Devletle ülke arasındaki hukuki ilişkiyi açıklamak için üç teori ileri sürülmüştür:
Genel Kamu Hukuku Dersi İçin Yardımcı Kaynaklar
- Münci Kapani, Politika Bilimine Giriş
- Ayferi Göze, Devletin Ülke Unsuru
- Oktay Uygun, Federal Devlet
- Kemal Gözler, Kurucu İktidar
- Kemal Gözler, Devlet Başkanları
- Kemal Gözler, Devletin Genel Teorisi
- İlhan Akın, Kamu Hukuku
- Mehmet Turhan, Hükümet Sistemleri
- Mehmet Turhan, Siyaset ve Anayasa
- Yahya Kazım Zabunoğlu, Kamu Hukukuna Giriş: Devlet
- Mustafa Koçak, Batıda ve Türkiye’de Egemenlik Anlayışının Değişimi: Devlet ve Egemenlik
- Mustafa Erdoğan, Anayasal Demokrasi
- Yavuz Abadan, Amme Hukuku ve Devlet Nazariyeleri
- Cem Eroğul, Çağdaş Devlet Düzenleri (Almanya, Amerika, Fransa, İngiltere)
- Ergun Özbudun’un Kitapları
Devletle ülke arasındaki hukuki ilişkiyi açıklamak için üç teori ileri sürülmüştür:
- Süje-Unsur Teorisi
Jellinek, Malberg gibi pozitivist hukukçular tarafından savunulmuştur. Ülke devletin hukuki ilişkileri ışığında bir obje değil, fakat onun manevi ve hukuki kişiliğine (şahsiyetine) dahil bir unsurdur. Devletin ülkede doğrudan doğruya hakkı yoktur. Ülke, devletin varlığının bir parçasıdır. Ülke olmadan devletin var olması düşünülemez. Bu teori yandaşlarına göre, devletle ülke arasında mülkiyet ilişkisi kurmak imkansızdır. Çünkü mamelek bir kişinin varlığının ve hukuki kişiliğinin gerekli unsuru değildir. Mameleksiz de bir birey olabilir. Fakat bu, devlet için böyle değildir. Ülke yok olursa devlet de ortadan kalkar, ülkesiz devlet olmaz. Ülke ile devlet arasında bir malik olma ilişkisi yoktur. Devletler Hukuku bakımından ülkeye yapılacak bir saldırı, mülkiyete değil ve fakat şahsiyete yapılmış sayılır. Bu teoriye göre devletle ülke arasında organik bir ilişki vardır. Hatta bu konuda biyolojik bir bağ görecek kadar ileri gidenler de vardır. Bu anlayış, çok eleştirilere uğramıştır. “Devletin yalnızca maddi bir öğesi (unsuru) olan ülke, onun kişiliğine dahil değildir” denilmiştir. Belki kişiliğine dahil görmek iyi bir benzetim olabilir, fakat manevi şahısların vücudu olmaz. Ülke devletin amacına hizmet eden bir araçtır. Kişiliğine dahil bir kurucu unsur değil, kişiliğin dışında kalan maddi bir unsurdur. Her ne kadar ülkesiz devlet olmaz ise de, devletsiz ülke mümkündür. Çünkü devletin meydana gelmesi için gerekli öteki koşullara sahip olmayabilir.
2. “Ülke Devletin Yetki Alanıdır” Görüşünü Savunan Sınır-Unsur Teorisi
Duguit, Kelsen gibi tanınmış hukukçular tarafından savunulan bir görüştür. Buna göre ülke, devletin subjektif unsuru değil, devlet iktidarının sınırlarını tespit eden objektif bir unsurdur. Maddi ve coğrafi alanı ifade eder. Ülke ve devlet arasında (dominium- hakimiyet) ilişkisi yoktur. Devlet ülkesinde (imperium-emretme) hakkına sahiptir. Ve bu sadece insanlar üzerinde kullanılabilir. Ülkedeki tasarruflar daima insanlar aracılığıyla olur, Devletin ülkesinin bir kısmı üzerinde doğrudan doğruya bir mülkiyet hakkı olabilir, fakat hepsinde olamaz. Ülke sadece devletin yetkilerinin coğrafi alanını tesbit eden bir unsurdur (objektif bir unsurdur, şahsiyetine dahil bir unsur değildir). Bu görüş aslında doğrudur, ancak yeterli değildir. Bazı sorunlara cevap veremez. Mesela, Devletler Hukuku alanındaki bazı sorunları cevaplandıramaz. Devlet bazen kendi ülkesi dışında da imperium haklarını kullanabilir (mesela, açık denizlerdeki gemilerinde). Devletin kendi ülkesinde de her zaman iktidar tekeline sahip olduğu söylenemez. Bugün Devletler Hukuku alanında da birtakım istisnalar vardır. Bunun örnekleri olarak şunları sayabiliriz: Bazı toprak parçalarının asker ve silahtan arındırılması, bir başka devletin askeri güçlerinin ülkede bulunması, yansızlıktan doğan yükümlülükler, gümrüklerin serbestleştirilmesi ve buna bağlı olarak tecimsel bazı sınırlamaların kaldırılması. Ama en önemli örnek kuşkusuz devletlerüstü kuruluşların artmasıdır. Buna da en somut ve çarpıcı kanıt Avrupa Birliği’dir.
