• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/index.php?stype=lo&lh=Ac8dWUoq1V36L4Hy
  • https://plus.google.com/www.google.com/posts
  • https://twitter.com/
Üyelik Girişi
A24 Gayrimenkul

Ö/K Facebook

Ö/K Twitter


Hava Durumu
Anlık
Yarın
9° 0°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.33755.3589
Euro6.05236.0765
Saat
Takvim
GAZETE
Önce Kültür/Yazarlar
Gazeteler
Türkçe Müzik
Yabancı Müzik
Sinema
TV YAYINLARI

Türk Destanları


Türk Destanları    15.06.2016

Bütün dünya edebiyatlarında olduğu gibi  Türk Edebiyatının da ilk örnekleri destanlardır. Türk edebiyat geleneği içinde  “destan” terimi birden fazla nazım şekli ve türü için kullanılmış ve  kullanılmaktadır.

Eski Türk Edebiyatı nazım şekillerinden mesnevilerin bir bölümü ve manzum  hikâyeler, Anonim edebiyatta ve Âşık edebiyatında koşma veya mâni dörtlükleri  ile yazılan veya söylenen ferdî, sosyal,tarihi, acıklı veya gülünç olayları  tahkiye tekniği ile çeşitli üslûplarla aktaran nazım türüne ve bu yazıda ele  alınan kâinatın, insanlığın, milletlerin yaradılışını , gelişimini, hayatta  kalma mücadelelerini ve çeşitli olay ve nesnelerle ilgili sebep açıklayan ve  Batı Edebiyatında “epope” terimiyle anılan eserlerin tamamı da Türk edebiyatı  geleneği içinde “destan” adı ile anılmaktadır.

Bütün dünya edebiyatlarının başlangıç eserleri olan destanlar, çeşitli konularda  yaradılış hikâyeleri yanında, milletlerin hayatında büyük yankılar uyandırmış  bir kahramanın veya tarih olayının millet muhayyilesinde ortak sembol ve  ifadelerle zenginleştirilmiş uzun manzum hikayeleridir.

Destanlar bütün bir milletin ortak mücadelesini ortak değerler, kurallar,  anlamlar bütünlüğü içinde yorumladığı ve yaşatıldığı toplumun geçmişini ve  geleceğini temsil ettiği için dünya edebiyatının en Türkçü eserleri olarak kabul  edilirler.

Destanlar her zaman tarihî gerçekleri doğru biçimde nakletmezler. Destanlarda  tarihi olay ve kahramanlar milletin ortak bilinçaltının, vicdanının istek,  beklenti, doğruları ve değerleri ile idealleştirilir. Eski hatıralarla  birleştirilerek tarihî gerçekmiş gibi anlatılırlar. Her milletin millî kimlik ve  nitelikleri, ortak dünya görüşü , hatıra ve beklentileri yanında kusurları ve  yanlışları da destanlarına yansır.

Cihangirlik tutkusu, kuvvet, binicilik ve savaşçılık yanında verdiği sözde durma, acizlere ve mağluplara hoşgörü ile yaklaşma, yardımcı olma Türk destanlarında  dile getirilen ortak değer ve kabullerdir.

Türk destanları, kâinatın, insanın, kadının ve erkeğin yaradılışı, Türk  milletinin doğuşu, çeşitli Türk devletlerinin kuruluş gelişme, çöküşleri, zafer  ve yenilgileri gibi konularla beraber pek çok sebeb açıklayıcı efsaneyi de  içinde barındırır.

İlk örneklerinin manzum olduğu kabul edilen Türk destanlarından Kırgız Türkleri  arasında yaşayan Manas destanı dışında bütünüyle günümüze gelebilen örnek  bulunmamaktadır.

Diğer Türk destanlarıçeşitli kaynaklarda özet, epizot, hatıra, kısaltılmış seçme metinler halinde  bulunmaktadır. Türk tarihine ana hatlarıyla bakıldığında Türk hayatı fetihlerle  başlamış ve yeni toprakları yurt edinerek gelişmiştir. ilk anayurt olan Orta  Asya hiç bir zaman terk edilmemiştir. Türk halkları ilk anayurt olan Orta  Asya’dan itibaren dünya coğrafyası üzerinde geniş alana yayılmış ve bugün yedi  Türk cumhuriyetinde, pek çok özerk toplulukta ve çeşitli devletlerin idaresinde  azınlık halinde yaşamaktadır.

