

Bölgede yerli ve yabancı turist sayısının ocak ayından ekim ayına kadar yüzde 42.62 artışla 200 milyonu aştığı da belirtildi. 2019 yılının ilk 10 ayında turizm geliri, bölge Kültür ve Turizm Departmanı’na göre geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 43.39 artışla 341.73 milyar yuana (48,7 milyar dolar) ulaştı. Bölgedeki yoksulluk oranı ise yüzde 6’ya inmiş durumda. Ülke çapında sürdürülen yoksullukla mücadele kampanyası çerçevesinde yüzde 6’lık kesimin de gelecek yıl yoksulluktan kurtulması planlanıyor.

Hidayetullah Oğuzhan ve Abdulkadir Yapcan
Hidayetullah Oğuzhan ve Abdulkadir Yapcan

PKK İLE BİRLİKTE TÜRK ORDUSUNA DA SALDIRDILAR

Sinciang’da faaliyet gösteren örgüt, El Kaide’ye bağlı olarak “Doğu Türkistan İslamî Hareketi” (DTİH) adıyla 1997 yılında kuruldu. Daha sonra partileşerek “Türkistan İslam Partisi” oldu.

Örgüt Çin dışında Suriye, Türkiye, Irak ve Afganistan’da da faaliyet yürütüyor. DTİH’nin cihatçıları, CIA’nın Suriye’de örgütlediği IŞİD saflarında savaşa dahil oldular. IŞİD’in yayınladığı videolarda, DTİH, “Suriye’de savaş bittiğinde Uygurların haklarını almak için ateist Çin’e karşı savaşa gideceğiz” mesajları verdi.

Türk ordusu, 24 Ağustos 2016 günü başlayan Fırat Kalkanı Harekâtında IŞİD terör örgütünü El Bab’a kadar kovaladı ve orada bulunan örgüt mensuplarını imha etti. Harekâtta “Doğu Türkistan İslamî Hareketi” mensubu teröristler de Mehmetçiğe karşı savaştı. PKK da, Fırat Kalkanı Harekâtı sırasında taciz ateşleriyle Uygur teröristlere destek oldu.

REİNA BASKININDAKİ ROLLERİ

Doğu Türkistan Terör Örgütü, 1 Ocak 2017 günü Reina baskınını yapan teröristi örgütleyen, onu İstanbul’da barındıran ve yönlendiren örgüttür. Hatırlanacağı üzere bu baskında 39 vatandaşımız can vermişti.

ABD GÜDÜMLÜ TERÖR ÖRGÜTLERİNİN ORTAK CEPHESİ

Sözde “Türkistan İslam Partisi” de, tıpkı PKK gibi FETÖ müttefikidir, dahası FETÖ bağlantılıdır.

Sözde “Türkistan İslam Partisi” adlı terör örgütünü PKK terör örgütü ve FETÖ ile aynı cephede birleştiren, ABD emperyalizmi ve İsrail’dir. Her üç terör örgütünü de ABD ve İsrail silahlandırıyor, donatıyor, eğitiyor ve yönlendiriyor. Üç terör örgütü de, ABD ve İsrail’in amaçları için Türkiye’ye, Suriye’ye, Irak’a, İran’a, Rusya’ya ve Çin’e karşı savaştılar ve savaşıyorlar.

Türk askeri DEAŞ’a Suriye’nin kuzeyinde ağır darbe indirince, sözde “Türkistan İslam Partisi” adlı terör örgütü mensuplarının bir kısmının Afganistan üzerinden Çin’in Sinciang-Uygur Özerk Bölgesine sızdırıldığı haberleri dünya basınında yer aldı.

KOZİNOĞLU SÖZDE 'DOĞU TÜRKİSTAN' TERÖR ÖRGÜTÜNÜN CIA BAĞLARINI ANLATMIŞTI

MİT’in Orta Asya Dairesi Sorumlusu Bnbş. Kaşif Kozinoğlu, Silivri Cezaevi’nde şehit edilmeden önce bana yazdığı mektuplarında sözde “Doğu Türkistan Terör Örgütü” mensuplarını CIA ile birlikte nasıl örgütlediklerini ve Çin’e karşı nasıl silahlı eylemlere kışkırttıklarını anlatmıştı. Anlattıklarını yargıya da taşıyacağını ifade ediyordu. Ancak duruşmaların başlamasına 10 gün kala öldürüldü.

Türk Milliyetçiliği, devrim yapan, devlet kuran, devlet yöneten Milliyetçiliktir.

Türk Milliyetçiliği, akılcıdır, strateji oluşturur ve uygular.

Türkiye, güney sınırlarının ötesinde teröre karşı savaşında ve Doğu Akdeniz ile Ege’de karşı karşıya bulunduğu ABD, İsrail ve Yunanistan’ın silahlı tehdidine karşı, Suriye, Irak, İran, Rusya, Orta Asya Cumhuriyetleri ve Çin ile ittifak yapmak zorundadır.

Türk Ordusunun Suriye topraklarında imha ettiği teröristleri, Çin topraklarında ve hatta Ankara ve Uşak’ta desteklemenin Türklüğe de, Türkçülüğe de, Türkiye’nin bağımsızlığına da düşmanlıktır.

Türkiye ile Çin Halk Cumhuriyeti’nin arasına nifak sokma çabaları, ABD planları çerçevesindedir. “Doğu Türkistan” adına yürütülen bu faaliyet, doğrudan doğruya ABD tarafından yönetilmekte ve beslenmektedir.

Çin’e düşmanlık, bugün Türkiye’ye düşmanlıktır. Çin Büyükelçiliğine yumurta atarak Milliyetçilik yapılamaz.

tgb.gen.tr

***




  
166 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Site Haritası
KİTAP ÖNERİLERİ
Prof.Dr. Cihan Dura, Sömürgeleşen Türkiye



Prof.Dr. Cihan Dura, Ataname



Mustafa Yıldırım, Sivil Örümceğin Ağında
(AB-D Tarafından Yerli İşbirlikçileri ile Kuşatılan Türkiye) 


M.Emin Değer, Oltadaki Balık Türkiye
Cengiz Özakıncı, İblisin Kıblesi
(Türkiye'nin Üniter ve Laik Yapısını Hedef Alan AB-D
Bunun için neler yaptı?
Belgeleriyle Tarihe Tanıklık Edeceksiniz)

iblisin kıblesi ile ilgili görsel sonucu

Cengiz Özakıncı, Türkiye'nin Siyasi intiharı Yeni - Osmanlı Tuzağı
(Bugün Olanları, Yarın Olabilecekleri, Tarihi Benzerlikleri, Belgeleri ile Anlatmakta Olan Bir Eser)




Cengiz Özakıncı, Kalemin Namusu, Türk Savun Kendini




         GENÇLİĞE HİTABE