İbrahim ORTAŞ
ibrahimortas@oncekultur.com
Küresel Krizlerin Gölgesinde Türkiye Tarımının Petrol Kapanı ve Geleceği
26/07/2026 İnsanlığın binlerce yıllık tarihinde gıda talebi hep var
olmuştur. Ancak Sanayi Devrimi sonrası makineleşmeyle ve bilim ile
teknolojinin gelişimiyle nüfus artışı hızla arttı. Dünya nüfusu son 70 yılda
2,7 milyardan 8 milyara çıkarak 3 katına çıktı. Bu durum gıda talebi üzerinde
ciddi bir baskı oluştururken, artan girdi kullanımı ve üretim maliyetlerini de
doğru orantılı olarak artırmıştır. Ekim ve biçim için ayrı, taşıma için ayrı,
satış için ayrı enerji kaynakları gereklidir. Artan enerji gereksinimlerinin
büyük bir bölümünün fosil yakıtlardan karşılanması maliyetleri artırmaktadır.
1940'lardan beri tarım verimi, petrokimyasal böcek ilaçları, gübreler ve
zamanla gelişen makineleşme sayesinde artmıştır. 1950 ile 1984 yılları arasında
tarımda bütün dünyada gelişen Yeşil Devrim döneminden sonra dünya tahıl
verimi bir anda %250 arttı. Her 40 yılda katlanan nüfus artışının yarattığı
gıda talebi ile teknolojik gelişme ve kullanımına bağlı olarak üretim
yöntemlerindeki gelişmeler büyük değişimlere yol açtı. Girdi maliyetleri, teknolojik
gelişmelere ve paylaşım ağlarına rağmen, gıda güvencesinin sağlanması hâlen
sorunlu bir şekilde devam etmektedir. Hâlâ dünyada 1 milyara yakın yetersiz
beslenme sorunu yaşanırken, ülkemizde yüksek gıda fiyatları
nedeniyle gıdaya erişim sorunu yaşayan çok sayıda yoksulun olduğu
görülmektedir. Tarımda Dışa Bağımlılık ve Gelişmenin Önündeki Yapısal
Sorunlar Covid-19 salgını ve ardından ABD-İran savaşından sonra gıda
fiyatlarını en çok etkileyen ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. Günümüz
bölgesel savaşları, çatışma süreci, petrol fiyatları ve döviz kurlarının
artışıyla stratejik konumdaki tarımın sürdürülebilirliği doğrudan üretimin
amaca uygun ve istenen özelliklerde gerçekleşmesine bağlıdır. Petrol ve
ürünlerinde görülen artış, ABD’nin İran’a saldırmasıyla birlikte petrol
fiyatlarını yükseltmiş; bu durum doğrudan gübre, ilaç ve enerji temelli toprak
işleme maliyetlerini artırmıştır. Gelişmeler, Ukrayna-Rusya savaşıyla başlayan
dünyadaki gıda trafiğinde büyük bir azalış ivmesiyle devam ediyor; hâlen de
negatif yönde seyrediyor. Tarım sektörünün ana girdilerinden petrol ve ona bağlı diğer
girdiler ile canlı hayvan embriyoları ve tohumlar büyük oranda dışa bağımlı;
döviz kurlarının değişimiyle tarımsal üretim doğrudan etkileniyor. Günümüzde
dijitalleşen çağda, çağdaş tarım teknikleri ve girdileri petrokimyaya ve
mekanikleşmeye duyulan gereksinimi artırmıştır. Çağdaş veya sanayileşmiş
tarım daima petrole şu dört alanda bağımlıdır;
Türkiye tarımının sorunu, ağırlıkla birinci derecede üretim
girdileri ve maliyetleri, ardından da üretilenin Pazar ve sofraya uygun fiyatla
ulaştırılması gibi iki geniş alanda bir dizi alt sorunu içermektedir. Yapısal sorunların başında; - Terminatör tohum ve diğer gidiler (çoğunlukla ithalat ile
sağlanmaktadır) - Kimyasal gübre, ilaç ve enerji petrole bağlı (ithalat ile
sağlanmaktadır) - Mekanizasyon ve ileri dijital teknoloji (ithalat ile
sağlanmaktadır) Girdi Maliyetleri, Aracılar ve Sürdürülebilir Tarımda
Yeni Arayışlar İşletme ve işgücü (yerel) gibi girdiler doğrudan üretimin
sürdürülebilirliğini belirlemektedir. Ancak üretim için gerekli girdiler,
özellikle de kimyasal ve enerji girdileri, doğrudan petrole ve döviz kurlarına
bağlıdır. Petrolde doğrudan dışa bağlıdır. Tarımsal üretimin artması, üretim
maliyetlerinin artmasına neden olmaktadır. Çiftçilerin çoğunluğunun artan
girdi maliyetlerini karşılamada zorlandığı görülmektedir. Ne yazık ki
üreticiler ürünlerin gerek üretim gerekse tüketim aşamasındaki
fiyatlandırmasında söz sahibi olamamaktadır. Üretici ve çiftçiler üretim
