• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/index.php?stype=lo&lh=Ac8dWUoq1V36L4Hy
  • https://twitter.com/
Ö/K Facebook

Ö/K Twitter

Ö/K You Tube
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam258
Toplam Ziyaret1406795
Hava Durumu
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar40.915441.0794
Euro47.750747.9420
Saat
Takvim
GAZETE
Önce Kültür/Yazarlar
Gazeteler
Türkçe Müzik
Yabancı Müzik
Sinema
TV YAYINLARI
A24 Gayrimenkul

Tarih/Belgesel
İstanbul: Fatih Aldı, Vahdettin Kaybetti, Atatürk Kurtardı  


Bennett'in Mustafa Kemal'e Suikastle Görevlendirdiği İngiliz Ajanı Mustafa Sagir'in 1921'de Ankara'da Yakalanışı


Türk Devrimi'ne Karşı İngiliz Palavralarına Özgün Belge ve Bilgilerle Yanıtlar


II. Abdülhamid Dönemi'nin Bilinmeyenleri - 1. Bölüm


II. Abdülhamid Döneminin Bilinmeyenleri - 2. Bölüm


Harf Devrimi'nin Yerli ve Milli Kökleri, 1. Bölüm


Harf Devrimi'nin Yerli ve Milli Kökler-2


1945'ten Günümüze, Ulus-Devlet'e yönelik Etnik Bölücülüğe Meşruiyet Sağlayan İç ve Dış Odaklar


Küreselci Emperyalizmin Ulus Devlet Düşmanlığı, Etnik bölücülük ve Tek Dünya Devleti Düşleri


"Hilafet İngilizlerin İsteğiyle Kaldırıldı" Yalanını Çürüten Belgeler-1


"Hilafet İngilizlerin İsteğiyle Kaldırıldı" Yalanını Çürüten Belgeler-2


Atatürk'e ve Türk Tarih Tezine Kafatasçı Irkçılık Suçlaması Yapanlara Yanıt


Belgelerle 1925 Şeyh Said İsyanı
Musul Sorunuyla İlgisi | 1924 Ağustos Nasturi Ayaklanması l Şeyh Said İsyanı ve Hilafet |Türk Ordusu İçinde Örgütlenmiş Ayrılıkçı Kürt Kökenli Subaylar ve Gizli Azadi Örgütü | Seyit Abdülkadir ve Suçortaklarının İngiliz Ajan Mr. Templeton Olarak Tanıdıkları İstihbaratçıyla İlişkileri | Bastırılmasında Ordumuzun Yanında Yer Alan Bölge Aşiretlerinin Çabaları | Şeyh Said'in Hilafet Propagandasına Karşı, Adalet Bakanı Seyid Bey'in Onbinlerce Bastırılan Hilafetin Kaldırılması Konulu Kitapçığının İsyan Bölgesinde Dağıtılması | İsyancılardan Biri Bağırıyor: "Yaşasın Kürtlük!" İdamı İzleyen Diyarbakır Halkı Topluca Haykırarak Ona Yanıt Veriyor: "Yaşasın Cumhuriyet!" | Rauf Orbay: "Şeyh Said,.. 1914'te de Devlete Karşı İsyan Etmiş, Rus Konsoloshanesine Sığınmış, 1. Dünya Savaşı Arifesinde Rusya Hesabına Çalıştığı Sabit Olmuş, Müseccel (Sabıkalı) Bir Mahluktu.


Barzani aşiretinin emperyalizm ve siyonizm ile ilişkileri; Atatürk'e ve Türkiye'ye ve Türklüğe Düşmanlığı-1


Barzani aşiretinin emperyalizm ve siyonizm ile ilişkileri; Atatürk'e ve Türkiye'ye ve Türklüğe Düşmanlığı-2


"Ilımlı İslam" ve "Siyasal İslam" projesinin; belgeleriyle tarihsel kökenleri

- Türkiye'nin NATO'ya üyelik başvurusuyla ilgili gizli görüşme tutanakları
- Kimler neden ve nasıl Atatürk İlkeleri'ni hedef aldı?



31 Mart 1909 Asker Ayaklanması


Türkiye'ye yönelik psikolojik savaş yöntemleri



Milli Mücadele'ye Karaçalanlar 7. Bölüm:
Necip Fazıl Kısakürek ve Büyük Doğu dergisinde C.R.Atilhan, Nihal Atsız, Rıza Nur makaleleri.


Milli Mücadele'ye Karaçalanlar 8.Bölüm: 
"N.F.Kısakürek ve C.R.Atilhan'ın M.Kemal'e Suriye Cephesinde İngiliz Ajanlığı ve İhanet İftirası.

Amerikan Kültür Emperyalizmi ve 1949 Fulbright Antlaşması...
-Türk Eğitim Sistemi ABD ve CIA güdümüne nasıl sokuldu?
-İkili antlaşmanın 13.03.1950 tarihinde yapılan Meclis görüşmesinde hangi vekiller evet oyu verdi, hangi vekiller oturuma katılmadı ?
-TBMM'de kabul edilen antlaşmanın gerekçesi neydi ?
-Fulbright burs programında CIA'nın örtülü operasyonlarına ilişkin itiraflar ve belgeler.



Suriye'de yaşananlar BOP'un bir sonucu mu?


Tunceli harekatına yönelik iftiralara yanıtlar


Türkiye'ye yönelik "Dersim İftirasına" yanıtlar


Türkiye,1990 sonrası hangi odaklarca, niçin ve nasıl hedef alındı?


1945-1990 arası ABD-Rusya Soğuk Savaş Dönemi; Küreselci Emperyalizmin SSCB’yi Yıkma Çalışmaları


12 Eylül’den günümüze ABD’nin Türkiye’ye biçtiği yeni rol


"Atatürk'ü Ankara'da 2 tabur işgalci İngiliz askeri selamladı" iddiasına; belgelerle son nokta


"Atatürk'ü Ankara'da İngiliz askeri selamladı" iddiasına yanıt


Cumhuriyetin yerli ve milli kökleri-Laiklik


Vahdettin'in kaleminden Milli Mücadele'ye, Atatürk'e ve Türklüğe iftiralar


Milli Mücadele'ye Karaçalanlar: Rıza Nur


Rıza Nur; Nihal Atsız; Kadir Mısıroğlu İlişkileri

Milli Mücadele'ye Karaçalanlar, 11. Bölüm
Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü'ye yönelik iftiralar, kimlerce ne zaman başlatılmış; nasıl yayılmıştır



Kazım Karabekir'den Fevzi Çakmak ve Atatürk'e iftiralar


Kazım Karabekir'in Suçlamalarına Atatürk'ün Verdiği Yanıtlar


Karabekir - Atatürk Düellosu - 1933 - Özgün belgelerle


Karabekir - Atatürk Düellosu-2


Karabekir - Atatürk Düellosu-3


Kazım Karabekir'in Atatürk'ün ölümünden sonra yönlettiği suçlamalar ve yanıtları


Karabekir'den Atatürk ve Yakın Çevresine Müslüman Türkleri Hristiyanlaştırma suçlaması


K.Karabekir'in Atatürk'e: Türkiye'yi Bolşevik yapacaktı, Amerikan Mandası yapacaktı, Halife olacaktı vs. iftiraları ve Birincil Kaynaklardan Özgün Belgelerle Çürütücü Yanıtlar.


Atatürk'e yönelik "İngiliz ajanı" iftirasına belgelerle yanıtlar


Vahdettin neden kaçtı ? Çoğunu ilk kez göreceğiniz belgelerle...


Vahideddin'in ABD, İngiltere, Fransa devlet başkanlarına gönderdiği mektuplarda, bildirilerinde ve anılarında Türklüğe yönelttiği iftiralar ve "Vahideddin dünyanın en dürüst adamıydı, hazinesini götürmeyip millete bıraktı" yalanını çürüten gerçekler

1-TBMM Gizli Oturum Tutanaklarında Vahideddin.
2- G. Jeaschke'nin "Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri" ve "Türk Kurtuluş Savaşı Kronolojisi"ndeki yalan, yanlış vs. uydurmalarıyla Vahideddin'in kaçışına ilişkin gerçeğe aykırı iddialar



Rıza Nur ve K.Karabekir'in, Atatürk'e karşı söylem ve eylem birliği


27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesi - Amerika


19 Mayıs

"Üçler Misakı" nedir?
Milli mücadele tarihimizde nasıl bir yere sahiptir?
Kimler tarafından imzalanmıştır?
Kimler tarafından; ne zaman ve nasıl çarpıtılmıştır?



Üçler Misakı - Milli Mücadele Kararı - Fevzi Paşa, Cevat Paşa, Mustafa Kemal Paşa
19 Mayıs Devlet Operasyonu , "Erenköy Konseyi" uydurmaları ve karartılan "üçler misakı" gerçeği...



Osmanlı Devleti l. Dünya Savaşı'na niçin ve nasıl girdi?


l. Dünya Savaşı'nda, gizli anlaşmalar ışığında; İttihat-Terakkiı, Atatürk ve Almanya arasındaki ilişkiler, çelişkiler, çatışmalar


Müttefik sanılan Alman İmparatorluğu'nun Osmanlı İmparatorluğu'nu sömürgeleştirme ve parçalama planları


Atatürk'ün "Türk Tarih Tezi"
Mezopotamya, Anadolu ve Avrupa'da varolmuş Türk medeniyetleri



30 Ağustos Zaferi


Lozan Antlaşması'na yönelik iftiralara, çoğunu ilk kez göreceğiniz, özgün belge ve bilgilerle yanıtlar



İngiliz meclisi Lozan'ı onaylamak için niçin yaklaşık 1 yıl bekledi?



Dr. Ramazan Kurtoğlu: Yeni dünya düzeni kurulurken son seferde en son fethedilecek ülkenin adı Edom’dur. Edom, Kabala’ya göre Anadolu’dur.



Banu AVAR: 100 Yıllık Strateji : İKİNCİ İSRAİL/KÜRDİSTAN! | "HÜDAPAR ve DEM'in KEMALİZM Kavgası!"

Cengiz Özakıncı - Levent Yıldız ile Tarihin Bilinmeyen Yüzü
266 ÖĞRENCENİN KONULARI VE YOUTUBE KISA YOLU İÇİN FOTOĞFRAFI TIKLAYINIZ:




Celâleddin Rumî ve İnancı Hakkında Kaynaklar

*ÖNSÖZ

Aşağıdaki metin, Celâleddin Rumi'nin yazdıklarından ve Celâleddin Rumi hakkında (lehinde ve aleyhinde) yazılan eserlerden derlenmiştir. Yararlanılan tüm kaynaklar verilmiştir. Alıntılarda sayfa no ve beyit no verilmiştir.

Anahtar Kelimeler

Mevlana kelimesinin anlamı, Tarikat&Cemaatlerin inancı: Kabala=Tasavvuf=Sufizm=Spiritüalizm, Ahi Evren (Nasreddin Hoca), İnsan-ı Kâmil=Homodeus=İnsan-Tanrı, Şeyhlerin illeti, Kabak Hikâyesi (18+ ), Kadın Kılığına Girip Kadınlar Arasına Karışan Cuha‟nın Hikâyesi (18+ ), İşgalci Moğollarla işbirliği, C. Rumi‟nin Türklere bakışı, Rumi ve hoşgörü masalı/Oğlu Alâeddin Çelebi‟ye reva gördüğü, Şems-i Tebrizi ve kadın (18+ ), Tarikat-Cemaatler Atatürk‟ten neden nefret ederler?, (Sürekli haberlerini duyduğumuz) şeyhlerin kız-erkek çocuklara tecavüzlerinin ve badeleme dedikleri olayın tarihsel kaynağı, Küreselcilerin Tek Dünya Devleti ve Tek Dünya Dini projesi.

KAYNAKÇA

1. Mesnevi, M. Celâleddin Rumi, Akçağ (Yeni Şafak Kültür Hizmeti), Kasım 2004, 2 cilt.

2. Mesnevi, M. Celâleddin Rumi, Palet Yay., 10. Baskı (Temmuz 2012).

3. Fȋhi Mâ Fȋh, Celâleddin Rumi, Dorlion Yayınları, t.y.

4. Hz. Mevlâna‟nın Rubaileri, Şefik Can, Kültür Bakanlığı Yay., 2. Baskı (2001).

5. Divan-ı Kebir‟den Seçme Şiirler III, M. Celâleddin Rumi (Çev. M. B. Beytur), M.E.B. Yay., 1990. 6. Divan-ı Kebir / Seçmeler, M. Celâleddin Rumi, M.E.B. Yay., 1970. (Hazırlayan Abdülbaki Gölpınarlı).