- Ülkede Devletin Ayni Hakkının Olduğunu İleri Süren Üstün-Ayni Hak Görüşü
Aslında bu görüş çok eskidir. Zamanımızda yeni bir versiyonu ortaya çıkmıştır. Buna göre devletin ülkesi üzerinde bir ayni hakkı vardır. Bu anlayış kaynağını Ortaçağ’daki patrimonial devlet anlayışında bulur. O zamanlar dominium ve patrimonium karmaşıktı, ayrılmamıştı. Ülke, hükümdarın mülkü sayılırdı. Hükümdar istediği gibi tasarruf ederdi. Hükümdar, fetih hakkı olarak ülkenin mülkiyetine sahipti, satabilir, intifa hakkını v.s. devredebilirdi. Modern üstün ayni hak teorisi, devletin ülkesindeki tam ve gerçek bir ayni hakka sahip olduğunu ileri sürmez, devletle ülkesi arasında bir dominium ilişkisinin mevcut olduğunu, Devletin ülke üzerinde mülki hakimiyetinin varlığını ileri sürer. Bu hükümranlık hakkının içeriğini Alman hukukçularından Labant açıklamıştır. Devletin ülkesi üzerindeki hükümranlık hakkı iki tür yetkiyi ifade eder:
- Güç, yetki, emretme yetkisi (İmperium-şahıslar üzerinde)
- Dominium-hükümranlık, hakimiyet hakkı, hüküm bölgesi. (Ülke üzerinde)
Devlet lehine bir tür ayni hak ise, doğrudan doğruya ülke üzerinde mümkündür. Bu ayni hakkın mahiyeti nedir? Özel hukuktaki gibi midir? Birçok farklı görüş vardır. Devletler Hukukçuları bunu aynen özel kişilerin mülkiyet hakkı gibi kabul ederler. Teorinin daha gelişmiş şeklini temsil edenlere göre ise bu ayni hak Sui generis bir ayni haktır, özel hukuktaki gibi değildir. Kamu hukuku alanına giren bir ayni hak yani üstün bir ayni haktır.
Devlet Organlarının Hukuksal Geçerliliğini Açıklamak İçin İleri Sürülen Kuramlar (Devlet Gücüne Başeğmenin Nedeni)
1. Patrimonial Teori
Devlet gücü aile veya aileler birliği başkanının otoritesine benzetilerek açıklanabilir. Patrimonial Teori (mülkiyet kuramı), 19. yüzyıla kadar geçerli sayılan bir görüştür. Buna göre ülke, egemenlik hakkına sahip kişinin malı olarak görülmekte, onun ölümü durumunda da miras yoluyla ailesinin ilgili kişilerine geçmekteydi. Kral genel olarak ülke üzerinde mülkiyet hakkına sahipken, o ülkede yaşayanlar ise adeta arazinin tamamlayıcı parçası kabul edilirdi. Bu durumda özel hukuktan daha çok kamu hukukuna ilişkin bir çeşit eşya hukuku uygulanırdı. Buna göre ülke, hukuk kurallarının uygulanması için geçerli bir egemenlik (imperium) alanı idi.
Bugün ise devletin ülkesi artık uluslararası yükümlülüklerin yerine getirileceği bir alan olarak görülmektedir.
- Sözleşme Teorisi
Tımar hukukundan hareketle bu kuram doğmuştur. Yani devlet gücü hükümdar ve sipahiler (derebeyleri) arasındaki bir uzlaşma ile doğmuştur. Bu tımar Ortaçağ Avrupasındaki tımardır. Osmanlı Devletindeki tımar sisteminden farklıdır. Osmanlı Devleti’nde bütün ülke padişahın malıdır ve tımarlı sipahinin padişahın egemenlik hakkı üzerinde hiçbir payı yoktur. Derebeyi sözleşmeye uymadığı takdirde direnme hakkı doğar. Ama Rousseau’ya göre böyle bir hak doğmaz, zira onun görüşüne göre çoğunluk her zaman haklıdır, daha doğrusu çoğunluk hukuka aykırı davranamaz.