araçları ve döviz kurlarının baskısı altında adeta ezilmektedir. Tarımsal
planlamada üretim ve fiyat regülasyonunun sağlanması artık kaçınılmaz olup,
bunun merkezi olarak arz-talep dengesi kadar toplumun satın alma gücü gibi
birçok faktöre de bağlıdır. “Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre 2003
yılında Çiftçi Kayıt Sistemi’nde 2 milyon 700 binden fazla çiftçi
vardı. Şimdi bu rakam 2 milyonun altına düştü. 2002 yılında ekim
alanları 260 milyon dekarın üzerindeydi, 2018’de 232 milyon dekara
geriledi. Çiftçilerin işlediği tarım alanı ise aynı dönemde 164 milyon 960
bin dekardan 148 milyon 792 bin dekara geriledi. Tarım alanlarındaki
gerileme ve binlerce çiftçinin tarımdan çekilmesi ülke tarımının geleceği
açısından endişe verici. Kaldı ki, Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı tarım
alanı ve çiftçi sayısının bir bölümünün tarımsal desteklerden yararlanmak için
kullanıldığı biliniyor. Yani şehirde veya kırsalda yaşayan belli bir kesimin
üretim yapmasa bile sisteme kayıt yaparak desteklerden yararlandığı biliniyor.
Çiftçi desteklerinin toprağın geliştirilmesine ve ürün kalitesinin sağlanmasına
zorunlu kılınmasıyla ekolojinin korunması ve üretimin sürdürülebilirliği
sağlanabilir. Ülkemizde tarımın GSYH içindeki payının günden güne düştüğü
ve günümüzde %10’dan daha düşük olduğu gerçeği devam etmektedir. 1950’li
yıllarda ABD Marshall Yardımları ile desteklenen tarımda mekanizasyonun
artırılması, tarımda işgücü ihtiyacının azalmasını ve kırsaldan kente göç
olgusunu artırdı. Nüfusun kırsaldan kentlerin varoşlarına göçünün yanında,
tarım alanları amaç dışına çıkmakta ve zorunlu tarımsal üretimin etkisi giderek
azalmaktadır. GSYH’de 2009=100 kabul edilerek zincirlenmiş hacim olarak
(orman ve balıkçılık dahil) tarımın payı: 2020 şubat çekirdek enflasyon oranı: %13,08; 2025 yılında
%34 civarındadır. Bütün bu gelişmeler doğrudan yüksek fiyat artışlarına kadar
yansımaktadır. Ancak yüksek fiyat artışları çiftçilerin gelirlerine
yansımamaktadır. Çalışmayan neden terleyenden ÇOK KAZANIYOR diyor. Basına
yansıyan fotoğraflar bütün gerçeği açık açık ortaya koymaktadır.
Aracıların çiftçiden daha fazla kazanması, 'az çalışarak çok kazanma'
anlayışını pekiştirmekte ve tarladaki üreticinin çalışma şevkini kırmaktadır. Aracıların
çalışandan çok kazandığı ekonomik sistemin kendi kendine zarar verdiği ve
üretim düşüşünü tetiklediği belirtiliyor. Gerçek şu ki, tarladan sofraya
ürün bir fiyat farkıyla ulaşıyor. Sosyal devlet anlayışında, yönetmeliklerle
toplumun temsilcileri tarafından toplum yararına belirlenir. Suyu getirenle
testi kıran bir olmaması için çiftçinin kendi köyünde ve tarlasında üreticiliğini
sürdürebileceği mutluluk içinde olması gerekir. Türkiye gibi 275 açık gün
ekolojisinde her mevsimde güneşin sunduğu bitkisel üretim potansiyeli, tüm
canlılar gibi insan da karnının doyurulmasını sağlayan yegâne üreticidir.
Üreticinin, çiftçinin ve köylünün milletin efendisi olduğunu unutmayalım. Küresel Krizlerin Gölgesinde Türkiye Tarımı ve
Kooperatifleşmenin Önemi Basına da yansıyan bir çiftçi, bizim gibi ekonomisi doğrudan
veya dolaylı yoldan tarım ve tarımsal hammaddeye bağımlı bir ülke için artan
üretim maliyetlerinin çok yüksek olması hoş bir görüntü değildir. Benzer
görüntüler gelişmiş diğer ülkelerde de görülebilir. Ancak o ülkelerde dış alım
gücü, yani dövizdeki değişim, çok değişmediği için belirli bir zaman birimi
içinde çiftçinin bütçelenme durumu sabitini kısmen koruyabilmektedir. Başta
Güney Amerika ülkeleri ve diğer Kuzey Afrika ve Asya ülkeleri bizdeki kadar çok
değişmedi. Artan gıda maliyetleri tüketicileri doğrudan birkaç alanda
etkiliyor. Üreticilerin ve tüketicilerin ekolojik ürünlere olan talebini
artırmak gerekir. Toplumların bu konularda bilinçlendirilmesi gerekiyor.