7. Mevlâna Celâleddin, Abdülbaki Gölpınarlı, İnkılâp Kitapevi, 1999 (7. Baskı).

8. Ahi Evren – Mevlâna Mücadelesi, Prof. Dr. Mikâil Bayram, NKM Yay., 3. Baskı (Mart 2012).

9. Mevlâna Gizli Öğretisi, John Baldock, Sınır Ötesi Yay., 5. Baskı (Temmuz 2010).

10. Ariflerin Menkıbeleri (2 cilt), Ahmet Eflâki, M.E.B. Yay., (Çev. Tahsin Yazıcı), 1989.

11. Rubailer, M. Celâleddin Rumi, Kum Saati Yay., 2011.

12. Şems-i Tebrizi‟nin Öğretileri, Prof. Dr. Erkan Türkmen, 4. Baskı.

13. Tapınak Şövalyeleri ve Nöro-Mesih, Dr. Ramazan Kurtoğlu, Destek Yay., Kasım 2017.

14. Mevleviler Beldesi Konya, Clément Huart (Seyahatnameyi çeviren Nezih Uzel), Tercüman, 1978. 15. Musa ve Yahudilik, Hayrullah Örs, Remzi Kitapevi, 1999 (3. Baskı), 384 sayfa.

16. Kuşdili Kılavuzu (Simyanın Ayak İzleri), Mehmet Saltık, Hermes Yayınları, 2018 (2. Baskı).

17. İslam‟da Sır ve Gizli Cemiyetler, Thierry Zarcone, Alkım Yayınevi, 2005.

18. Tasavvuf Notları, Prof. Annemarie Schimmel1 , Sufi Kitap, 2018 (2. Baskı).

19. Zamanın Daha Kısa Tarihi, Stephen Hawking, Doğan Kitap, 2018 (20. Baskı).

20. Türklük Müslümanlık ve Osmanlı Mirası, Prof. Dr. Halil İnalcık, Kırmızı Yayınları, 2016 (3. Baskı).

21. İsrail ve Siyonizm Kıskacında Türkiye, Prof. Dr. Cemal Anadol, Bilge Karınca Yayınları, 2004.

*GİRİŞ: Tarikat ve cemaatlerde Tanrı inancı var mıdır?

Doğrudan Celâleddin Rumi‟ye geçmeden önce bu soruya kısa da olsa cevap vermek gerekiyor. Tarikat-Cemaat inancında bizim anladığımız anlamda bir Tanrı söz konusu değildir. Tarikat ve cemaatlerin inancı olan Kabala‟nın/Tasavvuf‟un/Sufizm‟in 1 numaralı iman esası şudur: “İnsanlar ölümlü tanrılar ve tanrılar da ölümsüz insanlardır.”

Bunu tabandakiler de bilmezler. Çünkü okumaz ve akletmezler. Yani Tanrı dedikleri de, tanrılaşan insandır (insan-tanrı = insan-ı kâmil = homodeus). “Medet ya şeyh” veya “Yetiş ya gavs” gibi söylemlerin kökü bu inanca dayanır. Dolayısıyla çok-tanrılı bir inanç söz konusu.

Bu inancın diğer çok önemli esası, gizliliktir (yani takiyye). Sır kavramı çok önemlidir. Kendilerini her din içinde saklarlar. İnisiyasyon sonunda müride yapılan hitap önemlidir: “Unutma ki, sır yasası her şeyi içermektedir. Tam bilgi, ancak bizim gibi aynı çileleri, devreleri çekmiş ihvana ifşa olunabilir… SÜKÛT, ZIRHIN OLSUN.”

Bu inancın-dinin kurucusu, Antik Mısır‟ın Hermes‟idir (Thoth da denir). Bu inancın önde gelenlerinden ikisi, İbn Arabî ve Celâleddin Rumi‟dir. Spiritüalistler, Kabalist Yahudiler, mistik Hıristiyanlar, Eski Mısırlılar, Hindular, Budistler ve İbn Arabî gibi sufilerin inancı budur. Bunları okumadan peşlerinden gidenler var. Okumak derken, başkalarının bunlar hakkında yazdıklarını değil, doğrudan kendi yazdıklarını. Çile ve nefsi öldürme, bu inancın ana pratiklerindendir.

-----------------------------------------------

1 Harvard Üniversitesi Hint-İslam kültürü profesörü.

Bu inancın Batıdaki adı Spiritüalizm. Budizm de aynı şeydir. Küreselcilerin Tek Dünya Devleti ve Tek Dünya Dini projesindeki tek din işte budur.

Çoğumuz bilmediğimiz için farkında bile değiliz. Bilsek görürüz ki, fena halde bu zihniyetin propagandalarına maruz kalıyoruz: Filmler, kitaplar ve internet başta olmak üzere.

Okuyup bilenler görecektir ki, Tanrıyla Sohbet serisi çok satan Walsch, İbn Arabî, Rumi gibiler hep aynı şeyi söylerler.

Bu zihniyet, kendi pratiklerinin Kuran‟la ilgisi olmadığı anlaşılmasın diye Kuran‟ın anlayarak okunmasını istemezler. Atatürk‟e olan düşmanlıklarının baş nedeni aslında budur. Çünkü Kuran‟ı Türkçeye çevirterek anlaşılmasını sağlamıştır. Atatürk, asırlar süren tezgâhı çökertmiştir.

Herkes istediğine inanabilir. Uygun görmeseniz de saygı duyarsınız. Ama dürüst olmak şartıyla! A‟ya inandığı halde B‟ye inanıyormuş gibi yapmadan. Ama Sükûtun=Takiyyenin= Riyanın iman esası olduğu bir inançta bu mümkün mü?

“HU” hakkında minik bir not: Tarikat ayinlerinde „hu çekildiği‟ bilinir. Antik Mısır‟ın yüzlerce tanrısından birinin adıdır Hu. Yani her şeyin başı: Okumak, çapraz okumak ve akletmek, sorgulamak.

*Celâleddin Rumi hakkında birkaç temel bilgi

Modern Tacikistan‟ın Vahş (Wakhsh) kasabasında yaşayan babası tasavvufçu Bahaeddin Veled, önce Belh‟e gelmiş, sonra da (bir görüşe göre) Harzemşah‟ın nüfuzlu saray mensubu Akliyatçı (Rasyonalist) Fahreddin Razi ile olan çekişmesi nedeniyle (Baldock, s. 49) oradan ayrılmak zorunda kalmış ve Suriye üzerinden Anadolu‟ya göç etmiştir. Belh‟te 1207‟de doğan Celâleddin, 17 Aralık 1273‟te öldü. Celâleddin‟e Rumî unvanını Moğollar, Mevlâna unvanını da sağlığında müritleri vermiştir. Ana dili Farsça olan Celâleddin Rumi‟nin başlıca 3 eseri Mesnevi, Divan-ı Kebir (veya Divan-ı Şemsi Tebrizi) ve Fihi Ma Fih‟tir.

Abdülbaki Gölpınarlı: “Mevlevilik, Mesnevi ve Divan-ı Kebir‟le Anadolu‟da İran edebiyatını temsil etmektedir.” (M. Celâleddin, s. 239)

Prof. Mikâil Bayram: “Mevlâna, şair olarak İran Edebiyatı‟nın (Firdevsi ve Nizami ile birlikte) üç büyük Mesnevi üstadından biridir.” (s. 234)

Prof. Halil İnalcık: “İbn Arabî‟nin Bâtıni yorumları, aralarında İbn Haldun‟un da bulunduğu birçok önde gelen ulema tarafından sapkın, hatta İbn Teymiyye tarafından küfür sayılacak kadar aşırıydı… M. Celâleddin Rumi, İbn Arabî düşüncesinin hüküm sürdüğü Selçuklu başkenti Konya‟da yetişmiştir.” (s. 177)

*Mevlâna kelimesinin anlamı nedir?

Bu, çoğumuzun aklına bile gelmemiştir. Eğitim sistemimiz bize her şeyi sadece ezberlettiği, boşluk doldurmayı öğrettiği için, çoğu zaman sorgulamıyoruz. Bir şeyin sebebini-mantığını anlamaya çalışmıyoruz. Birtakım ne idüğü belirsizlerin her dediğini doğru gibi alıyoruz. Kendimiz okuyup-araştırıp akıl süzgecimizden geçirmiyoruz. Herkese hakkını değil de ulu statüsü vermeyi seviyoruz. Ve o belirsiz kişilerin göklere çıkardıklarını göklere çıkarıyoruz, yerin dibine batırdıklarını yerin dibine batırıyoruz. Gerçekten öyle mi diye okuyup-araştırıp kontrol etmiyoruz. Celâleddin Rumi sadece bir örnek. Soruyorsunuz, en önemli eseri Mesnevi‟yi veya şiirlerini okudun mu, hayır diyor. Ama ona hayran. Yani hakkında aslında hiçbir bilgisi yok. Peki, tanımadığı birisine nasıl hayran olabiliyor? Nedeni, kulaktan duyma aşk-sevgi kelimelerinin kullanıldığı slogan düzeyindeki söylemler.

Herkese hakkını teslim etmek gerekiyor, hakkı olmayanı değil. Bir yazarı tanımak için de eserlerini okumak gerekir. Okumadan ve bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak! Ne zamana kadar?

Na Arapçada 1. çoğul şahıs belirtir. Yani Mevlâna demek, Mevlâmız demektir. Mevlâ, Kuran‟da Yaratıcı için kullanılan özel isimlerden birisidir (Allah ve Rab gibi). (Bakara 286, Tevbe 51, Hac 78, vs.) Mevla sözcüğü, „efendi‟ anlamında da kullanılabilmektedir.

Rumi’nin eserlerini okuyunca, hangi anlamın kastedildiğini ve Mevlana isminin kendisine rastgele verilmediğini açıkça görebiliyorsunuz. Tasavvuf (Sufizm) dininde insanın fenafillâha ulaşıp tanrılaşması (!) inancı vardır. Bu aşamada insan, insan-ı kâmil (insan-tanrı/homedeus) oluyor! Sufi dininden olanların, başları sıkışınca “Medet ya şeyh” veya “Yetiş ya gavs” demeleri bundan. Çok tanrılı bir din söz konusu. Hâlbuki (Müslüman olduğunu söyleyenlerin çoğu anlayarak okumadıkları için bilmezler), Fatiha‟da şöyle deniliyor: “Ancak Sana kulluk eder ve ancak Senden yardım dileriz.”

Herkesin inancı kendine ama sorun, kendilerini inandığından farklı gösterip halkı aldatanlar.

İşte tarikat-cemaat tayfasının Atatürk‟ten nefret etmesinin en önemli nedeni tam da burayla ilgili. Çünkü Atatürk, Kuran‟ı Türkçeye çevirterek insanlara İslam‟ın gerçekte ne olduğunu ve ne olmadığını görme imkânı vermiş oldu.

Emperyalizmin bize olan tüm düşmanlığına rağmen Celâleddin Rumi‟ye olan hayranlığının nedenini anlamak için onu iyi tanımak gerekiyor.

Murat Bardakçı: (Habertürk, Tarihin Arka Odası programı) “Mevlâna‟yı sevgi-hoşgörü diye hayali bir kavramın için koydular, pazarlıyorlar.” “Mevlâna Türk değildir.”

Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır: (İstanbul Ünv. İlâhiyat Fak. Öğretim Üyesi) “Mevlâna bizim kültürümüzün adamı değildir.”

Prof. Dr. Mikâil Bayram: (Selçuk Ünv. Tarih Bölümü‟nden 2007‟de emekli) “Mevlâna, başta Ahi Evren (Nasreddin Hoca) olmak üzere muhaliflerine karşı sataşma ve hücumlarında insaf ölçülerini aşmakta, edep çizgisini ihlâl ederek işi ağır hakaretlere vardırmakta ve hatta inanılması mümkün olmayan iftiralarda bulunmaktadır. Ağza alınmayacak küfürlü sözler sarf etmekten çekinmemektedir.”

*Bizde akademik olarak Celâleddin Rumi neden doğru-düzgün çalışılmıyor?