Türk kültürü de tarih ve coğrafyadaki çok boyutluluğa paralel olarak çeşitlenmiş  farklı seviye ve birikimlerle zenginleşerek ve farklılaşarak ancak ilk kaynaktan  gelen ortaklıklarını sürdürerek günümüze ulaşmıştır. Bu sebeple Türk destanları  da tarihî ve coğrafî çok boyutluluğun getirdiği dil ve kültür dairelerine  paralel olarak çeşitlenmiştir.                                           

  İlk TÜRK  Destanları

1. Altay – Yakut Dönemi
     a. Yaradılış Destanı

2.  Sakalar Dönemi
     a. Alp Er Tunga Destanı
     b. Şu Destanı

3. Hun Dönemi
    a. Oğuz Kağan Destanı

4.  Gök Türk Dönemi
     a. Bozkurt Destanı
     b. Ergenekon Destanı

5.  Uygur Dönemi
     a. Türeyiş Destanı
     b. Göç Destanı

http://www.bilgicik.com




0 Yorum - Yorum Yaz

Yaradılış Destanı    15.06.2016

Yer gök hiç bir şey yokken dünya uçsuz  bucaksız sulardan ibaretti. Tanrı Ülgen bu uçsuz bucaksız dünyada durmadan  uçuyordu.

Göklerden gelen bir ses Tanrı Ülgen’e denizden çıkan taşı tutmasını söyledi.  Göğün emri ile oturacak yer bulan Tanrı Ülgen artık yaratma zamanı geldi diye  düşünerek şöyle dedi.

Bir dünya istiyorum, bir soyla yaratayım Bu dünya nasıl olsun, ne boyla  yaratayım Bunun çaresi nedir, ne yolla yaratayım Su içinde yaşayan Ak Ana, su  yüzünde göründü ve Tanrı Ülgen’eYaradılış Destanışöyle dedi :

Yaratmak istiyorsan Ülgen, Yaratıcı olarak şu kutsal sözü öğren De ki hep,”  yaptım oldu ” başka bir şey söyleme. Hele yaratır iken,”yaptım olmadı” deme. Ak  Ana bunları söyledi ve kayboldu.

Tanrı Ülgen’in kulağından bu buyruk hiç gitmedi. İnsana da bu öğüdü iletmekten  bıkmadı :

” Dinleyin ey insanlar, varı yok demeyin. Varlığa yok deyip de, yok olup da  gitmeyiniz.”

Tanrı Ülgen yere bakarak : ” Yaratılsın yer!” Göğe bakarak “Yaratılsın Gök!” Bu  buyruklar verilince yer ve gök yaratılmış.

Tanrı Ülgen çok büyük üç balık yaratmış ve dünya bu balıkların üzerine konmuş.  Böylece dünya gezer olmamış bir yerde sabit olmuş. Tanrı Ülgen balıkların  kımıldadıklarında dünyaya su kaplamasın diye Mandışire’ye balıkları denetleme  görevi vermiş. Tanrı Ülgen, dünyayı yarattıktan sonra tepesi aya güneşe değen  etekleri dünyaya değmeyen büyük Altın Dağın başına geçip oturmuş.

Dünya altı günde yaratılmıştı, yedinci günde ise Tanrı Ülgen uyumuş kalmıştı.  Uyandığında neler yarattım diye baktı: Ayla güneşten başka fazladan dokuz dünya  birer cehennem ile bir de yer yaratmıştı.

Günlerden bir gün Tanrı Ülgen denizde yüzen bir toprak parçacığı üzerinde bir  parça kil gördü” insanoğlu bu olsun, insana olsun baba.” dedi ve toprak  üstündeki kil birden insan oldu. Tanrı Ülgen bu ilk insana “Erlik” adını verdi  ve onu kardeşi kabul etti. Ancak Erlik’in yüreği kıskançlık ve hırsla doluydu.  Tanrı Ülgen gibi güçlü ve yaratıcı olmadığı için öfkelendi. Tanrı Ülgen,  kemikleri kamıştan, etleri topraktan yedi insan yarattı.

