Cafer DEMİR
cafdemir1972@gmail.com
1951’DEN 2026’YA ASSUBAYLARA YÖNELİK MEVZUAT KAYNAKLI ADALETSİZLİKLER-15
02/06/2026 Bir sistemi anlamanın en kestirme yolu, söylediği ile verdiği arasındaki mesafeye bakmaktır. Çünkü hukuk bazen açıkça ayrımcılık yapmaz. Daha incelikli bir yol seçer. Tanımı yükseltir ama karşılığını geciktirir. 2002 tarihli 4752 sayılı düzenleme tam da böyle bir kırılma noktasıdır. Assubay eğitiminin ön lisans düzeyine taşınması, ilk bakışta bir ilerleme gibi görünür. Nitekim bu adım, assubayın bilgi düzeyini, mesleki niteliğini ve kurumsal konumunu teorik olarak yukarı çeker. Devlet burada şunu söyler: “Artık daha donanımlısın, daha eğitimlisin, daha niteliklisin.” Ama mesele burada bitmez. Asıl soru şudur: Bu yeni tanım, hayatın diğer alanlarına ne kadar yansıdı? Eğer eğitim seviyesi yükseliyorsa, bunun doğal sonucu olarak üç alanda paralel bir dönüşüm beklenir: mali haklar, statü, emeklilik dengesi. Bu üçü birlikte hareket etmezse, ortaya bir uyumsuzluk çıkar. İşte sorun tam olarak burada doğar. Assubaylar açısından yaşanan durum şu çelişkiye işaret eder: Eğitim olarak yükseköğretim mezunu kabul edilmek, ama gelir ve statü sisteminde aynı ölçüde karşılık bulamamak. Bu sadece teknik bir eksiklik değildir. Bu, Assubayın kendini nasıl gördüğü ile sistemin onu nasıl gördüğü arasındaki farktır. Assubay, yaptığı işin değil, o işe verilen değerin ağırlığını taşır. Değer geciktiğinde, yük ağırlaşır. Burada kritik olan nokta şudur: Devletin attığı adım yanlış değildir. Ama eksiktir. Çünkü eğitim tek başına bir statü üretmez. Statü, eğitim ile birlikte tanınma, yetki ve karşılıkla oluşur. Eğer bu üçlü birlikte ilerlemezse, eğitim bir kazanım olmaktan çok, bir beklenti üretir. Beklenti karşılanmadığında ise bu kazanım, zamanla kırgınlığa dönüşür. Bu kırgınlık basit bir “maaş meselesi” değildir. Daha derin bir şeydir. Şöyle bir iç ses üretir: “Beni geliştirdin, ama yerimi değiştirmedin.” Bu cümle, birçok yapısal sorunun özeti gibidir. Burada düşünmeye değer bir nokta daha var. Devlet neden böyle yapar? Bazen bu bilinçli bir tercih değildir. Daha çok sistemin kendi ataletiyle ilgilidir. Kurumlar, eğitimi hızlı günceller ama mali ve statüsel yapıları daha yavaş değiştirir. Çünkü bu alanlar bütçe, hiyerarşi ve güç dengeleriyle doğrudan ilişkilidir. Ama bu açıklama, sonucu değiştirmez. Çünkü assubay açısından sonuç aynıdır: gecikmiş adalet. Adalet sadece doğru karar vermek değildir. Doğru kararı zamanında vermektir. Geciken tanınma, çoğu zaman hiç verilmemiş gibi hissedilir. Ve bu his, yıllar içinde birikerek sadece bireysel değil, kolektif bir hafızaya dönüşür. Yine de burada tamamen karanlık bir tablo çizmek kolay ama eksik olur. Çünkü bu tür çelişkiler aynı zamanda bir farkındalık