Celâleddin Rumi, akademik olarak Batı‟da bizden çok daha fazla çalışılmış. Rumi‟yi en ince ayrıntısına kadar bizim incelememiz gerekmez miydi? Peki, neden yapılmadı ve yapılmıyor? Birileri, Rumi hakkındaki gerçeklerin ortaya çıkmasını istemiyor mu? Halk da genelde yaptığı gibi Rumi‟nin de eserlerini okumadığı için rahat rahat gerçeğe aykırı propaganda yapılabiliyor! Ayrıca, okuyan bir azınlığın gözünden de bazı şeyleri kaçırmak için Rumi‟nin eserlerinin Türkçe çevirilerinde bazı yerler ya hiç yayınlanmayarak sansürlenebiliyor, ya da bilerek farklı çevrilebiliyor. Birileri neyi ve neden örtme ihtiyacı hissediyor? Kaynakça‟da görüldüğü gibi, Mesnevi ve Rubailerin sadece bir çevirisine bağlı kalınmadı. Eserlerinden örnekler verirken sadece 1-2 örnekle de yetinilmedi. Derlemenin biraz uzamasına sebep olsa da, sağlıklı bir fikir verebilmesi için eserlerinden yeterli örnek vermeye özellikle dikkat edildi.

Sansür ve Karartmaya Örnekler:

a) Hz. Mevlâna‟nın Rubaileri, Şefik Can, Kültür Bakanlığı, 2.baskı. Zamanın Kültür Bakanı M. İstemihan Talay‟ın Sunuşuyla da yayınlanan bu çevirinin önsözünde bizzat Şefik Can, “tercümelerinde kelimeler üzerinde durmadığını, Rubailerin ruhuna-anlamlarına sadık kaldığını ve açıklamalı tercümeler yaptığını” açıkça söylüyor (s. XIV).

Bu, Çeviribilim prensiplerine aykırıdır. Çevirmenin böyle bir hakkı yoktur. Bu bilimsel de etik de değildir. Çevirmen, “burada yazar muhtemelen şunu demek istemiş” deyip de çeviriyi o şekilde yapamaz. Aksi halde bu yaptığı, çeviri (meal) değil, yorum (tefsir) olur.

Sen bir makale ya da kitap yazarak eserde “yazar şu sözüyle şöyle demek istemiştir” diye kendi yorumlarınıgörüşlerini açıklayabilirsin. Ama esere-yazarın yazdığına müdahale edemezsin. Sana göre şöyle demek istemiş olabilir, ama başkasına göre de böyle demek istemiş olabilir.

Belli zihniyetler, aynı şeyi Kuran konusunda da hep yapmışlardır. Kuran Meali adı altında aslında tefsir yapıyorlar. O yüzden mealler birbirinden çok farklı şeyler söyleyebiliyor ve birbirlerini tutmayabiliyorlar. Meali yapanın (çevirmenin), kendi yorumu-görüşü doğrultusunda “bu ayette bu denmek isteniyordur” deyip çeviriyi öyle yapmaya hakkı yoktur. Tefsir yapıp adına meal diyemezsin. Ama diyorlar ve ortalıkta böyle pek çok meal (!) var. Kuran üzerinde bile oynayabilenler için Mesnevi-Rubai üzerinde oynamak ne ki!?

b) Mesnevi (Tam Metin), Palet yay., 10. Baskı, Temmuz 2012.

Bu çeviride Önsöz yok! Neden? Üstelik kapakta bir de “Tam Metin” diyor! Hâlbuki Önsöz‟de Celâleddin Rumi, çok önemli şeyler söylüyor. Kuran‟da Kuran için söylenen şeyleri aynen Mesnevi için söylüyor. Hatta daha da ileri gidip Mesnevi‟yi Kuran‟ın da üstünde görüyor. Bu yüzden, bazıları gerçeğin üstünü örtmek için bu Önsözün onun tarafından yazılmadığını bile iddia edebilmektedirler!

Ama bu konuda, kendisi de tasavvufçu olan Abdülbaki Gölpınarlı, Mevlâna Celâleddin kitabında son noktayı koyuyor:

“Mesnevi‟yi sunarken, bunun bir vahiy olduğunu apaçık anlatan Mevlana, bu sözleri söylemek için Muhyiddin gibi rüyalar görmeye, hatm-i vilayet makamına sahip olduğunu iddiaya lüzum bile görmez.” (s. 226) “Mesnevi‟sini Tanrı vahyi olarak sunan Mevlâna, bu aşırı sözleri ve hareketleri yüzünden zamanında birçok itirazlara hedef olmuştur.” (s. 204)

*CELALEDDİN RUMÎ ESERLERİNDE NELER SÖYLÜYOR?

Prof. Dr. Mikâil Bayram: “Mevlâna, Mesnevi‟sinde hikâye ve mesellerle bir yandan kendi dini, tasavvufi ve felsefi görüş ve düşüncelerini tarif ederken, bir yandan da devrinde ve çevresinde cereyan eden sosyal, siyasi ve kültürel olaylara bakışını-görüşünü vermekte ve fikri-siyasi muhalifleri ile mücadele etmektedir.”

Prof. Dr. Mikâil Bayram: “Mevlâna, Mesnevi‟sinin altıncı cildinin başında (ilk 273 beyit) dostu Hüsameddin Çelebi‟ye hitaben, bu eserini kendisine muhalif ve kendisiyle savaş halinde olanlarla mücadele etmek amacıyla yazmaya başladığını, sonunda başarıya ulaştığını, düşmanlarının mağlup ve zelil olduklarını, bu yüzden Mesnevi‟nin bu altıncı cilt ile sona ereceğini bildirmektedir.” (Önsöz‟den)

Mesnevi‟den:

Rumi, Mesnevi‟nin Önsöz‟ünde Mesnevi‟yi şöyle tarif ediyor: (cümlelerinin sadece birkaçı) “Bu Mesnevi kitabı, dinin asıllarının asıllarının aslıdır. O, Allah‟ın en büyük fıkhıdır, Allah‟ın en aydınlık yoludur.” !

“Âlemlerin Rabbinden indirilmedir.”!

“Temiz olmayanlar ona dokunamazlar.”!

Tunus kökenli bir ailenin mensubu olan Cemalnur Sargut da CNN Türk‟te diyor ki: “Mesnevi, Kuran‟ın özetidir.”!

Rumi‟ye ilham geldiğini iddia edenler ve Mesnevi‟nin Kuran‟ın özeti veya tefsiri olduğunu iddia edenler, ancak okumayan ve aklını kullanmayan zavallıları aldatabilirler.

Soru şu:

Madem öyle,

Mesnevi’deki (örneğin) meşhur Kabak Hikâyesini Allah, Celâleddin Rumi’ye ilham mı etti?! Veya (Kuran‟ın özeti olduğuna göre!), Kabak Hikâyesi Kuran‟dan bir pasaj mıdır?! Okuyun, kendiniz karar verin…

Kabak Hikâyesi (Mesnevi, Cilt 5, 1335-1420. beyitler) (18+ ) (İki kadının bir eşekle cinsel ilişkisi² ve ihmal edilen kabak konusu / hem de detaylı olarak anlatılmış)

“Bir halayık (hizmetçi), şehvetin çokluğundan hırsının fazlalığından bir eşeği kendisine alıştırmıştı. O eşek kendisine yakınlaşmayı adet edinmiş, insana yakın olmayı öğrenmişti.

1335. O hilebaz halayığın bir kabağı vardı. Eşek kendisine ölçülü yaklaşsın diye kabağı eşeğin aletine takardı. Yakınlaşma zamanında aletin yarısı girsin diye bu işi yapmaktaydı. Çünkü eşeğin aleti tamamı ile girse rahmi de parçalanırdı, damarları da. Eşek zayıflıyordu. Eşeğin sahibi olan Hanım “Bu eşek neden böyle kıl gibi incelip duruyor” deyip duruyordu. Nalbantlara gösterdi.

--------------------------------------------------

2 Kabala‟yı kendisine şiar edinen Rumi‟nin (Kurtoğlu, s. 408) eserlerinde muharref Tevrat ve Talmud‟dan esinlenmeler barizdir. Yethamuth Talmudu‟nda cinsel ilişkiler, zina, fuhuş örnekleri vardır. Kadınların birbirleriyle ve hayvanlarla yaptıkları şehvani münasebetlerden bahsedilir. Örnek: “Bir dul, kendisini tatmin için her usule başvurabilir. Bir kadın bir hayvan ile hayvani münasebetleri ilerletirse, bunda münasebetsiz bir şey yoktur.” (56a- 59b). (Anadol, s. 35-36).

1340. Ama onda hiçbir illet görünmedi, kimse bunun iç yüzünü haber veremedi. Kadın bu işin aslını adamakıllı araştırmaya başladı. Eşeğin haline dikkat edip dururken bir de ne görsün? O halayık, eşeğin altına yatmıyor mu? Bunu kapının yarığından gördü, bu hale pek şaştı.

1345. Eşek, erkekler kadınlara nasıl yakınlaşırsa aynen onun gibi halayığa yakınlaşmış işini becermekteydi. Kadın hasede düştü. Dedi ki, bu eşek benim eşek, nasıl olur bu iş? Bu işin bana olması lazım, ben işe daha ehlim. Görmezlikten gelip ahırın kapısını vurdu. A kız, ne vakte dek ahırı süpürüp duracaksın? dedi. Bu sözü işi gizlemek için söylüyor, ben geldim kapıyı aç diyordu.

1350. Sustu, halayığa hiçbir şey söylemedi. Bu işe tamah ettiği için işi gizledi. Halayık bütün fesat aletlerini gizleyip kapıyı açtı. Yüzünü ekşitip gözlerini yaşartarak dudaklarını oynatmaya başladı, güya oruçluyum demek istiyordu. Eline sapı yıpranmış bir süpürge aldı, develerin yatması için ahırı süpürüyor göründü. Elinde süpürge kapıyı açınca kadın dudak altından „seni usta seni‟ dedi.

1355. Yüzünü ekşittin, eline süpürgeyi aldın, iyi. Fakat yemeden içmeden kesilmiş eşeğin hali ne? İşi yarıda kalmış, öfkeli, aleti oynayıp durmada. Gözleri kapıda seni beklemede. Bunu dudağı altından söyledi, halayıktan gizledi. Onu suçsuz gibi ululayıp dedi ki: Tez çarşafını başına al, filan eve git, benden selam söyle. Şunu söyle, böyle yap, şöyle et. Neyse ben kadınların masallarını kısa kesiyorum.

1380. Kadın kapıyı kapadı, sevine sevine eşeği kendisine çekti, cezasını da tattı ya! Eşeği çeke çeke ahırın ortasına getirdi. O erkek eşeğin altına yattı. O kahpe de muradına ermek üzere halayığın yattığını gördüğü sekiye yatmıştı.

1385. Eşek ayağını kaldırıp aletini daldırdı. Eşeğin aletinden kadının içine bir ateştir düştü. Alışmış eşek kadına abandı, aletini ta hayalarına kadar sokar sokmaz kadın da geberdi. Eşeğin aletinin hızından ciğeri parçalandı, damarları koptu birbirinden ayrıldı. Soluk bile alamadan derhal can verdi. Seki bir yana düştü, o bir yana. Ahırın içi kanla doldu, kadın baş aşağı yıkıldı öldü. Kötü bir ölüm kadının canını aldı.

1390. Kötü ölüm yüzlerce rezillikle gelip çattı babacığım. Sen hiç eşeğin aletinden şehit olmuş insan gördün mü?…”

Sadece Kabak Hikâyesi mi?

Kadın Kılığına Girip Kadınlar Arasına Karışan Cuha’nın Hikâyesi (Mesnevi, Cilt 5, 3325-3330. beyitler) (18+ )

3325. Sözü kuvvetli bir vazeden vardı. Minbere çıkmış vaaz ediyordu. Herkes minberin dibine toplanmıştı. Cuha da bir çarşaf giyip yüzünü örttü, kadınlar arasına karıştı. Kimse onu tanımıyordu. Bir kadın, vaaz edene gizlice sordu: Kasıktaki kıllar namazın bozulmasına sebep olur mu? Vaiz dedi ki: Uzun olursa namaz mekruh olur. Ya hamam otuyla ya ustura ile tıraş etmen lâzım ki namazın tamam olsun, kabul edilsin.