Erlik’in yarattığı dünyaya zarar vereceğini düşünerek insanı korumak üzere  Mandışire adlı bir kahraman yarattıktan sonra yedi insanın kulaklarından  üfleyerek can, burunlarından üfleyerek başlarına akıl verdi. Tanrı Ülgen  insanları idare etmek üzere May-Tere’yi yarattı ve onu insanoğlunun başına han  yaptı.

Yakut’lardan (Saka) derlenen yaradılış efsaneleri de Altay yardılış destanının  yakın varyantı niteliğindedir.

http://www.bilgicik.com




0 Yorum - Yorum Yaz


Türk destanlarında atlar da sahipleri kadar olağanüstü özelliklere sahiptirler. İnsan dilinden anlayan ve insan gibi konuşabilen atlar, çoğu zaman sahiplerini tehlikelerden korurlar ve ölümden kurtarırlar. Uçma yeteneğine sahip olan bu atlar eski Türk destanlarında Tulpar adıyla bilinirler.
Başkurt inançlarına göre Tulpar adı verilen kanatlı atın kanatlarını hiç kimse göremez. Tulpar kanatlarını, yalnız karanlıkta, büyük engelleri ve mesafeleri aşarken açar. Eğer birisi tarafından Tulpar’ın kanatları görülürse, Tulpar’ın kaybolacağına inanılır.
Başkurtların kahramanlık destanı olan Ural Batır’da ata tapınmanın izleri korunmuştur. Bu destanda, Tulpar adı verilen kanatlı atlardan olan Akbuzat ve Sarat, gökyüzünde yaşayan tanrısal atlardır. Akbuzat, Göklerin hâkimi Samrav’ın karısı Koyaş’tan (Güneş’ten) doğmuş olan kızları Humay’ın kutsal atıdır. Sarat ise, Samrav’ın Ay’dan doğmuş olan kızı Ayhılu’nun atıdır. Ural Batır ve Akbuzat rivayetlerinde dev at Akbuzat, kahramanların koruyucusu ve yeryüzündeki atların neslini devam ettiren aygır rolünde ortaya çıkar.
Başkurt rivayetlerine göre, Büyükayı’nın en dıştaki iki yıldızı semavi atlar olup, adları Buzat (Boz at) ve Sarat (Sarı at) olarak bilinir. Karaçay Malkar folklorunda da Küçükayı’nın iki yıldızı Sarı aygır ve Toru (Doru) aygır adlarıyla tanınır.

Eski Türk destanlarının Tulpar adını taşıyan uçan atmotifine Kuzey Batı Türk lehçelerinin hemen hepsinde ve Uygurcada rastlamak mümkündür. Tulpar adlı uçan at İdil Ural’da Başkurtlar ve Kazan Tatarları arasında, Orta Asya’da Kazaklar, Kırgızlar, Altaylar, Karakalpaklar arasında olduğu kadar, Kafkaslarda Karaçay Malkarlılar ve Kumuklar arasında da yaşayan en canlı destan unsurudur.
Çeşitli dillerde konuşan Kafkasya halklarının dillerinde ve folklorlarında da Tulpar adının karşımıza çıkması, onların Kumuk ve Karaçay Malkar Türkleriyle girdikleri kültür eletkileşimin bir sonucudur.
Kumuk Türkçesinde;
Tulpar dünyanı birevü buççagında busa da, öz yılkısın tabar (Tulpar dünyanın bir köşesinde olsa da, kendi sürüsünü bulur) atasözünde tezahür eden Tulpar adı, onların komşuları olan çeşitli Dağıstan halklarının dillerinde de kendisine bir yer bulmuştur. Avar, Lak, Andi, Dargı ve Tabasaran dillerinde Tulpar kelimesi yaşamaktadır...

