İbrahim ORTAŞ
ibrahimortas@oncekultur.com
Deprem Değil, Yozlaşma ve Çürümüşlük Öldürür
06/02/2026 Deprem Değil, Yozlaşma ve Çürümüşlük Öldürür: 6 Şubat
Depremi Sonrası Toplumsal Sorumluluk, Hafıza ve Etik İtirazlar Depremin Öğretemediği ve Öğrenemediğimiz
Değerler 6 Şubat 2023’te 9 saat arayla iki şiddetli depremi
yaşayanlar hiçbir zaman o uğultu ile başlayan sarsıntı, yıkım, ölüm ve yerle
bir olan yaşamları unutamaz. Unutmamalı ve unutulmamalıdır. Depremin değil,
işini olması gibi yapması gerekenlerin işini yapmadıkları gibi, kurallara uygun
olmayan yer-zemin ve yapılanmanın gerektirdiği bilimsel yönteme ve gereklere
uygun olmayan iş ve işler, rant, açgözlülük, rüşvet ve denetimsizlikler,
yetersiz bilgi-bilinç ve liyakatsizlikler gibi olması gereken insan kaynaklı
birçok olumsuzluğun bileşkesi neden olur. İnsanlık tarihinin hafızası depremin doğanın işleyişinin
bir sonucu, ancak yaşananların kader değil, insanın gelişmişlik düzeyinin
olması gibi gelişmediğinin bir göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Hep Japonya’da benzer büyüklükte bir depremde birkaç insan
ölürken, bizler gibi ülkelerde binlerce insanın ölümünün nedenini sorgulamak ve
nerede hata yapıldığını ve nasıl düzeltebileceğimizi konuşmak gerekir; hem de
her alanda konuşmak gerekir. Yoksa yaşadığımız o içimize işlenmiş acıları
unutulur, bir daha olacak doğa olayına yenik düşeriz. Bu bağlamda “Depremi
unutmayalım, unutturmayalım”. Öncelikli talebimiz, uygarlık yolunda çağın
eğitim olanaklarını bilimsel esaslara göre her yönüyle nitelikli donanıma
sahip, insani değerleri çıkarlarının üzerinde tutan, doygun, yaşamı anlayan ve
anladığı ölçüde diğer canlılarla bir arada yaşamayı amaçlayacak şekilde bir
gelecek yaşayacak insan yetiştirmemiz gerekir. Memleketim Pazarcık-Kahramanmaraş merkezli depremlerin 3.
Yıldönümünde geriye doğru baktığımda, evet, her tarafta yıkılan binaların
yerine yenileri yapılıyor, inşaatlar devam ediyor, ancak bir daha böyle doğal
felaketlere bağlı acıların yaşanmaması için insanımızı bilinen insani ölçekte
olması gereken erdem, etik/ahlaki değerler ile eğitiyor muyuz? Ne yazık ki
depremin bu denli yıkıcı olmasına neden olan insan kaynaklı nedenler-sonuçlar
ilişkisi hâlâ olduğu gibi duruyor. Tabii, insan dayalı bu beklentiler kısa
sürede olmaz, ancak bu konuda bir irade ve çabanın her tarafta olması gerekir.
Bireyler, toplum ve devlet katında bir iradesi, tutumu ve yönlendirme var mı?
Maalesef hepimiz depremden sonra birkaç günde bildiğimiz alışkanlıklarımıza ve
günlük kapışmaların çarkına yeniden dönerek kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Yanlışlara yok demeyi başaramadık. Yanlışlara İtiraz Etme Bilinci Depremden önce alınması gereken birçok önlem alınmamış,
hazırlıklı bir durumun olmadığı görüldü. Daha önce Marmara Depremi'ni yaşamış
bir ülke olarak bulunduğumuz coğrafyanın deprem kuşağında olduğu biliniyor.