3330. Kadın: Ne kadar uzun olursa namazın kabul olmaz, dedi. Vaaz eden dedi ki: Bir arpa boyu uzun olursa tıraş etmek farzdır. Cuha hemen yanındaki kadına, kardeş dedi, bak bakalım benim kasığımın kılı o kadar olmuş mu? Allah rızası için elini uzat da bir yokla. Bakalım mekruh olacak kadar uzamış mı? Yanındaki kadın Cuha‟nın şalvarına el atar atmaz eline aleti geldi. Kadın derhal büyük bir nara attı….

Baba ile kızı arasında cinsel ilişki üzerine bir sohbet (Mesnevi, Cilt 5, 3716-3736. beyitler) (18+ ) (Bir babanın, kızına “Kendini koru, kocandan gebe kalma” diye tembihte bulunması)

3716. Zengin bir adam vardı. Bu adamın da zühre yanaklı ay yüzlü gümüş bedenli bir kızı vardı. Kız kendini bildi, babası onu kocaya verdi. Fakat kocası kızın dengi değildi. Kavun-karpuz, oldu sulandı mı yarmazsan telef olur gider. Babası da kızın baştan çıkmasından korktu da onu dengi olmayan birisine verdi.

3720. Kızına dedi ki: Kendini kocandan koru, sakın gebe kalma. Ne yapayım? Bu yoksula seni vermek zorunda kaldım. Bu adamı garip say, garipte vefa olmaz. Ansızın her şeyi bırakır, kaçıp gider. Çocuğu başına dert olur kalır. Kız dedi ki: Babacığım, dediğini tutarım, öğüdün pek doğru, kabulüm. Babası her iki üç günde bir kere kızına, aman ha sakın diye öğüt veriyordu.

3725. Derken kız birden bire gebe kalıverdi. Kız bunu babasından gizledi. Çocuk karnında beş yahut altı aylık oldu. Artık iyiden iyiye belli oldu. Babası dedi ki: Bu ne? Ben sana ondan kendini koru demedim mi? Öğütlerim hava mıydı ki hiç sana tesir etmedi? Kız, baba dedi nasıl tahammül edeyim? Erkekle kadın şüphe yok ki ateşle pamuk.

3730. Pamuk, ateşten nasıl çekinebilir? Yahut da ateş nasıl olur da pamuğu yakmaz çekinir? Babası dedi ki: A kızım ben sana onun yanına gitme demedim. Yalnız menisinden kendini koru dedim. Tam zevk anında onun beli gelirken kendini çekmeliydin. Kız, peki, beli ne vakit gelecek ben ne bileyim? Bu pek gizli bir şey, anlaşılmaz ki dedi. Babası, gözleri süzüldü mü anla ki beli geliyor deyince

3735. Kız dedi: Onun gözü süzülünceye kadar benim bu iki gözüm de kör oluyor, a baba! Her bayağı akıl, hırs ve öfke zamanı yerinde durmaz ki!

Bir Zahit, Kıskanç Eş ve Hizmetçi Hikâyesi (işe namazın da alet edilmesi!) (Mesnevi, Cilt 5, 2165-2200. beyitler) (18+ )

2165. Bir zahidin pek kıskanç bir karısı, bir de huri gibi güzel bir hizmetçisi vardı. Kadın, kıskançlığından kocasını gözetir, hizmetçiyle yalnız bırakmazdı. … Nihayet Allah‟ın kaza ve kaderi gelip çattı. Kadın hamama gitmişti. Birden aklına geldi, hamam tasını evde unutmuştu. Kuş gibi hemencecik koş, evden o gümüş hamam tasını getir dedi.

2170. Hizmetçi bu sözü duyunca, efendisiyle buluşabileceğini düşünüp adeta canlandı. Sevine sevine eve koştu. Hizmetçi altı yıldır efendisini yalnız bulmayı gözlüyordu. Adeta uçarak eve geldi ve efendiyi evde yalnız buldu. Şehvet iki aşığı da öyle bürümüştü, ikisinin de gözleri öyle kararmıştı ki, ihtiyatı akıllarına bile getirmediler. Evin kapısını kapamadılar.

2175. İkisi de neşeyle kucaklaştılar, birleştiler. Adeta o anda iki can bir oldu. Bu sırada hamamda kadının aklına geldi, nasıl oldu da dedi, ben bu kızı eve yolladım? Adeta kendi elimle ateşi pamuğun içine attım. Koçu koyuna saldım. Başındaki kili hemen yıkadı, cansız bir halde hizmetçinin ardına düştü. Hem koşuyor hem de çarşafını giyiyordu.

2195. … Sonuçta o kadın eve varıp kapıyı açtı. Kapının sesi kulaklarına gelince, zavallı hizmetçi perişan bir halde sıçradı. Adam da namaza durdu.

2200. Kadın, zavallı hizmetçiyi perişan, şaşkın ve somurtkan, kocasını da namazda görünce bu halden şüphelendi. Derhal kocasının eteğini kaldırdı. Bir de ne görsün? Hayaları meni içinde. Aletinden arta kalan meni damlamada, baldırı-dizi pislik içinde. Başına vurdu da dedi ki: A adi herif! Namaz kılan adamın hayaları böyle mi olur? Şu alet, bu çeşit pislik içinde bulunan but ve kasık, Allah‟ı anmaya ve namaza layık mıdır?

İriyarı Adam Hikâyesi (Mesnevi, Cilt 2, 3155-3160. beyitler) (18+ ) (Oğlanın iriyarı adamdan korkması)

3155. Bir iri adam, bir oğlanı ele geçirdi. Bu adam bana kast eder diye çocuğun yüzü sarardı. Adam dedi ki “ Güzelim emin ol, sen benim üstüme bineceksin. Ben korkunç görünsem de aldırış etme, bil ki ben bir ibneyim. Deveye biner gibi bin üstüme sür.”

Cariye Hikâyesi (Mesnevi, Cilt 5, 3830-4020. beyitler) (18+ )

Armut Ağacı Hikâyesi (Mesnevi, Cilt 4, 3544-3555. beyitler) Oynaşı ile kocasının gözü önünde sevişmek isteyen bir kadının hikâyesi.

Tellâk Nasuh’un Hikâyesi (Mesnevi, Cilt 5, 2225-2235. beyitler) Erkekliğini gizleyen Nasuh adında bir adamın kadınlar hamamında tellâklık hikâyesi.

*Celâleddin Rumi ve Din

a) Mesnevi, Cilt 5, 2235-2240. beyitlerde geçen ifadeler:

“Şeyh, Allah‟ta yok olmuştur, onun sözü Hak sözüdür. Hak, kendisinden bir şey isterse, kendi isteğini nasıl reddeder?” !

“Allah‟a ulaşmış arifin duası ve Allah‟tan dileği, Allah‟ın kendinden bir şey istemesine bezer.” ! Hocası Şems-i Tebrizi gibi, Allah‟ın kendisine hulûl ettiğine ve içinde bulduğu Allah‟ın kendisini konuşturduğuna inanmaktadır.

Varlığın Birliği inancına göre, Tanrı her şeydir!

Başka bir ifadeyle, yaratan-yaratılan inancına aykırı olarak, Varlık birdir, o da Tanrı‟nın varlığıdır. İçindekilerle beraber tüm evren, Tanrı‟nın tezahürü-tecellisidir, O‟ndan zuhur etmiştir, O‟nun parçasıdır! İnsan ölünce de Tanrı‟yla tekrar birleşecektir. Bu yüzden Mevlevi tarikatında ölünün gömülüş gününün akşamına şeb-i arus³ denir (Gölpınarlı, M. Celâleddin, s. 113).

Dolayısıyla bu Kabala inancına göre insan da Tanrı‟nın tecellisidir ama bu, insana unutturulmuştur! Bunu hatırlayan da tanrı oluyor yani homodeus ya da insan-ı kâmil! Hatırlamanın yolu da, çile ve nefsi öldürmek.

Hermetik simya (alchemy) düşüncesinde de bu inanç vardır.

Dolayısıyla kabalaya-sufizme-spiritüalizme göre, yaratılma diye bir şey olmayınca, insan yaptığı hiçbir şeyden sorumlu değildir, çünkü yaratılmış ayrı bir varlık değildir. Tek fail Allah’tır! Dolayısıyla Cehennem diye de bir şey yoktur! Çünkü bu, Tanrı’nın kendini cehenneme koyması demek olur! Daha somut söylemek gerekirse: Haksız yere adam öldür, çal, hak ye ama hesap verme, Allah yapmış olsun!!! Zulmü&Cezasızlığı meşrulaştıran bir zihniyet. İşte bu yüzden rahatlıkla halka zulmedebiliyorlar, halktan&kamudan çalabiliyorlar, soru çalabiliyorlar. Bizim hırsızlık dediğimiz şey onlar için sorun değil! Çünkü aslında “hırsızlığı” yapan onlar değil, Allah!!!

Bu inanç, evrenin de insanın da Tanrı gibi ezeli olmasını gerektiriyor. Hâlbuki bilim tam tersini yani evrenin ezeli olamayacağını, sonradan olduğunu ortaya koymuş durumda. Stephen Hawking (Zamanın Daha Kısa Tarihi): “20. yüzyılda, evrenin bir başlangıcı olduğunu keşfettik.”

Sufi inancına göre Allah her şey ise veya her şey Allah ise, her şey O‟nun suretiyse; necis ve pis olan suretler, bokböceği, domuz vb. suretler de Allah‟ın tecelli suretleri midirler? diye sorulunca da cevapları yine hazırdır: “Pislik ve temizlik izafidir! … Pislik de temizlik de birdir” ! İslam coğrafyasında bu inancın önde gelen temsilcilerinden bazıları Muhyiddin İbn Arabî, C. Rumi, Hallac-ı Mansur, Ebu Yezid (Bayezid) Bistami, İbrahim Ethem, vs. Hallac-ı Mansur‟un ölümüne, sufizmin bu önemli sırrını ifşa etmesinin neden olduğu görüşü yaygındır. (Zarcone, s. 50; Schimmel, s. 34)

Hallac: “Biz (ben ve Allah), bir bedene girmiş (hulul etmiş) iki ruhuz.”

b) Mesnevi, Cilt 1, 3445. beyitten:

Rumi bu beyitte, aracısız verilmeyen ilmin değersizliğinden bahsediyor. “Allah‟tan olmayan bilgi yüktür. Allah‟tan vasıtasız olarak verilmeyen ilim, gelini süsleyen kadının ona sürdüğü renk gibidir, diri kalmaz, uçup gider.” Daha önce belirtildiği gibi, Mesnevi‟nin Önsöz‟ünde Mesnevi‟yi tarif eden ifadelerden birisi şuydu: “Âlemlerin Rabbinden indirilmedir.”!

Yani; (örneğin) Kuran vd. Cebrail vasıtasıyla geldiği için değersiz, ama Mesnevi kendisine doğrudan Allah‟tan geldiğine göre (ilham) değerli!

c) Mesnevi, Cilt 4, 1850. beyit:

“Bu, ne yıldız bilgisidir, ne remil, ne de rüya. Allah doğrusunu daha iyi bilir ya, Allah vahyidir. Sufiler, bunu halktan gizlemek için gönül vahyi demişlerdir.”

-------------------------------------------

3 Düğün/zifaf gecesi.

d) “A aptal! Söyleyen kim?”

Mevlana bir işin yapılmasını emreder. Şeyh Muhammed Hadim de “İnşallah” (Allah dilerse) deyince Mevlâna bağırır: “A aptal! Ya söyleyen kim?” (Gölpınarlı, Mevlâna Celâleddin, s. 196)

e) Ey bacısı orospu! Niçin Kuran olmasın? ! (Eflaki, cilt I, s. 317-318; Bayram, s. 112) Mevlâna‟nın oğullarından Sultan Veled anlatıyor: Dostlardan biri gelip bana babamdan şikâyet ederek; “Bilginler, „Mevlâna Mesnevi‟ye niçin Kuran diyor‟ diye benimle münakaşa ettiler” dedi. Ben kulunuz onlara cevaben “Mesnevi Kuran‟ın tefsiridir” dedim. Babam bunu işitince bir müddet sustu, sonra: “Ey köpek! Niçin Kuran olmasın? Ey eşek! Niçin Kuran olmasın? Ey bacısı orospu! Niçin Kuran olmasın?...”

f) Celâleddin Rumi, hocası ve aşkı Tebrizli Şems için şu ifadeyi kullanır: “Rab olarak düşündüğümle, bugün insan olarak karşılaştım.” (Baldock, s. 58)

g) “Biz Kuran’ın özünü-ruhunu aldık, postunu köpeklere attık” der. Şeyhül-İslam da “Bu sözü söyleyen kâfirdir, katli helâldir” fetvasını verir. (Uludağ⁴ , s. 123; Kalyoncu⁵ , s. 148; Merdin⁶ , s. 341-342)

h) “Ey Hacca gidenler” (Baldock, s. 109; Gölpınarlı, s. 201)

“Ey Hacca gidenler! Neredesiniz, neredesiniz?