M.Ö. 13 yy.  Henüz Yunan mitolojisi yok…. Uçan At Türkler de TULPAR

Tulpar (Başkurtça: Толпар, Kazakça: Тұлпар, Tatarca: Тулпар, Kırgızca: Тулпар, Rusça: Тулпар veya Тулпа́р), Türk Mitolojisinde yer alan kanatlı at figürü. Pegasus ile benzerdir. Kırgızların Manas Destanında bu uçan kanatlı atlardan söz edilir. Arkeolojik olarak da Kazakistan'da keşfedilen Esik Kurganında bulunan Altın elbiseli adam isimli elbisenin başlığında tulpar figürü vardır.

Tulpar'ın adı, Türk, Kırgız ve Altay mitolojilerinde geçer. Genelde beyaz veya kara (tek renk) bir at olarak betimlenir. Beyaz kanatları vardır ve Kuday (Tanrı) tarafından yiğitlere yardımcı olması için yaratılmıştır. Dünyanın en uzun destanı olan kırgızların manas destanında, Manas'ın ünlü savaşçılarının sürdüğü kanatlarıyla rüzgardan hızlı koştuğu söylenen efsanevi atlar. Başkurt inançlarına göre kanatlarını hiç kimse göremez. Tulpar kanatlarını yalnız karanlıkta, büyük engelleri ve mesafeleri aşarken açar. Eğer birisi tarafından tulpar’ın kanatları görülürse, Tulpar’ın kaybolacağına inanılır. Tulpar adı yalnızca Türklerde değil komşu Avar, Lak, Andı, Dargı ve Tabasaran dillerinde de yaşamaktadır. Osetlerde Tolpar, Çeçenlerde Turpal olarak yer alır. Bir Kumuk atasözünde şöyle der:

Tulpar yerün birevü buççağunda bulsa da, öz yılkısın tabar. 
(Tulpar dünyanın bir başka köşesinde olsa da, kendi sürüsünü bulur.) 

(Tul/Yul) kökünden türemiştir. Moğolca Zulbah (kel, saçsız) sözcüğüyle alakalı olabilir. Çünkü Türk mitolojisinde kel atlara sık rastlanır ve kellik kahramanlarda olduğu gibi atlarda da gücü simgeler. Yol sözcüğü ile de aynı kökten gelme ihtimali vardır. Tulu sözcüğü eski Altaycada kıraç rengi ifade eder. 

Tulpar efsanesinin günümüze etkileri,

Türkiye'nin ilk yerli yapımı Zırhlı Personel Taşıyıcı (ZPT) aracına da Tulpar ismi verilmiştir.

Moğolistan armasında bulunmaktadır.

Kazakistan armasının sağ ve sol köşelerde birer tane Tulpar vardır.

Kazakistanda bir hava yolu şirketi Tulpar ismini seçmiştir, Tulpar havayolları. 

Tulpar atına yiğitler, alp olanlar, bahadırlar (Tuvaca: maadır, Eski Türkçe: Bagatur) binebilir. Türk efsanelerine göre bu ata yüreği ve bedeni güçlü olanlar sahip olabilir. Tulpar adı verilen kanatlı Türk atlarına misal olarak, Alpamıs'ın bayşubarı, Kobılandı'nın Tayburılı, Er Targının Karakaskası, Kabanbay'ın Kubası, Bugıbay'ın Akanseri'nin Kulageri.Karaserkesi, Navrızbay'ın Akazuvı, İsatay'ın Aktabanı v.b.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Tulpar

http://turkoloji.cu.edu.tr/CAGDAS%20TURK%20LEHCELERI/ufuk_tavkul_kafkas_nart_destanlari_at_motifi.pdf

http://www.bilinmeyenturktarihi.com/turk-mitolojisi-gogun-katlari.html

http://www.bilinmeyenturktarihi.com/turklerde-kutsal-sayi-dokuz.html

http://www.genelturktarihi.net/turk-mitolojisi-gogun-diregi

Kitap tavsiyesi: http://e-magaza.ttk.gov.tr/switch.php?file=ProductInfo&cat_id=82&product_id=5253

http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=3490




Alp Er Tunga Destanı    15.06.2016

 

Sakalar dönemine âit Alp Er Tunga ve şu  olmak üzere iki destan tesbit edilmiştir.

Alp Er Tunga, M.Ö. VII. yüzyılda yaşamış kahraman ve çok sevilen bir Saka  hükümdarıdır.