Geniş bir alanda şiddetli hasara yol açan depremde zamanında kurtarmaların
yapılmadığı, AFAD’ın yetersiz kaldığı, Kızılay’ın herkesin gönlündeki o yardım
ulaştırma beklentisi yerine “çadır sattığı” iddiası sonrası ciddi hayal
kırıklıkları yaşandı. Ne yaparsam yanıma kar kalır, oluşan fırsatın “köşeyi dönerim”
diyen çok sayıda kişinin yardımları amacına uygun dağıtılmadığı gibi bir dizi
eleştiri yapıldı. Diğer taraftan, gelir dağılımı bozulmuş, yozlaşmanın
arttığı kuralsızlık ve ranta dönük iş ve işlemlerin yaratığı tahribat bu
dönemlerde daha çok anlaşılır oluyor. Depremde en çok yoksulların ve gelir
dağılımının en altında kalan ve kaynaklara erişim şansı az olan insanlar
etkiledi. Depremde yaşadığımız ağır bedelin altında yozlaşma ve bu yozlaşmanın
bilerek-bilmeyerek kanıksandığı, gücün egemen olduğu yerlerde rantın
yaratığı bu sonuçlar maalesef önlenememiş ve hâlen de önlenememektedir. Bu
durum, insana yakışan ve kabul edilemeyecek şekilde yaşanan her afetten sonra
bedel ödüyoruz. Tam da günümüze uygun, Albert Camus diyor ki: “Yozlaşmanın
kanıksandığı, gücün erdemi ezdiği ve zorbalığın bir iletişim dili haline
geldiği bir çağda, bu dünyayı sevmemek zayıflık değil, bu düzene benzememekte
ısrar eden bir ruhun bilinçli tavrıdır.” Bu gidişata ve düzene dur demek ve devam eden bu
çürümüşlüğü “sevmemek” ifadesi, Camus’a göre bir zayıflık değil, bu düzene
benzememekte ısrar eden özgür birey ruhunun bilinçli tavrıdır. İnsani değerleri
ve bilinci olan herkesin bu yozlaşmaya ve çürümeye alışmayı değil, tersini
reddederek birlikte yaşanabilir bir ortam yaratmayı savunmalıyız. Hâlen
depremde kusuru bulunan birçok insanla aynı ortamda yaşıyoruz. O
çürümüşlüğün aparatı olan da yakınını kaybetti. Ancak hâlâ para ve onun
zorbalığının nelere mal olduğunun ya farkında değil, ya da çürümüşlüğü bile
isteye sürdürüyordur. Normalde Camus'un belirttiği gibi, insan olarak bu kadar
yanlışı ve haksızlıkları yapacak kadar vicdansız değiliz. En azından depremin
ilk birkaç gününde herkes kim oluğuna bakılmaksızın canhıraş bir tutumla taşı
toprağı tırnaklarıyla kazıdılar. Bu gelişmelerin toplam sonuçlarından benim
gördüğüm/çıkardığım kadarıyla toplum olarak ortalama bilgimiz, bilincimiz,
farkındalığımız, kendimizi küçük çıkarlardan arındıracak düzeye henüz
gelmediğini gösteriyor. Yoksa bu kadar yanlış işlem ve faaliyetler başka bir
ülkeden gelmedi. Gelir Dağılımı Bozukluğu, Felaketlerden En Çok
Olanağı Olmayanları Etkiliyor Bu rant ve para düzeni yaratığı birikimli sonuçlar bugün
dünyanın her tarafında yaşamı sürdürülemez hale getirmiştir. Çünkü paranın gücü
ve zorbalığa dayalı çürüme yarın bir deprem olursa aynı durumu yaratacaktır.
Tabii ki paranın gücünün yarattığı kanıksanma düzeni, insanı değerleri ihmal
etmemeliydi. Para ihtiyaçları karşılamak için insan tarafından oluşturulmuştu.
Bugün para ve onun hakimiyeti insanı esir almış. Ancak bugün dünyanın %1’lik
nüfusunun dünya gelirlerinin %60 kadarını kontrol ettiği bir dünya nasıl
kabullenilir? Maalesef günümüzde değerlerin yerini para ve hem de kolay yoldan
elde edilen paranın gücü egemen olmuş. Haklı olmak, ilkeli olmak, değer
olmaktan çıkmış güçlülerin ve zorbaların gücü dünyaya sarmış görülüyor. Yaratılan bozuk düzende yaşam koşulları kötüleşmiş,
gelirleri azalmış, birçok şeye erişim olanağı olmayanların depremde, pandemide
en çok can veren, evleri yıkılanlar olduğu gerçeğinin de kader olmadığı
ortada. İlkelerin bozulduğu, kuralların işletilmediği, birlikte
dayanışma ve imecenin kaybolduğu ortamlardaki zorbalığın ve çürümüşlüğün neden
olduğu deprem ve benzeri afetler sonrasındaki yıkımların temel nedenine karşı
durmak salt bir tepki değil, ahlaki bir itiraz olmalı. Bu itirazın
bilinç ve bilgi ile cesurca savunulması gerekir. Camus bu ifadesiyle insanlığın
tarihsel olarak biriktirdiği kümülatif birikimlerin ve ayrışmanın
yaratığı yozlaşmanın kanıksanması ile zorbalığın erdemi ezmesine müsaade
edilmesi gerekir. Bu da erdem sahibi, ahlak ve vicdan sahibi insanlar
tarafından karşı çıkılmalı. İnsan olarak maruz kaldığımız çok sayıda olayların ağır
sonuçlarının nedenleri ortadan kaldırılmadan, insanın yanlışları fark ederek
yurttaş olarak medenileşmenin gereği olarak çürümeyi ve kötülüğü
reddetmesi insan olmanın, aydınlanmanın ve uygarlaşmanın bir sonucu olacaktır.