Sevgiliniz buradadır; geliniz, geliniz!

Hal böyle iken siz çöllerde

Sersem sersem dolaşıyorsunuz!”

ı) Öldükten sonra mezarına geleceklere seslenişi:

“Kardeş, mezarıma tefsiz gelme, çünkü Allah meclisinde gamlı durmak yaraşmaz.” (Rubailer, s. 14; Gölpınarlı, Divan-ı Kebir/Seçmeler, s. 77)

i) “Şarap, olgun kişilere helâl, bilgisiz halka haramdır”

[Avama haram, havasa helâl. / Avam: sıradan halk; Havass: Seçkinler]⁷

“Hep hoş olan şey, nefsin sevdiği şeyler dince yasak edilmiştir.

Çünkü hoşa giden şeyler, arif olmayan kişileri

Mana âlemine, o hoşluk diyarına doğru yönelmeye kılavuz olamazlar.

Yoksa gerçekte şarap, musiki çeng, güzel yüz, sema

Olgun kişilere helâldir, bilgisiz halka haramdır.” (Can, 1244 no‟lu rubai)

j) “Allah mı büyük, yoksa senin şeyhin mi?”

Ahmet Eflaki, Ariflerin Menkıbeleri eserinde (Rumi tarafından oğlu Sultan Veled‟e aktarıldığını söylediği) şöyle bir olay anlatır: (Baldock, s. 131)

Sultan Veled buyurdu ki: Babam bir gün, “Gerçek mürit, şeyhinin herkesten üstün olduğuna inanan kimsedir” dedi. Öyle ki, bir adam Bayezid‟in müritlerinden birine sorar: “Şeyhin mi büyük yoksa Ebu Hanife mi?” Mürit cevap verir: “Şeyhim.”

“Ebu Bekir mi büyük senin şeyhin mi?”

“Şeyhim.”

Böyle tüm sahabeyi saydıktan sonra: “Muhammed mi büyük senin şeyhin mi?”

“Şeyhim büyüktür.”

En sonunda: “Allah mı büyük, senin şeyhin mi?”

Mürit cevap verir: “Ben Allah‟ı şeyhimde gördüm, şeyhimden başka bir şey tanımam.”

Bir başkası tekrar sorar: “Allah mı büyük yoksa senin şeyhin mi?

Cevap: “Bu iki büyük arasında hiç fark yoktur.”

Ariflerin biri de: “Bulunduğu kimseyi birbirinden ayırmak çirkin şeydir. Burada ikilik yoktur.”

------------------------------------------

4 Ariflerin biri de: “Bulunduğu kimseyi birbirinden ayırmak çirkin şeydir. Burada ikilik yoktur.”

5 Dr. Hamdi Kalyoncu, Sufi‟nin Dini, 2016.

6 Saadettin Merdin, İslam‟ın Pavlusları I, Araştırma Yayınları, 2015.

7 Tasavvuf/Sufizm terimi olarak avam, ‘tarikata bağlı olmayan kişi’, ya da ‘şeyhi olmayan kişi’ demektir; havass ise bunun tersi.

ran‟ın Bistam şehrinde doğan Ebu Yezid (Bayezid) Bistami, Rumi‟nin tasavvufçu seleflerinden biridir. İbrahim Edhem ve Hallac-ı Mansur gibi.

Bayezid Bistami: “İşte Allah benim… Benden başka Allah yoktur, bilin de bana tapın.” (Baldock, s. 137-138)

k) Şems‟e yazdığı bir şiirden: “… Ben nasıl kâfir olurum ki, senin gibi bir puta tapıyorum.” (Divan-ı Kebir‟den Seçme Şiirler III, s. 3)

l) Yine Şems‟e yazdığı bir şiirden: “Senin şeker saçan dudaklarına, senin gaybı bilen gönlüne yemin ederim ki, …” (Divan-ı Kebir‟den Seçme Şiirler III, s. 34).

m) “Ben Şemsin resulüyüm, sorularınıza Şems‟ten gizlice sorar, size cevap veririm.” (Divan-ı Kebir‟den Seçme Şiirler III, s. 51)

n) Yine Şems‟e: “Güzelim! Senin güzel yüzün, benim gönlüm ve dinimdir. Senin hoş kokun, benim peygamberimdir.” (Divan-ı Kebir‟den Seçme Şiirler III, s. 85)

o) Şems‟e: “Kâbe‟de de mabudum sensin, havrada da; yukarıdan da maksadım sensin, aşağıdan da.” (Gölpınarlı, Divan-ı Kebir/Seçmeler, s. 95; Gölpınarlı, M. Celâleddin, s. 70‟de ise havra yerine kilise denmiş.)

ö) Şems‟e: “Sen ilk önce yaratılan ruhsun, hiç kimseden doğmadın.” (Divan-ı Kebir‟den Seçme Şiirler III, s. 218)

p) Şems‟e: “Cihanda mutlak hüküm senindir. … Şems-i Tebrizi! Sen sırf rahmetsin. Çünkü herkese acıyan Tanrı sıfatlarının sırrısın.” (Divan-ı Kebir‟den Seçme Şiirler III, s. 278-279)

r) “Kâmil kişi küfre saparsa, küfür şeriat haline gelir”

“İlletli kimse ne tutarsa illet olur. Kâmil, kâfir bile olsa o küfür, din ve şeriat haline gelir.” (Mesnevi, cilt 1, 1614. beyit)

s) Rumi, Fȋhi Mâ Fȋh‟te, en küçük bir buyruk veya öğütten alınıp da şeyhten vazgeçen kişiyi bakın nasıl eleştiriyor:

“Şeyh sana, eski şeyhler gibi „karını, malını, mevkiini bırak‟ demiyor. Eski şeyhler bunları derlerdi. Hatta „karını bırak, onu biz alacağız‟ derlerdi; müritler de buna katlanırlardı.”(s. 118- 119)

[Yani karısı da istenmediği için müridin şükretmesi mi lâzım?! Ayrıca, sadece eski şeyhler mi? Adliyede resmen kayıtlara geçen malum badeci şeyh olayı (kitap olarak da yayınlandı), bu işlerin hâlâ devam ettiğini gösteriyor. Badeci şeyhe annesini bile götürebilecek tiplerin olduğunu bir kez daha görmüştük!]

*Tepkiler üzerine…

Ancak tüm bunları ve daha fazlasını söyleyen Celâleddin Rumi, tepkiler nedeniyle o zamanki halkın gazını almak için (insan aklıyla dalga geçercesine) şu sözleri de etmekten çekinmemiştir: “Hayatta oldukça Kuran‟a kulum. Seçilmiş Muhammed‟in yoluna toprağım. Ama birisi sözlerimden başka bir şey rivayet ederse ondan bizarım.” (Gölpınarlı, M. Celâleddin, s. 204)

*Bu Derlemenin kaynaklarından biri olan Divan-ı Kebir’den Seçme Şiirler‟i çeviren M. B. Beytur, cilt III, s. 320‟de şöyle diyor: “Aziz okuyucularım! Mevlâna‟nın şiirleri ayet ve hadis mealidir, Kuran‟ın özünden hadisin ruhundan alınmış mana ve hakikatlerdir.” (!)

Pes! İnsanları salak yerine koymanın bu kadarı da olmaz! Yukarıda örnekleri verilen ve daha bir sürü verilebilecek sözlere bakın, bir de bu adamın dediğine bakın! Rumi‟yi okuyup da, aklı kullanmayı reddedenler, bu derlemedeki birçok açıkça ahlâk dışı ve de din bakımından küfür demek olan sözlere bile takla attırıp bu sözlerde hikmet (!) aramaya kalkabiliyorlar.

Peki, böyle birisi, insanı diğer yaratıklardan ayıran „aklı kullanmayı-düşünmeyi‟ reddedince yine de “insan” statüsünde kalmış oluyor mu?

Müslüman olduğunu söyleyenler için:

“Aklını kullanmayanlar üzerine Allah pislik indirir” (Yunus 100)

“Yeryüzündeki canlıların Allah katında en kötüsü, akıllarını işletmeyen sağır ve dilsizlerdir.” (Enfal 22)

*Gölpınarlı, Rumi‟nin dini bir reform yaptığını iddia ediyor (Mevlana Celâleddin, s. 208). Hâlbuki Rumi‟nin eserlerinde, dinde reform değil de başka bir dinden-öğretiden bahsettiğini bariz görüyorsunuz.

*Celâleddin Rumi ve İşgalci Moğollarla İşbirliği

Moğollar ona Pir-i-Rum yani Anadolu’nun Şeyhi8 unvanını vermişlerdir. Türkmenler işgalci Moğol emperyalizmiyle savaşırken, Mevlana ve çevresinin Moğollarla güzel ilişkiler içinde bulundukları ve Moğol iktidarının meşruiyetini vurgulamaya çalıştıkları görülmektedir (Bayram, s. 224). Mevlana‟nın sohbet meclislerinde Moğolların müşrik oldukları söylendiğinde, Mevlana ve hocası Şems-i Tebrizi Moğolların müşrik olmadıklarını çevrelerine telkine çalışmaktadırlar (Bayram, s. 237). Hatta Moğol komutan Baycu Noyan için “O, evliyaullahtan biridir, ama kendisi bunu bilmez” diyerek halkı Moğollara ısındırmaya çalışmıştır (Bayram, s. 238). Hem Mevlana hem de hocası Şems, Moğolların yaptıkları zulüm ve katliamlardan bahsedenlere öfkelenmiş, Moğol zulmünü haklı göstermeye çalışmışlardır (Bayram, s.238). Mevlana‟ya yakın isimler Moğollarca işbaşına getirilmiştir (Bayram, s. 240, 246). Moğollar, dini bakımdan Şiiliği, tasavvufi bakımından da Kalenderîliği ve Mevleviliği destekleyerek Türkmenlerle mücadelede onlardan yararlanmışlardır. (Bayram, s. 256)

Kösedağ yenilgisinden sonra (1243) Anadolu Selçukluları Devleti Moğolların hâkimiyetine girdi. Moğol yanlısı iktidar, kendilerine karşı olan Türkmenlerle mücadeleye koyuldular. Yeni Sultan‟ın (IV. Kılıçarslan) fermanıyla, Anadolu‟daki tüm şeyh ve müritlerin Mevlana‟ya bağlanmaları mecburiyeti getirildi. Kabul etmeyenlerin işyerleri, vakıfları, medreseleri müsadere edildi. Direnenler ya öldürüldüler veya göçe zorlandılar. Ahilerden alınan iş ve iş yerleri ile medreseler Mevlana‟nın gösterdiği kişilere verildi. (Bayram, s. 249)

Ahi Evren ve Alâeddin Çelebi, Mevlana‟nın talimatıyla Kırşehir Emiri Nureddin Caca tarafından öldürüldüler. (Saltık, s. 121)

İşgalci Moğollara ve Moğol yanlısı iktidara karşı isyan eden Ahi Evren (Nasreddin Hoca), Kırşehir‟de 1261‟de Mevlâna‟nın Moğol asıllı müridi Nureddin Caca tarafından katledildi.

Mevlana‟nın torunu Ulu Arif Çelebi, kendisine niçin Müslümanları (Karamanoğullarını) bırakıp da Moğollara destek verdiklerini soranlara şöyle cevap verir:

 “Günümüzde Allah gücü ve kudreti Moğollara vermiştir. Biz Mevleviler, onlara itaat etmeyi kendimiz için vacip görürüz.” (Bayram, s. 263; Eflaki, cilt 2, s. 324)

Şunu bilhassa kaydetmek gerekir ki, Mevlana Moğol akınını hiç de kötümsemiyordu:

“Bu bozulmamış unsurun Anadolu‟ya yeni bir şey vereceğini, yıpranmış eskinin bu yeni ve zinde unsurla kaynaşıp yenileneceğini, yaptıkları zulmün ilk taşkınlıktan meydana geldiğini ve zamanla sükûn bulacağını anlıyordu.”(Gölpınarlı, s. 220-221)

Mallarının işgalci Moğollar tarafından alındığını söyleyen birisine şöyle diyor Rumi:

“Moğol neyi alırsa, Tanrının eline düşmüş, hazinesine girmiş sayılır.” ! (Fȋhi Mâ Fȋh, s. 78)

Taptuk Emre de işgalci Moğolların kuklası yöneticiler tarafından Aksaray‟da öldürülmüştür. Aynen Ahi Evren gibi (Bayram, s. 257).