Alp Er Tunga Orta Asya’daki bütün Türk boylarını birleştirerek hâkimiyeti altına  almış daha sonra Kafkasları aşarak Anadolu Suriye ve Mısır’ı fethetmiş ve Saka  devletini kurmuştur.

Alp Er Tunga’nın hayatı savaşlarla geçmiştir. Uzun süre mücadele ettiği İranlı  Medlerin hükümdarı Keyhusrev ‘in davetinde hile ile öldürülmüştür.Alp Er Tunga Destanı

Alp Er Tunga ile iranlı Med hükümdarları arasındaki bu mücadelelerin hatıraları  uzun asırlar hem Türkler hem İranlılar arasında yaşatılmıştır.

Alp Er Tunga, Asur kaynaklarında Maduva, Heredot’ta Madyes, iran ve islâm  kaynaklarında Efrasyab adlarıyla anılmaktadır. Orhun Yazıtlarında “Dokuz  Oğuzlar” arasında “Er Tunga” adına yapılan “yuğ” merasiminden söz edilmektedir.  Turfan şehrinin batısında bulunan “Bezegelik” mabedinin duvarında da Alp Er  Tunga’nın kanlı resmi bulunmaktadır. “Divan ü Lügat-it Türk” ün yazarı Kaşgarlı  Mahmud’a ve ” Kutadgu Bilig” yazarı Yusuf Has Hacip’e göre “Alp Er Tunga” iran  destanı “şehname” deki büyük ve efsanevî Turan hükümdarı “Efrasiyab”dır.

Divan ü Lûgat-it Türk’de Turan hükümdarlığının merkezi olarak “Kaşgar” şehri  gösterilmektedir. islâmiyeti kabul etmiş olan Karahanlı devleti hükümdarları da  kendilerinin “Efrasyap” sülalesinden geldiklerine inanmışlar ve bunu ifade  etmişlerdir. Moğol tarihçisi Cüveyni de Uygur devletinin hükümdarlarının da  Efrasyap soyundan olduğunu yazmaktadır.

Şecere-i Terakime’ye göre Selçuklu Sultanları kendilerini Efrasyab soyundan  kabul ederlerdi. Rusların Yakut adını verdiği Türk gurup aslında kendilerine  Saka dediklerini söylemişlerdir. Tarih içinde kaybolduğunu düşündüğümüz Saka  Türklerinin az da olsa bir bölümünün bugün hayatiyetlerini sürdürmeleri pek çok  meselenin yeniden araştırılarak doğruların ortaya çıkmasına yardımcı  olabilecektir. Tarihçi Mesudî de M.S.7. yüzyılın başındaki Köktürk hakanının “Efrasyab”  soyundan olduğunu yazmaktadır.

Bütün bu bilgilerden hareketle “Tunga Alp” le ilgili efsanelerin Kök Türklerden  önce doğu ve orta Tiyanşan alanında yaşayan Türkler arasında meydana geldiğini  ve bu destanın daha sonraları Kök Türk ve Uygurlar arasında yaşayarak devam  ettiğini göstermektedir.

Alp Er Tunga destanının metni bu güne ulaşamamıştır. Bir kısmından yukarıda  bahsettiğimiz kaynaklarda bu değerli Saka hükümdarı ve kahramanı hakkında  bilgiler ve bir de sagu (ağıt) tesbit edilmiştir:

Alp Er Tunga Öldü mü
Dünya sahipsiz kaldı mı
Korkak öcünü aldı mı
Şimdi yürek yırtılır

Felek yarar gözetti
Gizli tuzak uzattı
Beylerbeyini kaptı
Kaçsa nasıl kurtulur
Erler kurt gibi uludular
Hıçkırıp yaka yırttılar
Acı seslerle bağırdılar
Ağlamaktan gözleri kapandı

Beğler atlarını yordular
Kaygı onları durdurdu
Benizleri yüzleri sarardı
Safran sürülmüş gibi oldular

Alp Er Tunga DestanıKutadgu  Bilig’de “Alp Er Tunga” hakkında şu bilgi verilmektedir: Eğer dikkat edersen  görürsün ki dünya beyleri arasında en iyileri Türk beyleridir. Bu Türk beyleri  arasında adı meşhur ikbali açık olanı Tonga Alp Er idi. O yüksek bilgiye ve çok  faziletlere sahip idi. Ne seçkin, ne yüksek, ne yiğit adam idi ; zaten âlemde  ferasetli insan bu dünyaya hâkim olur.