Buna karşı durmak, bu düzene benzememek için insanî değerlerimizi ve
özgürlüğümüzü koruyan tavrımızdan ısrar etmeliyiz. Yaşanan olaylardan sonra;
ben merkezlilik değil, biz bilinci gelişmiş, başka canlıların da bu dünyada
yaşama hakkı olduğu bilgisi olan, kendini ve ilerini yöneten, gerektiği gibi
amaca uygun yapan anlayış sahibi insan yetiştirmeliyiz. Doğanın Hafızası Acıları Unutturmuyor Yaşar Kemal ise bu konuda “taşın toprağın hafızası vardır”
der. Evet, insan unutsa bile, depremin izlerinin olduğu sokaklarda, evlerde o
acıların izleri hafızalardaki yerini travma düzeyinde koruyor. Çoğu zaman, “o
insanlar ölmeyebilirlerdi; bu bina böyle yıkılmamalıydı” dediğimiz durumlar
içimizi yakarak söyletiyor. Zihinlerde çıkmayan o gece ve günün korkunç
gürültü-görüntülü ortamında “kurtarın” diye bağrışan seslerin insanın kulağının
zarını patlattığı depremin üçüncü yılında bitmeyen acılar yeniden bir daha
aynısı yaşanmasın diye unutmayalım. Şuuru olan ve sorumluluk sahibi kişiler
için yalnız kendi acılarımızı değil, başkalarının da acılarını hissediyor ve
unutmuyor olması gerekir. Depremin insan kaynaklı ihmal ve yanlışlarının
etkisini ve bedelini unutmayalım. 6 Şubat 2026, Adana |
|
|
Yorumlar |
| Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |
Yazarın diğer yazıları |
| Dünyada Yaşanan Savaş Sorunlarının Anlaşılmasında Tüfek Mikrop ve Çelik Kitabının Önemi - 06/02/2026 |
| Dünyada Yaşanan Savaş Sorunlarının Anlaşılmasında ve Tarım Tarihi Bilincinin Gelişmesinde Tüfek Mikrop ve Çelik Kitabının Önemi |
| Tarımsal Öğretimin 180. Yılında, Tarım-Toprakta Yaşanan Yapısal Sorunlar Sürdürülebilir Yaşamı - 15/01/2026 |
| Tarımsal Öğretimin 180. Yılında, Tarım-Toprakta Yaşanan Yapısal Sorunlar Sürdürülebilir Yaşamı ve Gıda Güvencesini Tehdit Etmektedir |
| “Sağlıklı Kentler İçin Sağlıklı Topraklar” ve Kentlerin Yeniden Yaşanılır Duruma Getirilmesi - 14/12/2025 |
| 5 Aralık Dünya Toprak Günü Ekseninde “Sağlıklı Kentler İçin Sağlıklı Topraklar” ve Kentlerin Yeniden Yaşanılır Duruma Getirilmesi |
| Maddi Zenginlik Değil, Duygusal İç Zenginlik Arayışı - 01/12/2025 |
| Ancak özde insanın gelişmesi, özünü yoklaması ve belirli bir eşiği geçerek kendi geçekleşmesi sürecini toplum olarak yakalayamadık. İnsan bugün birbirine bile isteye tabiri caiz ise “kazık” atıyor. |
| 5. Uluslararası Tarım ve Gıda Etiği Kongresi Üzerine İzlenimler - 30/10/2025 |
| Ulaşım ve iletişim teknolojileri çağından artan ithal gıdalar, petrole dayalı üretim ilişkileri sonucu yüksek fiyat farklılıkları, ülkelerin yaşadığı sürekli ekonomik krizlerin gıda ve etik krizlere ile devam etiğini görülmektedir. |
| Cumhuriyetin Anlaşılması Tarih Bilinciyle Mümkündür - 29/10/2025 |
| Birinci Dünya Savaşı sürecinde imparatorlukların ulus devletlerine dönüştüğü bir dönemde, çağının ilerisinde toplumun kendi iradesini demokratik anlayışla tesis etmesine olanak sağlamıştır. |
| İklim değişimlerinin Akdeniz Bölgesinde Toprak Yapısı ve Verimliliği Üzerine Etkileri Çalışmaları - 28/10/2025 |
| Sonuç olarak toprak canlı bir ekosistemdir. Canlı ekosistemin diğer canlılar gibi canlığının korunması için beslenmesi, dinlenmesi ve bakıma ihtiyacı bulunmaktadır. |
| Dünya Gıda Gününde, Gıdaya Erişim Sorunu ve Küresel Yoksulluk Gerçeği - 18/10/2025 |
| Günümüzde artan iklim değişiklikleri, nüfus yoğunluğu ve göçler sonucunda metropollerin varoşlarına yığılan milyarlarca insan, başta sağlıklı su, hijyen ve gıdaya erişim konusunda ciddi sıkıntılar yaşamaktadır. |
| Stanford Üniversitesi’nin 2025 Yılı Dünyanın En Etkili Bilim İnsanları Listesi Üzerine Değerlendirme - 06/10/2025 |
| Stanford Üniversitesi’nin 2025 Yılı Dünyanın En Etkili Bilim İnsanları Listesi Üzerine Değerlendirme ve Türkiye Bilim İnsanları Açısından Anlamı |
Devamı |