*Celâleddin Rumi ve Ahi Evren Mücadelesi (Prof. M. Bayram)

Mevlâna, başta Ahi Teşkilatı‟nın piri Ahi Evren (Nasreddin Hoca) olmak üzere muhaliflerine karşı sataşma ve hücumlarında insaf ölçülerini aşmakta, edep çizgisini ihlâl ederek işi ağır hakaretlere vardırmakta ve hatta inanılması mümkün olmayan iftiralarda bulunmaktadır. Ağza alınmayacak küfürlü sözler sarf etmekten çekinmemektedir.

Örneğin, Mesnevi‟de Kadın Kılığına Girip Kadınlar Arasına Karışan Cuha’nın Hikâyesi ile Ahi Evren‟i (Arap kültüründeki herkesin alay ettiği Cuha‟ya benzeterek) aşağılamaya çalışmıştır. Daha ileri giderek Ahi Evren‟le olan kavgasına Ahi Evren‟in karısını da karıştırmaktan utanmamıştır (Cilt 6, beyitler 4450-4565 arası).

Ahi Evren‟in 1 Nisan 1261‟de katledilmesinden sonra Mevlana memnuniyetini ifade eden 45 beyitlik bir şiir yazmıştır. Şiirde Ahi Evren‟in öldürülüşünü tasvir ederken kullandığı bazı ifadeler şöyle: “… Kendisine isabet eden okun darbesiyle iki büklüm yere kapandı, saraya tutulmuşlar gibi çırpındı, hırıltı ile öldü gitti.”

-----------------------------------------

8 Aslında bire bir “Roma’nın Piri” demek. Rum=Romalı, Roma vatandaşı (d.n.)

Muhtemelen Mevlana, onun ölüm anıyla ilgili bilgileri onu öldüren kendi müridi Nureddin Caca‟dan almıştır. (Bayram, s. 210)

*Celâleddin Rumi‟nin, oğlu Alâeddin Çelebi‟ye karşı tutumu

Eflâki‟nin anlattığına göre, Alâeddin Çelebi, kendini bildiği günden beri babası Celâleddin ve abisi Sultan Veled‟in tuttukları yola karşıdır. (Gölpınarlı, M. Celâleddin, s. 93)

Alâeddin Çelebi, mücadelelerinde babasına karşı Ahi Evren‟in yanında yer almış, evlâtlıktan reddedilmiş ve Ahi Evren‟le beraber Kırşehir‟de katledilmiştir. Cenazesi Konya‟ya getirilmiş, Celâleddin Rumi oğlunun cenazesine katılmamıştır. (Gölpınarlı, s. 93)

Celâleddin Rumi, öldürülen oğluna bir şiirinde „öküz‟, Ahi Evren‟e de „eşek‟ derken; şiirde Ahi Evren için “Şükür ki öldü de başımın ağrısı dindi”, oğlu için de “Öküz de öldüyse varsın ölsün, gam yemem” demiştir. (Bayram, s. 214)

[İşte, sevgi ve hoşgörü abidesi diye tanıtılan Rumi bu! Kendisinden farklı düşünen oğluna bile bunu lâyık görmüş!]

Şems‟in öldürülmesi işine karışması, Mevlevilerce Alâeddin Çelebi‟nin ve soyunun anılmamasına sebep olmuş, böylece bu soy unutulup gitmiştir. Mevlana tekkesinde şeyhlik eden ve Mevleviliği temsil eden Çelebiler, umumiyetle Sultan Veled soyundan gelmişlerdir. (Gölpınarlı, M. Celâleddin, s. 137)

*Kimya Hatun meselesi

Alâeddin Çelebi‟nin, babası Celâleddin Rumi‟ye tavır almasının bir nedeni de şudur: Şems‟in Konya‟ya ikinci gelişinde; Celâleddin Rumi, henüz 15 yaşında olan ve çok güzel olduğu rivayet edilen evlâtlığı Kimya Hatun‟u Tebrizli Şems‟e nikâhladı. Oysa Kimya Hatun Alâeddin‟i seviyordu. Alâeddin de ona âşıktı ve evlenmeyi düşünüyorlardı. Kimya Hatun zaman zaman Şems‟i terk ediyor, bir yerlere gidiyordu. Celâleddin Rumi ve yakınları onu aramaya çıkıyor ve bulup Şems‟e getiriyorlardı. Yine bir keresinde Şems‟i terk ettiğinde Şems çok öfkelendi. Yine bulup getirdiler. Bu dönüşünden sonra üçüncü gün Kimya Hatun öldü. Şems‟in onu döverek öldürdüğü şüphesi oluştu. Doğrusu burada şüphe yeri var çünkü boynunda şiddetli bir ağrı vardı ve sağa sola dönmüyordu. Bu olayın hemen ardından Şems‟in Konya‟yı terk edip Şam‟a gitmesi de bu ihtimali kuvvetlendirmektedir. (Bayram, 175-176)

*Celâleddin Rumi ve Şems-i Tebrizi

Çok gezdiği için Şems‟e Şems-i Pervane de demişlerdir (Türkmen, s. 19). Tek eseri Makalat‟tır (Konuşmalar demektir ve Mevlana‟nın isteğiyle müritler tarafından kaleme alınmıştır). Tebrizli Şems, Kalenderîliği Cavlakiye⁹ adıyla yeniden organize eden ve Şam‟da bulunan Şeyh Cemaleddin Savi‟nin Anadolu‟daki halifesidir. Cavlakiler, bazı yaygın gayr-ı ahlaki davranış ve uygulamalarıyla bilinirler. Özellikle de livata10 fiili.

Mevlevi Ahmet Eflaki anlatıyor:

(Bayram, s. 179) Cavlakiler, vücutlarındaki tüm kıl, tüy, sakal, bıyık, saç ve hatta bazıları kaşları bile kazıtmaktadırlar. Celâleddin Rumi de bir gün berbere sakal ve bıyığını dipten kestirip şöyle der: “Gıpta ederim Kalenderlere, hiç sakalları yoktur.” (Gölpınarlı, M. Celâleddin, s. 65)

Mevlevilikle Kalenderîlik arasındaki yakınlık sebebiyle, Kalenderîliği Mevleviliğin bir şubesi sananlar da olmuştur. (Gölpınarlı, s. 65) “Bir defasında Celâleddin Rumi, oğlu Sultan Veled‟i Şems‟e teslim ederken, Şems‟e “Sultan Veled çok temizdir. Bugüne kadar hiç kimse ona livata fiilinde bulunmadı‟ demiştir.”

Şems-i Tebrizi‟nin de Cavlaki şeyhi Ali Hariri gibi livata fiilini işlemesi ve bu uygulamayı Konya‟ya getirmesi, zaten Moğol savunuculuğu nedeniyle kendisine karşı olan tepkinin şiddetlenmesine sebep oldu. Livata fiilini ileri düzeyde uyguladığı bilinen Şeyh Ali Hariri‟nin de Mevlevi çevrelerde ulu bir kişi olarak vasfedilmesi, bu ahlaki çöküntünün bu çevrelerde kabul gördüğünü göstermektedir. (Bayram, s. 179) Şems‟in ölümünden sonra da Mevlana‟nın iki kez Şam‟a gitmesi, bu çevrelerle ilişkiyi sürdürdüğünü göstermektedir. (Bayram, s.187)

-----------------------------------

9 Cavlakiler adıyla “Cascavlak” kelimesinin bağlantılı olduğu söylenir. www.beyaztarih.com Alıntı: 06.04.2018.

10 Oğlancılık. (Türkçe Sözlük, TDK, 2011, s. 1590)

Anadolu‟yu işgal eden Moğol ordusunun ön saflarında Cavlaki dervişler de bulunuyordu. Kösedağ yenilgisinden sonra Kayseri kuşatıldığında, Cavlakiler ve de Cavlaki şeyhi Tebrizli Şems de yine oradaydılar. Şehri savunan Ahi Teşkilatı ve Bacı Teşkilatı üyesi olan on-binlerce insan katledildi veya esir alınıp götürüldü.

Moğol işbirlikçiliği, livata, Kimya Hatun meselesi… Tüm bunlara rağmen Şems‟in umursamaz tavırları kendi sonunu hazırladı. Tebrizli Şems, sonunda Ahi Evren ve yakınları tarafından öldürüldü. Şems‟in öldürülmesinde Celâleddin Rumi‟nin oğlu Alâeddin Çelebi de önemli rol üstlenmiştir.

Şems‟ten sonra Konyalı Kuyumcu Selâhaddin

Celâleddin Rumi‟nin etrafında olup Şems‟i sevmeyen ve onun ölümüne sevinenler, Rumi‟nin eski haline döneceğini zannederler, ama yanılırlar. Çünkü Rumi bu sefer de Selâhaddin‟le hem-dem olmaya başlamıştır. „Birinden kurtulduk, öbürüne çattık‟ diye gene dedikodular başlar. Şems‟e olduğu gibi, Selâhaddin‟e de sövüp saymaya başlarlar. (Gölpınarlı, M. Celâleddin, s. 106-107)

Sultan Veled İbtidaname‟sinde, babası Rumi ile Selâhaddin‟in on yıl şeker gibi zevk ve şevk içinde yaşadıklarını söylüyor. Selâhaddin hastalıktan ölüyor. Sevgili dostunun ölümü üzerine Rumi‟nin durumunu yine Veled anlatıyor: “Cenazesinin önünde davul-kudüm-def çalanlar, güzel seslerle beste okuyanlar gitmedeydi. Mevlana sema ediyor, naralar atıyordu. … İslam âlemi ve Konya, o ana kadar böyle bir cenaze töreni görmemişti. Herkes hayret içindeydi, neler yapıyordu bu Mevlana?” (Gölpınarlı, M. Celâleddin, s. 112-113)

O gece (şeb-i arus) Mevlana, dostunun hatırasını şu mersiyeyle anar ve coşkuyla sema eder: “Ey ayrılığıyla göklerin-yerlerin ağladığı sevgili! … Dünyada yerini tutacak kimsecik yok. …” (Gölpınarlı, s. 113) Mevlana onun için yetmişin üzerinde gazel yazar. (Gölpınarlı, s. 113)

*Tebrizli Şems‟ten

1. “Allah bana Kimya Hatun suretinde geldi” ! (Bayram, s. 178; Eflaki, cilt II, s. 57) Celâleddin Rumi, evlatlığı Kimya Hatun‟u Şems‟e nikâhlamıştı. Kimya Hatun ise bunu istememişti. O, Rumi‟nin oğlu Alâeddin ile birbirlerine âşıktı. O yüzden bazen evden kaçıyordu, bulup getiriyorlardı. Bir gün yine Şems‟i terk etmişti. Şems‟in canı sıkkındı. Mevlana onu teselli etmek için hücresine gider. Kapıyı aralayınca Şems ile Kimya Hatun‟un seviştiklerini gördü ve geri döndü. Bir süre sonra tekrar geldi. Şems yalnız oturuyordu. Ona sordu: “Üstat az önce geldim Kimya Hatun ile oynaşıyordunuz. Kimya Hatun nerede?” Şems de ona:

“O senin gördüğün Cenabı Allah idi. Allah’ın ne kadar sevgili bir kuluyum ki, Kimya Hatun suretinde bana geldi. Onunla oynaşıyorduk.” !!!

2. “Kalbim bana Rabbimden şöyle bir haber veriyor” (Bayram, s. 181; Eflaki, cilt II, s. 66 ) Şems, Konya‟da bir sohbette orada bulunanlara şöyle çatar: “Daha ne kadar onun bunun sözlerini nakledip duracaksınız! İçinizde „kalbim bana Rabbimden şöyle bir haber veriyor‟ diyebilecek bir er yok mu?”