İranlılar ona Efrasiyap derler; bu Efrasiyap akınlar hazırlayıp ülkeler  zaptetmiştir. Dünyaya hâkim olmak ve onu idare etmek için pek çok fazilet, akıl  ve bilgi lâzımdır. İranlılar bunu kitaba geçirmişlerdir. Kitapta olmasa onu kim  tanırdı.” Bugünkü bilgilerimize göre Alp Er Tunga ile ilgili en geniş bilgi İran  destanı şehname’de tesbit edilmiştir.

Şehnamenin başlıca konularından biri  İran -Turan savaşlarıdır. Bu destana göre en büyük Turan kahramanı önce şehzade  sonra hükümdar olan Efrasyap’tır. şehname’deki Alp Er Tunga ile ilgili bilgiler  şöyle özetlenebilir: “Turan şehzadesi Efrasyap babasının isteği üzerine İran’a  harp açtı. iki ordu Dihistan’da karşılaştılar. Boyu servi, göğsü ve kolları  arslan gibi ve fil kadar kuvvetli olan Efrasyap, iranlı’ları yendi. iran  padişahı Efrasyap’a esir düştü. İran’ın ilk intikamını o zaman İran’a bağlı olan  Kabil Padişahı Zal aldı. Zal başarılı olmasına rağmen İran şahının öldürülmesini  engelleyemedi.

Efrasyab İran’ı ele geçirmek için yeni bir savaş açtı. İran’ın yetiştirdiği en  büyük kahramanlardan Zal oğlu Rüstem Efrasyab’ın üzerine yürüdü.. Efrasyab ile  Zal oğlu Rüstem arasında bitmez tükenmez savaşlar yapıldı. İran tahtında bulunan  Keykâvus, hem oğlu Siyavuş’u hem de Zal oğlu Rüstem’i darılttı. Siyavuş  Efrasyap’a sığındı . Siyavuş’un Turan’da bulunduğu sırada evlendiği Türk beyi  Piran’ın kızından bir oğlu oldu. Siyavuş oğluna babası Keyhusrev’in adını verdi.

Efrasyab uzun yıllar Turan’da hükümdarlık etti. İran’lalar Siyavuş’un oğlu  Keyhusrev’i kaçırarark iran tahtına oturttular. Keyhusrev Zaloğlu Rüstem’le  işbirliği yaptı ve Turan ordularını yendi. Keyhusrev ile Efrasyap defalarca  savaştılar. Sonunda ordusuz kalan Efrasyap Keyhusrev’in adamları tarafından  öldürüldü.

Şehnamede Efrasyap adıyla anılan Turan hükümdarı Alp Er Tunga’nın İran  hükümdarlarına sık sık yenildiği anlatılmaktadır. Ancak iran Turan savaşlarında  iran hükümdarları sürekli değişmiş 140 yıl yaşadığı rivayet edilen Alp Er Tunga  ise mücadeleye devam etmiştir. Bu durum Efrasyap’ın başarısız olmadığını  gösterir. Gerçek destan metni bulunduğu takdirde bu destanla ilgili daha  sağlıklı değerlendirmeler yapılabilir.




Ergenekon Destanı    15.06.2016

Destan Hakkında Bilgi

Destan, adını Türklerin yüzyıllarca çift sürerek, avlanarak, maden işleyerek çoğalıp yaşadıklar, etrafı aşılmaz dağlarla çevrili, kutsal bir yer olan Ergenekon'dan almaktadır.