Gelişmeler, başta sağlıklı gıda talebi ve üretim maliyetlerinden kurtulmak için
artan oranda çiftçilerin organik tarıma ve diğer sürdürülebilir tarım
uygulamalarına olan ilginin artmasının önemli sebeplerindendir. Modern organik
tarım yöntemlerini kullanan çiftçiler, verimlerinin geleneksel tarımda fosil yakıtlı
suni gübre ve böcek ilacı kullanılmayan yöntemlere kıyasla aynı düzeyde
olduğunu belirttiler. Monokültür tarım tekniklerinden petrole dayanan teknoloji
sayesinde zarar görmüş olanların yenilenmesi ve yeniden üretilmesi zaman
alacaktır. Ancak küçük aile işletmeleri ve hobi düzeyinde ekolojik yaklaşım
daha yararlı ve etkili olacaktır. Anayasanın 166. Maddesi “Ekonomik, sosyal ve kültürel
kalkınmayı, özellikle sanayiin ve tarımın yurt düzeyinde dengeli ve uyumlu
biçimde hızla gelişmesini, ülke kaynaklarının döküm ve değerlendirilmesini
yaparak verimli şekilde kullanılmasını planlamak, bu amaçla gerekli teşkilatı
kurmak devletin görevidir” ifadesiyle çiftçinin desteklenmesi ve örgütlenmesi
teşvik edilmektedir. Ancak maalesef ülkemizde geçmişten bu yana "örgütlenme”
kelimesiyle ilgili hep temel dayanağı olmayan bir ürkeklik var. Bir araya
gelmeye ve kooperatifleşmeye sıcak bakılmadı. 1978-1980 döneminde babam
köyümüzün kooperatif yöneticisiydi. Köylülere o dönemde zor bulunan mazot, yağ
ve bazı gıdaları temin ediyorlardı. Bölgede bir salça fabrikası için çevre
köylüler ve Almanya’dan gelen gurbetçilerle görüşülüyordu. 12 Eylül sonrası
ilk kapatılan kooperatifler oldu. O zaman kooperatiflerin neden
kapatıldığını anlamamıştık. Sonra, özellikle de Avrupa’da çiftçilerin güçlü
olmasının altında kooperatifçiliğin yattığını anladık. Avrupa'nın gelişmiş
ülkelerinde kooperatifler aracılığıyla çiftçiler güçlenmiş ve fiyat belirleme
üzerinden etkili olmuşlardır. Maalesef ülkemiz başta tarım olmak üzere birçok
üretim kolunda ciddi sorunlar yaşıyor. Yeni bir çıkış kaçınılmaz. Bütünlüklü olarak gıda
güvencesini her yönüyle güvenceye kavuşturmak için tarımsal üretimin yeniden
ülkenin dinamosu haline getirilmesi ihtiyacı doğmuştur. Petrole bağımlı
tarımda, ekolojiye dayalı kısalığın desteklendiği, kooperatifçiliğin
yaygınlaştığı ve planlı üretime dayalı bir tarım anlayışının mutlaka ve
benimsenmesi gerekir. Mevlana’nın dediği gibi: "Dün dünden kaldı
cancağızım, yeni bir şey söylemek gerekir." Yeni bir şeyin söylenmesi
gerekir. Umarım yeni şey, köylünün, çiftçinin, üreticinin ve dijital tarım
çağının ziraat mühendislerinin bilgisi, tecrübesi ve nasırlı elleriyle
sağlanır! Özet olarak, Sanayi Devrimi ve Yeşil Devrim sonrası hızla artan dünya
nüfusu gıda talebinde devasa bir artışa yol açmıştır. Modern tarım, toprağın
işlenmesinden gübreye, ilaçtan taşımacılığa kadar petrokimya ürünlerine ve
dövize doğrudan bağımlı hale gelmiştir. Küresel çatışmalar, pandemi süreci,
döviz kurlarındaki dalgalanmalar ve petrol fiyatlarındaki artışlar tarımsal
girdi maliyetlerini tırmandırarak gıda güvenliğini ciddi şekilde tehdit
etmektedir. Türkiye’de de girdi maliyetlerinin yüksekliği ekim
alanlarının daralmasına ve Çiftçi Kayıt Sistemi’ne bağlı üretici sayısının
hızla düşmesine yol açmaktadır. Çiftçi örgütlenmesi yok; tarımın GSYH içindeki
etkisi azalıyor. Mülkiyet yasasından kaynaklanan küçük parçalı araziler
üzerinden geçim sağlanamadığı için vatandaşlar üretim yapmaktan kaçınmıştır.