üretir. Assubay, kendisine verilen ile hak ettiği arasındaki mesafeyi fark ettiğinde, sorgulama başlar. Bu sorgulama bazen sessizdir, bazen açık bir mücadeleye dönüşür. Ve belki de asıl mesele burada düğümlenir: Bir sistem, eğitim vererek insanı yükseltebilir. Ama o yükselişi tanımadığı sürece, kendi içinde bir gerilim üretir. Bu gerilim ya bastırılır ya da dönüştürülür. Bastırılırsa kırgınlık büyür. Dönüştürülürse adaletin yolu açılır. Sorunun kendisi kadar, verilen cevabın zamanı ve bütünlüğü belirleyici olur. Çünkü insan sadece eğitilmek istemez. Anlaşılmak ve hakkının teslim edildiğini görmek ister. Ve bu istek, ne kadar ertelenirse ertelensin, bir şekilde geri döner. 27 Nisan 2026 ![]() |
|
|
Yorumlar |
| Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |
Yazarın diğer yazıları |
| 1951’DEN 2026’YA ASSUBAYLARA YÖNELİK MEVZUAT KAYNAKLI ADALETSİZLİKLER-14 - 22/05/2026 |
| İnsan hayatını belirleyen şey bazen büyük kararlar değil, küçük gibi görünen düzenlemelerin birikimidir. 1990 ile 2002 arasındaki dönem de tam olarak böyle bir zaman dilimi. |
| 1951’DEN 2026’YA ASSUBAYLARA YÖNELİK MEVZUAT KAYNAKLI ADALETSİZLİKLER-13 - 20/05/2026 |
| Adalet dediğimiz şey, sadece kuralların varlığıyla değil, o kuralların kimi sürekli geride bıraktığıyla ölçülür. |
| 1951’DEN 2026’YA ASSUBAYLARA YÖNELİK MEVZUAT KAYNAKLI ADALETSİZLİKLER-12 - 12/05/2026 |
| KATSAYI ARTTI, AMA ADALET ARTMIYORSA NEYİ BÜYÜTTÜK? |
| 1951’DEN 2026’YA ASTSUBAYLARA YÖNELİK MEVZUAT KAYNAKLI ADALETSİZLİKLER-11 - 11/05/2026 |
| 1982 – 2596 Sayılı Kanun: Rakamların Büyüdüğü, Farkın Derinleştiği Dönem |
| 1951’DEN 2026’YA ASTSUBAYLARA YÖNELİK MEVZUAT KAYNAKLI ADALETSİZLİKLER-10 - 10/05/2026 |
| 1978 – 15 Sayılı KHK: Rakamlar Yükseldi, Ama Mesafe de Büyüdü Bazen bir düzenleme yapılır ve herkes kazanmış gibi görünür. |
| 1951’DEN 2026’YA ASTSUBAYLARA YÖNELİK MEVZUAT KAYNAKLI ADALETSİZLİKLER-9 - 09/05/2026 |
| 1975 – 1923 Sayılı Kanun: Farkın “Rakamla Değil, Kaderle” Yazıldığı An Bazen bir kanun çıkar. Metni sade görünür. Tablolar, rakamlar, artışlar… |
| 1951’DEN 2026’YA ASTSUBAYLARA YÖNELİK MEVZUAT KAYNAKLI ADALETSİZLİKLER-8 - 08/05/2026 |
| Bazen bir kanun açıkça haksızlık yapmaz. Ama öyle bir yapı kurar ki, sonuç zaten baştan bellidir. |
| 1951’DEN 2026’YA ASTSUBAYLARA YÖNELİK MEVZUAT KAYNAKLI ADALETSİZLİKLER-7 - 07/05/2026 |
| 1970 – 1323 Sayılı Kanun: Farkın “Matematiğe” Dönüştüğü An Bazı kırılmalar sessiz olur. Gürültü çıkarmaz. İnsan o an fark etmez. Ama yıllar sonra dönüp baktığında, hayatının yönünü değiştiren şeyin bir karar değil, bir cetvel olduğunu anlar. |
| 1951’DEN 2026’YA ASTSUBAYLARA YÖNELİK MEVZUAT KAYNAKLI ADALETSİZLİKLER-6 - 05/05/2026 |
| 1970’lerden itibaren 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu |
Devamı |