Ergenekon Destanı, önce XIII. asır Moğol tarihçisi Reşidüddin tarafından yazıya geçirilmiştir. Yazarın Câmi'ü't-Tevarih, Reşididdin Tarihi de denilir, kitabına kaydettiği bu rivayet, Fars diliyle yazılıdır. Yazarın bu anlatıları halk arasından derlemiş ya da Türk-Moğol halk ozanlarından dinlemiş olması olasıdır. Ergenekon Destanı, daha sonra XVII. yüzyılda, Hıyve Hanı Ebulgazi Bahadır Han tarafından yazılmış olan Şecere-i Türk adlı eserde de kaydedilmiştir.


Ergenekon Destanı'nın en önemli niteliği ve diğer destanlardan ayrılan yanı, kolektif bir kahraman eksenine oturtulmuş olmasıdır. Destanda adı geçen Kayan, bir şahıs değil, ünlü Kayıhanlı kabilesidir. Tukuz ise Göktürkler'in tarihinde önemli yeri olan Dokuz Oğuz'ların adıdır. Ergenekon Destanında bir diğer önemli unsur, tarihsel olaylarla örtüşmesidir. Gerek destanda ana tema olarak önemli bir yer tutan demircilik, gerekse Ergenekon adının yakıştırıldığı coğrafi mekan, Hun birliğinin dağıldıktan sonra, Göktürkler'in Altay Dağları çevresine çekilip demircilik yaparak yaşadıkları yerlerle paralellik göstermektedir.

 Ergenekon Destanı

Göktürkler'in türeyişini anlatan bir Türk destanıdır. Genel olarak, düşman tarafından hile ile yenilgiye uğratılan TürklerinErgenekon Ovası'nda yeniden türeyip tekrar eski yurtlarına dönerek düşmanlarıyla çarpışmalarını anlatır.
Türk illerinde Türk oku ötmeyen, Türk kolu yetmeyen, Türk'e boyun eğmeyen bir yer yoktu. Bu durum yabancı kavimleri kıskandırıyordu. Yabancı kavimler birleştiler, Türkler'in üzerine yürüdüler. Bunun üzerine Türkler çadırlarını, sürülerini bir araya topladılar; çevresine hendek kazıp beklediler. Düşman gelince vuruşma da başladı. On gün savaştılar. Sonuçta Türkler üstün geldi.
Bu yenilgileri üzerine düşman kavimlerin hanları, beğleri av yerinde toplanıp konuştular. Dediler ki: "Türklere hile yapmazsak halimiz yaman olur"
Tan ağaranda, baskına uğramış gibi, ağırlıklarını bırakıp kaçtılar. Türkler, "Bunların gücü tükendi, kaçıyorlar" deyip artlarına düştüler. Düşman, Türkler'i görünce birden döndü. Vuruşma başladı. Türkler yenildi. Düşman, Türkleri öldüre öldüre çadırlarına geldi. Çadırlarını, mallarını öyle bir yağmaladılar ki tek kara kıl çadır bile kalmadı. Büyüklerin hepsini kılıçtan geçirdiler, küçükleri tutsak ettiler.
O çağda Türkler'in başında İl Kagan vardı. İl Kagan'ın da birçok oğlu vardı. Ancak, bu savaşta biri dışında tüm çocukları öldü. Kayı (Kayan) adlı bu oğlunu o yıl evlendirmişti. İl Kagan'ın bir de Tokuz Oguz (Dokuz Oğuz) adlı bir yeğeni vardı; o da sağ kalmıştı. Kayı ile Tokuz Oguz tutsak olmuşlardı. On gün sonra ikisi de karılarını aldılar, atlarına atlayarak kaçtılar. Türk yurduna döndüler. Burada düşmandan kaçıp gelen develer, atlar, öküzler, koyunlar buldular. Oturup düşündüler: "Dörtbir yan düşman dolu. Dağların içinde kişi yolu düşmez bir yer izleyip yurt tutalım, oturalım." Sürülerini alıp dağa doğru göç ettiler.


Geldikleri yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar. Bu tek yol da öylesine sarp bir yoldu ki deve olsun, at olsun güçlükle yürürdü; ayağını yanlış yere bassa, yuvarlanıp paramparça olurdu.


Türkler'in vardıkları ülkede akarsular, kaynaklar, türlü bitkiler, yemişler, avlar vardı. Böyle bir yeri görünce, ulu Tanrı'ya şükrettiler. Kışın hayvanlarının etini yediler, yazın sütünü içtiler. Derisini giydiler. Bu ülkeye Ergenekon dediler.