Vatandaşlar kırsaldan kentlere akın etmiş ve adeta köylüler tarım topraklarını
terk etmişlerdir. Bu defa kent varoşlarında işsizlik ve gıdaya erişim sorunu yaşanıyor.
Tarladan sofraya uzanan tedarik zincirindeki aracılar üreticiden çok
kazanmakta; bu durum, çiftçinin üretim motivasyonunu bozmaktadır. Tarımın millî
gelirdeki payı giderek azalırken, sorunların çözümü için Anayasa’nın öngördüğü
planlama, güçlü kooperatifleşme ve çiftçiyi destekleyici kamu politikaları
kaçınılmazdır. Üretim ve tüketim dengesini koruyabilmek, girdi
maliyetlerinin baskısından kurtulmak ve ekolojik dengeyi korumak için küçük
aile işletmelerini destekleyen organik tarım ve sürdürülebilir yeni modellerin
hayata geçirilmesi gerekmektedir. 23 Temmuz 2026, Adana |
|
|
Yorumlar |
| Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |
Yazarın diğer yazıları |
| Emeklilik Nedir, Ne Zaman Başladı? - 25/07/2026 |
| Bilimsel olarak epey kan kaybetmiş durumun yeniden restore edilmesi için Türkiye'nin bilimsel kapasitesini doğrudan ilgilendiren stratejik bir yükseköğretim politikasının siyaseten bağımsız ve partiler üstü bir yaklaşımla ele alınması kaçınılmaz. |
| Bilimsel Bilgilerin Tartışılacağı Yer Adliye Koridorları Değil, Bilimsel Kuruluşlar Olmalıdır - 24/06/2026 |
| Gıda bilimcisi Dr. Bülent Şık’ın çocuk sağlığı, gıda güvenliği ve halk sağlığı konusunda yaptığı ihtiyat çağrıları nedeniyle özel şirketler tarafından dava edildiği görülmektedir. |
| Uluslararası Meralar ve Çobanlar Yılı ile 17 Haziran Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü - 18/06/2026 |
| Birleşmiş Milletler 2026'yı "Uluslararası Meralar ve Çobanlık Yılı" ilan etti. |
| Aşılı Karpuzların Kabak Tadı, Terminatör Tohumlar: Gıda Güvencemiz Tehlikede mi? - 14/06/2026 |
| Aşılı Karpuzların Kabak Tadı, Terminatör Tohumlar: Gıda Güvencemiz Tehlikede mi? |
| Dünyada Yaşanan Savaş Sorunlarının Anlaşılmasında Tüfek Mikrop ve Çelik Kitabının Önemi - 06/02/2026 |
| Dünyada Yaşanan Savaş Sorunlarının Anlaşılmasında ve Tarım Tarihi Bilincinin Gelişmesinde Tüfek Mikrop ve Çelik Kitabının Önemi |
| Deprem Değil, Yozlaşma ve Çürümüşlük Öldürür - 06/02/2026 |
| Deprem Değil, Yozlaşma ve Çürümüşlük Öldürür: 6 Şubat Depremi |
| Tarımsal Öğretimin 180. Yılında, Tarım-Toprakta Yaşanan Yapısal Sorunlar Sürdürülebilir Yaşamı - 15/01/2026 |
| Tarımsal Öğretimin 180. Yılında, Tarım-Toprakta Yaşanan Yapısal Sorunlar Sürdürülebilir Yaşamı ve Gıda Güvencesini Tehdit Etmektedir |
| “Sağlıklı Kentler İçin Sağlıklı Topraklar” ve Kentlerin Yeniden Yaşanılır Duruma Getirilmesi - 14/12/2025 |
| 5 Aralık Dünya Toprak Günü Ekseninde “Sağlıklı Kentler İçin Sağlıklı Topraklar” ve Kentlerin Yeniden Yaşanılır Duruma Getirilmesi |
| Maddi Zenginlik Değil, Duygusal İç Zenginlik Arayışı - 01/12/2025 |
| Ancak özde insanın gelişmesi, özünü yoklaması ve belirli bir eşiği geçerek kendi geçekleşmesi sürecini toplum olarak yakalayamadık. İnsan bugün birbirine bile isteye tabiri caiz ise “kazık” atıyor. |
Devamı |