3. Makalat‟tan: “Muhammed‟in risalesi bana fayda vermez, bana kendi risalem gerek.” (Türkmen, s. 89)

4. Makalat‟tan: “Firavun veli idi.” (Türkmen, s. 179)

Tüm bu ve benzeri daha pek çok sözlerine rağmen; Abdülbaki Gölpınarlı, öldürülen Şems‟i “şehit” ilân etmeyi de ihmal etmiyor! (M. Celâleddin, s. 78, 82, 85, 86, 91, 93, 94, 137) Mevlevilerde, Şems‟in bir gün Mehdi olarak zuhur edeceği inancı da vardır. (Gölpınarlı, M. Celâleddin, s. 92)

*Mevlevilik (Mevleviyye veya Celâliyye)

Mevlâna, usul ve erkânı belirlenmiş bir tarikat kurmamıştır. Onun adına izafeten Mevlevilik adıyla bilinen tarikatı kuran, usul ve erkânını belirleyen, ilk halifesi Hüsameddin Çelebi ve oğlu Sultan Veled‟dir.

*Celâleddin Rumi‟nin Kadına Bakışı & Şems-i Tebrizi‟ye olan Aşkı

Rumi, Mesnevi‟de kadını konu alan onlarca hikâye anlatmış, hepsinde de kadını aşağılamıştır. Kabala öğretisini kendisine şiar edinen Mevlana, kadınları aşağılamıştır. (Kurtoğlu, s. 408)

Rumi‟nin kadına bakışına örnekler:

“Ey yolcu! Yolcuyla danış, kadınla değil. Çünkü kadının reyi seni topal eder.” (Mesnevi, cilt 4, 2210. beyit) “…Korkmak kadınların işidir.” (Gölpınarlı, Divan-ı Kebir/Seçmeler, s. 102)

Eflaki‟nin anlatımıyla, (Rumi‟nin hocası) Şems‟in kadına bakışına bir örnek: (18+ )

“… Bir kadına arştan daha yüksek bir makam verilse, o bu makamda iken yerde kalkmış bir alet görse, deli gibi o aletin üstüne atlar. Çünkü kadının mezhebinde ondan daha yüksek bir makam yoktur.” (Bayram, s. 236)

Makalat‟tan: “Padişah hanımı olsun veya dilencinin, tat aynıdır. Fark, kıyafet ve süslerdendir. Soyununca hepsi aynıdır.” (Türkmen, 196)

Şems‟e aşkı

Rumi, Şems ile tanışmadan önce neredeyse hiç şiir söylemediği halde Şems‟le tanıştıktan sonra fıtratındaki şairlik kabiliyeti iyice ortaya çıkmıştır. Kadınları sürekli aşağılayan Mevlana, söz konusu Şems olunca aşkla coşmuştur: “Şems sen, ay sen, bal sen, şeker sen, ana sen, baba sen, hepsi sensin. …” (Divan-ı Kebir‟den Seçme Şiirler III, s. 24) “Ey benim canım! Bir öpücük kaçadır? O şeker dudağından bir denk şeker isterim. …” (Divan-ı Kebir‟den Seçme Şiirler III, s. 88).

“Güzelliğin kıyasa sığmaz.” (Gölpınarlı, M. Celâleddin, s. 69)

Şems Şam‟a gitmişti. Fakat Mevlana ona öylesine âşık olmuştu ki, onsuz olamıyordu, onu unutamıyordu. Onu mutlak bir nur ve uçsuz-bucaksız bir umman olarak görüyordu. Bu yüzden, dönmesi için Mevlana oğlu Sultan Veled‟i Şam‟a gönderir. Şems‟in geri dönmesiyle duyduğu sevinci dile getirdiği şiirlerinin birinden bazı beyitler: (Geldi O Başka Şeyim adlı şiirden)

“Ayım güneşim geldi. Gözüm kulağım geldi. Altın madenim geldi. Beni sarhoş edenim geldi. Gözümün nuru geldi. Başka ne istersem, o başka şeyim geldi. Ölümden niye korkayım ki, hayat-suyu kaynağım geldi. Kınayıcılardan korkmam artık, çünkü siperim geldi. … Coşup kükrememin tam vakti, çünkü erkek aslanım geldi.” (Bayram, s.177; Gölpınarlı, Divan-ı Kebir/Seçmeler, s. 22- 23 )

Ne zaman adlı şiirinden:

“Yollara su dökün

Bahçelere müjdeler edin

Bahar kokuları geliyor

O geliyor, o

Ay parçamız, sevgilimiz, yârimiz geliyor.” (Baldock, s. 338)

Şems‟in ölümü Mevlana‟dan bir süre saklanır. Bu sırada yazdığı şiirden:

O güzel dilber acaba nereye gitti. O servi boylum acaba nereye gitti?

Gönlüm yaprak gibi titriyor bugün. Dilberim gece yarısı nereye gitti?

Yola çık yolculara sor, o can yoldaşı nereye gitti?

Bağa git bağbandan sor, o gül dalı nereye gitti? (Bayram, s. 184)

Mevlana, Şems için yazdığı birçok şiirde onu “Tebrizli Hak Şems” (Tanrı Şems, Allah Şems) diye anmıştır. “Ey Tebrizli Şems-ül Hakkın büyüklüğünü inkâr eden! …” (Divan-ı Kebir‟den Seçme Şiirler III, s. 54)

*Şeyhlerin İlleti: Güzel delikanlılara gönül verme

Eflâki anlatıyor: “Gerçekten de tasavvuf ehli bu huya pek düşkündü. Hatta bu yüzden, gayri tabii zevkte pasif role “illeti meşayih” (şeyhlerin illeti) deniyordu.” (Gölpınarlı, s. 209; Eflaki, I, s. 205)

“Roma ve Bizans‟ın hadım ağalı, sürülerle cariyeli saraylarının İslami bir şekilde belirmesi, buna karşılık aşağı tabakanın kadınsız bir cemiyette yaşama mecburiyeti evvelce de işaret ettiğimiz gayri tabii zevklere yol açmış; seksüel zevk Yunani aşkla tatmin edilmeye başlamış, tasavvuf bu zevki alabildiğine ilerletmiş, Şark edebiyatı mey ve mahbupla11 dolmuş, Sufiler yalnız şiirleriyle değil, hareketleriyle de bu hastalığı yaymışlar.” (Gölpınarlı, Mevlâna Celâleddin, s. 211)

--------------------------------

11 Erkek sevgili. (TDK Türkçe Sözlüğü, 11. Baskı, 2011)

Nevʻî-zâde Atâyî örneği üzerinden Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölümü‟nde 2014 yılında tasavvuftaki cinsel unsurlar hakkında bir Yüksek Lisans Tezi yapılmıştır. Atayi‟nin mesnevilerinde tespit edilen müstehcen konulardan bazıları şunlar: Biseksüellik (her iki cinsle cinsel ilişki), başkalarının hareminin gözlenmesi, kulamparalık, istimna ve kerkinme.

*Celâleddin Rumi‟nin Türklere Bakışı

“Tanrı, yıkmak için Türkleri yarattı” !!!

“… Çünkü dünyayı imar etmek Rumlara, yıkmak ise Türklere mahsustur. … Sonra da azar azar bu imaretlerin tamamıyla harap olması için Tanrı‟nın takdiri şöyle bir tedbirde bulundu: Bunları yıkmak için Türkleri yarattı, onlar da çekinmeden ve acımadan gördükleri her imareti yıktılar, harabeye çevirdiler ve hâlâ da yapıyorlar ve kıyamete kadar da böyle yapacaklar. Konya şehri de yine merhametsiz Türk zalimlerin eliyle harap olacaktır.” (Eflaki, cilt II, s. 137)

*İbn Arabî: Arif olandan ibadet sorumluluğu kalkar!

Aynı zihniyetin önde gelenlerinden ve Fusûsu‟l-Hikem adlı kitabın rüyasında kendisine verildiğini (!) iddia eden12 İbn Arabî şöyle diyor: “Marifet gerçeğinin bulunduğu yerde dava (herhangi bir iddia) yoktur ve “yap” veya “yapma” gibi emirlerde bulunulmaz.” (Türkmen, s. 119, 122.) Tasavvufun Bâtıni (Ezoterik) zihniyetine göre, “gerçeğe ulaşandan ibadetler kalkar” ! (Gölpınarlı, Mevlana Celâleddin, s. 330)

*Eflâki Anlatıyor:

Bir gün kendisine “neden bazı velilerin kibirli olduğu‟ sorulduğunda Mevlâna şöyle cevap verir: “Allah erlerinin kibirleri ilahi bir kibirdir. Yoksa nefse ait bir kibir değildir. Günahkâr insanların kendi mevkilerinden gelme kibri değildir.” (!) (Eflaki, cilt I, s. 394)

[Yukarıda anlatılan, Allah mı büyük şeyhin mi diyalogundaki gibi, insanlara tanrı muamelesi yapan ve her şeye inanmaya hazır akılsızlar için her şeye bir “cevapları” var!]

*Bir Başka Din: Tasavvuf veya Sufizm veya Spiritüalizm Rumi eserlerinde bariz şekilde “farklı bir öğretiden-dinden” bahsedildiğini gözlemliyorsunuz.

Gölpınarlı da çarpıcı ifadelerle bunu teyit ediyor:

“Mevlâna, kulu Tanrı yapıyor.” (s. 196)

“Mesnevi’yi Kuran gibi takdis eden Mevleviler, Kuran‟daki sure karşılığı, bahis başlıklarına surh-ı şerif derler.” (s. 122)

“Mevlâna, ahireti, olgunluğa erişmeyen (kâmil olmayan) insanın bağlanacağı misali bir âlem olarak kabul eder.” (s.180)

“Şems, artık Mevlana‟nın nazarında bütün varlığın sırrıydı. „O pek büyük padişah, insan elbisesi giyindi de kapıdan görünüverdi‟ beytiyle anlattığı gibi, onu Tanrı‟dan ayırmıyor, mutlak kemalin zuhuru görüyordu.” (s. 74)

Zuhur anlayışında, âlem Tanrı‟dan ayrı ve müstakil varlığa sahip değildir… (s. 156)

“… kıyamet, bu felsefeyi (zuhur) tam olarak kabul edenler için insanın ölümünden başka bir şey değildir.” (s. 158)

“… Fakat bazı ürkek sufiler, şeriatçılar gibi bir ahiret kabul ederler. Böylece başlangıcını kabul etmedikleri bir âleme bir son kabul ederek çelişkiye düşerler.” (s. 159)

“… Her yerin, her ülkenin bir kutbu vardır. Ama asıl kutup, kutupların kutbudur (kutb-al-aktab). Gavs da denen bu zat, devrinin peygamberidir. Fakat edebe riayet ederek peygamberim demez. Bununla birlikte, nebi (peygamber) sözünden daha üstün olan ve Tanrı adlarından biri olan veli adıyla anılır.… Tanrı kâinatı bunlarla idare eder.” ! (s. 159-160)

*İbn Arabî de Firavun‟un mümin olduğunu ve azap çekmeyeceğini söylüyor (Füsus-ül Hikem, s. 232). Müslüman olduğunu söyleyenler için: Kuran‟da tam tersi söyleniyor. (Mümin 46)

Arabî‟nin bu tür sözlerini sorduğunuzda, izah edemedikleri için “O ulu bir zattır. Bir bildiği vardır” diyorlar! Yani asırlardır yaptıkları gibi, insanları salak yerine koyuyorlar! Bunlar görülmesin diye de “Kuran meali okumak caiz değil” fetvası bile verebiliyorlar! Kuran‟ı anlayarak okuyan birisi, kendisine öğretilen birçok şeyin İslam olmadığını görecek çünkü.

…………………………………………….

12 Fusûsu‟l-Hikem, İbnü‟l Arabî, Alfa Basım Yayım Dağıtım, 2017, s. 20, 9.

Kuran‟ın emrine aykırı olduğu halde, anlamadan okunmasını istiyorlar.

*Prof. M. Bayram: “Anadolu‟nun fikren, ilmen geri kalmasında, bu akıl karşıtı tasavvuf düşüncesinin rolü vardır.”