- Gücün eylemsel olarak belirginleşmesi gücün eylemsel ve kesinlikle kendini göstermesidir. Bu hukuksal geçerliliği açıklamak için yeterlidir. Devlet gücünün eylemsel olarak kendini göstermesi, eğer o güç ahlak ölçüleri içinde ise hukuksal yönden meşru olarak kabul edilebilir. Bir başka deyişle, eylemsel olarak devlet gücünü elinde bulunduran, büyük ölçüde ahlak değerlerine de sahip olmalıdır, aksi halde o gücü zaten eline geçiremez.
Bu teoriler demokrasi anlayışının gelişimi ile adeta değersizleşmişlerdir. Çünkü her türlü devlet gücü halktan kaynaklanır. Ama bu da üç öğe teorisinin değerini yitirmesi anlamına gelmez.
Mutlak monarşiler zamanında devlet ile hükümdarın kişiliği arasında bir fark yoktu. Aydınlanma mutlakiyeti devletlerin yaşamına egemen oldukça devlet ve hükümdarlık kavramları ayrılmaya başladı. Düalizm (ikilik) doğdu, bu gelişim Büyük Friedrich’in kendisini devletin ilk hizmetkarı olarak görmesiyle de bu hizmetkarın bir başka hukuksal kişi (Devlet) için çalıştığı görüşü ortaya çıktı.
GÜÇLÜ YÜRÜTMENİN NEDENLERİ VE ARAÇLARI
A) NEDENLERİ
- Ekonomik Nedenler
- Bilgi Teknolojilerindeki gelişimler / Bilimdeki gelişimler
- Kitle İletişim Araçlarının yaygınlaşması (psikolojik neden)
- Yalnızlaşan insanın (yurttaşın) bir koruyucuya duyduğu ihtiyaç
- Programdan çok lidere duyulan sempati ve güven
- Uluslararası ve ulus ötesi örgütlerle gelişen ilişkiler
- Teknokratların rolü (Teknostrüktür)
B) ARAÇLARI
- Anayasa (109/3) Bir hükümet üyesinin görevden alınması
- Yürütmenin başının halk tarafından doğrudan ve genel oyla seçilmesi
- Yürütme organına anayasa ile fesih yetkisi verilmesi (116.md.)
- Rasyonelleştirilmiş parlamentarizm (yasamanın çalışmasını kolaylaştırıcı düzenleme ve önlemler alınması)
- KHK çıkarma yetkisi (md.91)
Anayasa yürütmeyi güçlendirirken, yürütmeye yeni yetkiler sağlamakla yetinmemiş, ayrıca:
- Yasamayı işler duruma getirerek başka bir deyişle yasama sürecini kısaltarak,
- Tek meclis sistemini benimseyerek
- Muhalefetin engellemelerini (filibuster) önleyerek de (içtüzük – gelenek v.s.) ile dolaylı olarak da yürütmeyi güçlendirmiştir.
Çağ Üniversitesi
https://www.cag.edu.tr/d/l/399ae83e-6f6d-4e01-8c4b-96df51315717 (13.08.2025)
Türkiye Cumhuriyeti Devleti Anayasası
III. Devletin bütünlüğü, Resmî dili, bayrağı, milli marşı ve başkenti
Madde 3 – Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.
Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
Milli marşı "İstiklal Marşı"dır.
Başkenti Ankara'dır.
III. Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması
Madde 14 – (Değişik: 3/10/2001-4709/3 md.)
Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez
bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı
amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve
hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını
amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.
Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla
düzenlenir.
VIII. Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti
Madde 26 – Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına
veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet Resmî makamların müdahalesi
olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo,
televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel
değildir.
Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin
temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların
önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin
açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun
öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine
getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
A. Basın hürriyeti
Madde 28 – Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve mali teminat
yatırma şartına bağlanamaz.
(Mülga ikinci fıkra: 3/10/2001-4709/10 md.)
Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.
Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27 nci maddeleri hükümleri uygulanır.