Zaman geçti, çağlar aktı; Kayı ile Tokuz Oguz'un birçok çocukları oldu. Kayı'nın çok çocuğu oldu, Tokuz Oguz'un daha az oldu. Kayı'dan olma çocuklara Kayat dediler. Tokuz'dan olma çocukların bir bölümüne Tokuzlar dediler, bir bölümüne de Türülken. Yıllar yılı bu iki yiğidin çocukları Ergenekon'da kaldılar; çoğaldılar, çoğaldılar, çoğaldılar. Aradan dört yüz yıl geçti.


Dört yüz yıl sonra kendileri ve süreleri o denli çoğaldı ki Ergenekon'a sığamaz oldular. Çare bulmak için kurultay topladılar. Dediler ki: "Atalarımızdan işittik; Ergenekon dışında geniş ülkeler, güzel yurtla varmış. Bizim yurdumuz da eskiden o yerlerde imiş. Dağların arasını araştırıp yol bulalım. Göçüp Ergenekon'dan çıkalım. Ergenekon dışında kim bize dost olursa biz de onunla dost olalım, kim bize düşman olursa biz de onunla düşman olalım.


Türkler, kurultayın bu kararı üzerine, Ergenekon'dan çıkmak için yol aradılar; bulamadılar. O zaman bir demirci dedi ki: "Bu dağda bir demir madeni var. Yalın kat demire benzer. Demirini eritsek, belki dağ bize geçit verir." Gidip demir madenini gördüler. Dağın geniş yerine bir kat odun, bir kat kömür dizdiler. Dağın altını, üstünü, yanını, yönünü odun-kömürle doldurdular. Yetmiş deriden yetmiş büyük körük yapıp, yetmiş yere koydular. Odun kömürü ateşleyip körüklediler. Tanrı'nın yardımıyla demir dağ kızdı, eridi, akıverdi. Bir yüklü deve çıkacak denli yol oldu.

Sonra gök yeleli bir Bozkurt çıktı ortaya; nereden geldiği bilinmeyen. Bozkurt geldi, Türk'ün önünde dikildi, durdu. Herkes anladı ki yolu o gösterecek. Bozkurt yürüdü; ardından da Türk milleti. Ve Türkler, Bozkurt'un önderliğinde, o kutsal yılın, kutsal ayının, kutsal gününde Ergenekon'dan çıktılar.

Türkler o günü, o saati iyi bellediler. Bu kutsal gün, Türklerin bayramı oldu. Her yıl o gün büyük törenler yapılır. Bir parça demir ateşte kızdırılır. Bu demiri önce Türk kaganı kıskaçla tutup örse koyar, çekiçle döver. Sonra öteki Türk beğleri de aynı işi yaparak bayramı kutlarlar.


Ergenekon'dan çıktıklarında Türklerin kaganı, Kayı Han soyundan gelen Börteçine (Bozkurt) idi.Börteçine bütün illere elçiler göderdi; Türkler'in Ergenekon'dan çıktıklarını bildirdi. Ta ki, eskisi gibi, bütün iller Türkler'in buyruğu altına gire. Bunu kimi iyi karşıladı, Börteçine'yi kagan bildi; kimi iyi karşılamadı, karşı çıktı. Karşı çıkanlarla savaşıldı ve Türkler hepsini yendiler. Türk devletini dört bir yana egemen kıldılar...


vikipedia

http://www.msxlabs.org/forum/turk-edebiyati/14284-turk-destanlari-ergenekon-destani.html

http://www.okuadamol.com/turkdestanlari/ergenekon.aspx




0 Yorum - Yorum Yaz
Site Haritası
KİTAP ÖNERİLERİ
sömürgeleşen türkiye cihan dura ile ilgili görsel sonucu
sırtımdaki postal ile ilgili görsel sonucu

Anılarla mayıs 1970 - Ocak 1975 astsubay ve Eşlerinin Hak ve Adalet Arama Mücadeleleri
Yazar: Abdullah İnaler
iblisin kıblesi ile ilgili görsel sonucu