*Dünyaca ünlü tarihçimiz Prof. Halil İnalcık’tan

İbn Arabî‟nin Bâtıni yorumları, aralarında İbn Haldun‟un da bulunduğu birçok önde gelen ulema tarafından sapkın, hatta İbn Teymiyye tarafından küfür sayılacak kadar aşırıydı. (s. 177)

M. Celâleddin Rumi (1207-1273), İbn Arabî düşüncesinin hüküm sürdüğü Selçuklu başkenti Konya‟da yetişmiştir. (s. 177)

İran düşünce ve edebiyatı ve İbn Arabî‟nin derin tasavvuf düşüncesiyle yoğrulmuş çok uluslu Konya, Mevlana‟yı kendi yaşadığı zamanda bile bir veli olarak görmüştür. (s. 177-178)

Tekkeler, Fars dili ve edebiyatı merkezleri haline gelmiştir. (s. 179)

Kırşehir, 13. yüzyılın ikinci yarısında Fars ve Moğol kültür ve egemenliğinin merkezi Konya karşısında Türk halk kültürünün merkezi haline gelmiştir. (s. 178)

Mevlevilik, başlıca esinini Farsçadan alan klasik Osmanlı edebiyatının yaratılışında önemli bir etmen olmuştur. (s. 180)

13. yüzyıldan beri Anadolu, sufi öğretilerle dini tarikatların yuvası haline gelmişti. (s. 164)

*Son Söz

Herkes kendi istediği yoldan gidebilir. Herkes istediği gibi inanabilir veya inanmayabilir. Ama mürit kazanmak, güç oluşturmak ve insanları kendi istedikleri gibi kullanabilmek için dini perde olarak kullanmaya, takiyye yaparak insanları aldatmaya kimsenin hakkı yoktur!

Tarikat ve cemaatlerin Mustafa Kemal Atatürk‟e duydukları kin ve nefretin sebebi; -Kuran‟ın “okuyup anlama” emrine uygun şekilde- Atatürk’ün Kuran’ı Türkçeye çevirterek halkımızı -İslam‟da olmayan- ruhban sınıfına/aracı kurumlara mahkûm olmaktan kurtarmasıdır. Başka bir deyişle, bu aracı kurumların asırlar süren tezgâhını çökertmesidir.

Unutulmasın ki, tarikat ve cemaatler emperyalizmin içerideki maşalarıdır, beşinci koldur. Yabancı istihbaratların kontrolündedirler. Müslüman olduğunu söyleyenlerin düşünmesi gerekir; yüzlerce ayette “aklınızı kullanın, düşünün” diye kime sesleniliyor? Bitkilere ya da Marslılara mı! “Aldatan, sizi Allah ile aldatmasın.” (Lukman 33, Fatır 5, Hadid 14)

“Yeryüzündeki canlıların Allah katında en kötüsü, akıllarını işletmeyen sağır ve dilsizlerdir.” (Enfal 22)

Bilinmelidir ki; Atatürk ile tekke ahalisini yan yana koymaya kalkanlar, (Allah ile aldatanlar gibi) Atatürk ile aldatıyordur.

Bilinmelidir ki; Atatürk‟e “din düşmanı” diyen tarikat-cemaat mensuplarının takiyye yapıp açıkça SÖYLEYEMEDİKLERİ din, olsa olsa işte bu tanrısız veya insanın tanrılaştırıldığı kendi dinleridir. Çünkü onların tanrıları şeyh ve gavslardır ve başları sıkışınca -Allah‟tan değil- onlardan yardım isterler: “Yetiş ya gavs”, “Medet ya şeyh” (!)

677 sayılı kanun

1925‟te çıkarılan 677 sayılı kanunla tekkeler-zaviyeler-türbeler kapatıldı, faaliyetleri yasaklandı ve suç sayıldı. Bazı unvanlar da yasaklandı ve kullanılması suç sayıldı: Şeyh, derviş, mürit, seyit, dede, baba, çelebi, vs. Bu yasa hâlâ yürürlüktedir fakat tarikat-cemaat faaliyetleri, “fiilen” sürdürülmektedir. 1925 yılındaki yasadan sonra, (örneğin) Mevlevi Tarikatı‟nın şeb-i arus töreni ilk kez 1954‟te yapıldı.

Mehmet Akif Ersoy: “Eğer İslam‟dan maksat Kuran‟sa, ortada İslam diye bir şey olmadığını söylemek durumundayız. Çünkü Kuran, bugün göklere çekilmiş ve yeryüzündeki İslâm‟ın onunla ilgisi kalmamıştır.”

Mehmet Akif, pek çok şiirinde (Asım, Hatıralar, Süleymaniye Kürsüsünde vd.), insanı tanrı yapan bu zihniyeti (tasavvuf/sufizm/spiritüalizm) ağır şekilde eleştirmiştir.

Şiirlerinden bazı alıntılar:

ASIM

Edebiyatımıza edepsizliği onlar soktu,

Yoksa, din perdesi altında bu isyan yoktu,

Sürdüler Türk’e “tasavvuf” diye olgun şırayı,

Muttasıl şimdi “hakikat” kusuyor Sıtkı Dayı!

Bu cihan boş, yalınız bir rakı hak bir de şarap,

Kıble: Tezgâh başı, meyhaneci oğlan: Mihrap.

Git o “divan” mı ne karın ağrısıdır, aç da onu

Kokla bir kere, kokar mis gibi “Sandıkburnu!”

 

(muttasıl: sürekli, durmadan)

 

Fatih Kürsüsünde

•Sevap ümit ediyor ha! Deyin ki na-merde,

Sevabı sen göreceksin huzur-i mahşerde!

•Felâketin başı, hiç şüphe yok, cehaletimiz

Bu derde çare bulunmaz -ne olsa- mektepsiz.

Ne Kürd elifbayı sökmüş, ne Türk okur ne Arab,

Ne Çerkeş’in ne Laz’ın var bakın, elinde kitab!

Hülasa, milletin efradı bilgiden mahrum.

 

Hatıralar

“Cihanın aslı yoktur, çünkü fanidir” diyen sersem,

Ne der “Öyleyse hilkat pek abes bir şey çıkar” dersem?

Nedir dünyaya gelmekten garaz, gitmek midir ancak?

Velev bir anlamak hırsıyla olsun yok mu uğraşmak?

(hilkat: yaratma, yaradılış)

Süleymaniye Kürsüsünde

•Üdeba doğrusu pek çok, kimi görsen: Şair

Yalınız, şi’rine mevzu iki şeyden biridir:

Koca millet! Edebiyyatı ya oğlan, ya karı…

Nefs-i emmare hizasında henüz duyguları!

Sonra tenkide giriş: Hepsi tasavvufla dolu!

•Ey cemaat, yeter Allah için olsun, uyanın!

Böyle bir yurdu elinden çıkaran nesl-i sefil,

Yerin üstünde muhakkar, yerin altında rezil!

Hem vatan gitti mi, yoktur size bir başka vatan,

Çünkü mirasyedi sâil kovulur her kapıdan!

(üdeba: edipler),

(şi‟r: şiir)

(muhakkar: hakir görülen)

(sâil: dilenci)

  
121 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Site Haritası
Linkler
KİTAP ÖNERİLERİ
Prof.Dr. Cihan Dura, Sömürgeleşen Türkiye


Prof.Dr. Cihan Dura, Ataname


Mustafa Yıldırım, Sivil Örümceğin Ağında
(AB-D Tarafından Yerli İşbirlikçileri ile Kuşatılan Türkiye) 


M.Emin Değer, Oltadaki Balık Türkiye


Ali Tayyar Önder, Türkiye'nin Etnik Yapısı


Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu, Sızıntı


Barış Pehlivan, Barış Teroğlu, Metastaz


Alev Coşkun, Tarihi Unutmamak


Prof.Dr.Emre Kongar, 21. Yüzyılda Türkiye


Prof.Dr.Emre Kongar, Yakın Tarihimizle Yüzleşmek


Rıza Zelyut, Osmanlı'da Oğlancılık


Merdan Yanardağ, Türkiye Nasıl Kuşatıldı?


Prof.Dr. Sina Akşin, Yakın Tarihimizi Sorgulamak


Nurten Arslan. Küçük Anılarda Büyük Sırlar, 5 cilt
Biyografik Roman Tarzında Atatürk ve Yakın Tarih


Soner Yalçın, Samizdat


Soner Yalçın, Saklı Seçilmişler


Erol Toy, O'na Katılmak, Dünden Yarına Türkiye Cumhuriyeti


Prof.Dr. Afet İnan, Medeni Bilgiler ve M.Kemal Atatürk'ün El Yazıları


Bernard Lewis, Modern Türkiye'nin Doğuşu


Laik, Demokratik, Hukuk Sevleti Türkiye Cumhuriyeti'ni Ortadan Kaldırmaya Yönelik İç ve Dış İrticai Örgütler


Prof.Dr. İlber Ortaylı, Zaman Kaybolmaz


Prof.Dr. İlber Ortaylı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk


Süleyman Duman, Kütahya-Eskişehir


Anılarla Mayıs 1970 - Ocak 1975 Astsubay ve Eşlerinin Hak ve Adalet Arama Mücadeleleri
Yazar: Abdullah İnaler


Cengiz Özakıncı, İblisin Kıblesi
(Türkiye'nin Üniter ve Laik Yapısını Hedef Alan AB-D
Bunun için neler yaptı?
Belgeleriyle Tarihe Tanıklık Edeceksiniz)


Cengiz Özakıncı, Türkiye'nin Siyasi intiharı Yeni - Osmanlı Tuzağı
(Bugün Olanları, Yarın Olabilecekleri, Tarihi Benzerlikleri, Belgeleri ile Anlatmakta Olan Bir Eser)


Cengiz Özakıncı, Kalemin Namusu, Türk Savun Kendini


Ali Tayyar Önder, Türkiye'nin Etnik Yapısı


Ali Tayyar Önder - Türkiye'nin Etnik Yapısı ve Açılım


Cengiz Özakıncı - İblisin Kıblesi Kitabına Ait Program


Prof.Dr. Necati Demir ile Türk Tarihi Üzerine 19 Mayıs Programı-1


Prof.Dr. Necati Demir ile Türk Tarihi Üzerine 19 Mayıs Programı-2


Cengiz Özakıncı:Türkiye Cumhuriyeti'nin Yerli ve Milli Kökleri


Cengiz Özakıncı:1989 Sonrası Türkiye’de Küreselci Emperyalist Operasyonlar.
Dersim iftiraları-Kanal İstanbul, Monrö Bağlantısı-Atatürk ve Laikli İlkesine Yönelik Psikolojik Harekat Nasıl ve Neden Başladı

Cengiz Özakıncı: ABD’de Ulusal Demokratik Cumhuriyet’in Temelleri
Amerika'da okullarda öğrencilere okutulan Ulusal Ant
- Atatürk'ün Eğitim Sistemi


Amerikan Ulusal Andı

"Pledge of Allegiance - Brody Middle School"



Türkiye'de "Öğrenci Andı" Pkk ile Açılım Döneminde Kaldırıldı.13.10.2013
Prof.Dr. Erol Manisalı: Amerika'nın yürüttüğü karşı devrim


GENÇLİĞE HİTABE
Analiz

AKP-BDP çatısı altında Türkiye Cumhuriyeti’ni dönüştürmeye çalışanlar, 18 yıl önce (1993-1994) Kürt-İslam çizgisindeki Yeni Zemin’de örgütlenmiş... 3.6.2011-Yeniçağ 
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/-51438h.htm
Yeni Zemin Dergisi Konu Başlıkları:
https://katalog.idp.org.tr/dergiler/610/yeni-zemin



Yıl 1993; Sayın Recep Tayyip Erdoğan (Refah Partisi İstanbul İl Başkanı, MKYK Üyesi) Sayın Bülent Arınç (Refah Partisi MKYK Üyesi) ve Sayın Mehmet Metiner (Yeni Zemin Dergisi Genel Yayın Yönetmeni).


Yıl 1993; Sayın R.Tayyip Erdoğan, Bülent Arınç ve Mehmet Metiner birlikte bir açık oturumda


Türkiye'nin siyasi yapısının islami yönde değiştirilmesini temel hedef edinmiş Yeni Zemin Dergi Yazarları, TSK yapısının değiştirilmesini de misyon edinmiş.

Aynı zamanda eyalet, hilafet gibi söylemlere sahip Em.Tuğg. Adnan Tanrıverdi 15 Temmuz 2016 sonrası TSK'da yaptırdığı değişiklikleri sıralıyor:


İçişleri Eski Bakanı Sadettin Tantan'ın HÜDA PAR ve Hizbullah Tespitleri