Devletin iç ve dış güvenliğini, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü tehdit eden veya suç
işlemeye ya da ayaklanma veya isyana teşvik eder nitelikte olan veya Devlete ait gizli bilgilere ilişkin
bulunan her türlü haber veya yazıyı, yazanlar veya bastıranlar veya aynı amaçla, basanlar, başkasına
verenler, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu olurlar. Tedbir yolu ile dağıtım hakim
kararıyle; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunun açıkça yetkili kıldığı merciin emriyle
önlenebilir. Dağıtımı önleyen yetkili merci, bu kararını en geç yirmidört saat içinde yetkili hakime bildirir. Yetkili hakim bu kararı en geç kırksekiz saat içinde onaylamazsa, dağıtımı önleme kararı hükümsüz sayılır. Yargılama görevinin amacına uygun olarak yerine getirilmesi için, kanunla belirtilecek sınırlar içinde, hakim tarafından verilen kararlar saklı kalmak üzere, olaylar hakkında yayım yasağı konamaz. Süreli veya süresiz yayınlar, kanunun gösterdiği suçların soruşturma veya kovuşturmasına geçilmiş olması hallerinde hakim kararıyla; Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, milli güvenliğin, kamu düzeninin, genel ahlakın korunması ve suçların önlenmesi bakımından gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunun açıkça yetkili kıldığı merciin emriyle toplatılabilir. Toplatma kararı veren yetkili merci, bu kararını en geç yirmidört saat içinde yetkili hakime bildirir; hakim bu kararı en geç kırksekiz saat içinde onaylamazsa, toplatma kararı hükümsüz sayılır. Süreli veya süresiz yayınların suç soruşturma veya kovuşturması sebebiyle zapt ve müsaderesinde genel hükümler uygulanır. Türkiye'de yayımlanan süreli yayınlar, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Cumhuriyetin temel ilkelerine, milli güvenliğe ve genel ahlaka aykırı yayımlardan mahkum olma halinde, mahkeme kararıyla geçici olarak kapatılabilir. Kapatılan süreli yayının açıkça devamı niteliğini taşıyan her türlü yayın yasaktır; bunlar hakim kararıyla toplatılır.
A. Gençliğin korunması
Madde 58 – Devlet, istiklal ve Cumhuriyetimizin emanet edildiği gençlerin müsbet ilmin
ışığında, Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda ve Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez
bütünlüğünü ortadan kaldırmayı amaç edinen görüşlere karşı yetişme ve gelişmelerini sağlayıcı
tedbirleri alır.
Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri
kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır.
1. Milletin temsili
Madde 80 – Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, seçildikleri bölgeyi veya kendilerini
seçenleri değil, bütün Milleti temsil ederler.
2. Andiçme
Madde 81 – Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, göreve başlarken aşağıdaki şekilde
andiçerler:
"Devletin varlığı ve bağımsızlığını vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin
kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik
Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, milli
dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması
ülküsünden ve Anayasaya sadakattan ayrılmayacağıma; büyük Türk milleti önünde namusum ve
şerefim üzerine andiçerim".
C. Andiçmesi
Madde 103 – Cumhurbaşkanı, görevine başlarken Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde
aşağıdaki şekilde andiçer:
"Cumhurbaşkanı sıfatıyla, Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez
bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, Anayasaya, hukukun
üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılaplarına ve laik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma,
milletin huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel
hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma, Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini
korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle
çalışacağıma Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine andiçerim."
1. Yükseköğretim kurumları
Madde 130 – Çağdaş eğitim-öğretim esaslarına dayanan bir düzen içinde milletin ve ülkenin
ihtiyaçlarına uygun insan gücü yetiştirmek amacı ile; ortaöğretime dayalı çeşitli düzeylerde eğitimöğretim, bilimsel araştırma, yayın ve danışmanlık yapmak, ülkeye ve insanlığa hizmet etmek üzere
çeşitli birimlerden oluşan kamu tüzelkişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip üniversiteler Devlet
tarafından kanunla kurulur.
Kanunda gösterilen usul ve esaslara göre, kazanç amacına yönelik olmamak şartı ile vakıflar
tarafından, Devletin gözetim ve denetimine tabi yükseköğretim kurumları kurulabilir.
Kanun, üniversitelerin ülke sathına dengeli bir biçimde yayılmasını gözetir.
Üniversiteler ile öğretim üyeleri ve yardımcıları serbestçe her türlü bilimsel araştırma ve
yayında bulunabilirler. Ancak, bu yetki, Devletin varlığı ve bağımsızlığı ve milletin ve ülkenin
bütünlüğü ve bölünmezliği aleyhinde faaliyette bulunma serbestliği vermez.
Üniversiteler ve bunlara bağlı birimler, Devletin gözetimi ve denetimi altında olup, güvenlik
hizmetleri Devletçe sağlanır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası:
https://cdn.tbmm.gov.tr/TbmmWeb/Yayinlar/Dosya/0e96a18f-24e8-41dd-ae87-18e19e3f4eb9.pdf
***
Prof. Dr. Orhan ALDIKAÇTI: Cumhurbaşkanı, hukuku kendi fiillerine uydurmaya, yorumlamaya çalışıyor. Tamamen Anayasa'mıza aykırı bir durumdur. Demokraside keyfi takdir yoktur.
7 Aralık 1990 - Güneş gazetesi

https://www.yaprakozer.com/7-aralik-1990-orhan-aldikacti-1982-anayasasinin-ihtilal-ortaminda-bir-devre-tepki-olarak-hazirlandigini-soyledi-cumhurbaskani-hukuku-altust-etti/