• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/index.php?stype=lo&lh=Ac8dWUoq1V36L4Hy
  • https://twitter.com/
Ö/K Facebook

Ö/K Twitter


Ö/K You Tube
Hava Durumu
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar7.88907.9206
Euro9.40019.4378
Saat
Takvim
GAZETE
Önce Kültür/Yazarlar
Gazeteler
Türkçe Müzik
Yabancı Müzik
Sinema
TV YAYINLARI
A24 Gayrimenkul

Erdoğan'ın model gösterdiği ülkelere dikkat: Üniter değil federasyon

“Milli iradenin yetkisini ideal şekilde kullanamıyorum” diye yakınıyor Cumhurbaşkanı, Başbakan, AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan (RTE). Yani kişisel ideali doğrultusunda “İstediğim kararı alamıyorum, istediğim uygulamayı yapamıyorum” demek istiyor.

Elbette kullanamazsınız. Demokrasi ve hukuk devleti tam da bunun için geliştirilmiştir.

1) “Milli irade” çağdışı bir kavramdır. İkinci dünya savaşı öncesine, ilkel demokrasi anlayışı dönemine aittir. Seçimi demokrasinin tek öğesi sayan bu dönemde, “genel irade” ve bu irade sonucu seçimle yönetime gelenler kutsallaştırılır. Seçimi kazanıp siyasal iktidarı ele geçirenler her şeye kadirdir, iktidarları mutlaktır; yanlış yaptıkları kabul edilemez, her yaptığı doğrudur, eleştirilemez, sorgulanamaz; onlara yalnızca biat edilir.

Bu demokrasi anlayışı Hitler ve benzerlerini yaratmış, ikinci dünya savaşı ile 50 milyon insanın yaşamının sonlanmasına neden olmuştur.

İnsanoğlu bu acı deneyimden sonra uyanmış, savaştan sonra günümüzün çağdaş demokrasi anlayışını geliştirmiştir.

2) Çağdaş demokrasi anlayışında “genel irade”nin yerini “milli egemenlik” kavramı almıştır. Bu kavram erkler ayrılığı ilkesine dayanır. Egemenlik milletindir. Millet egemenliğini, görev ve yetki alanlarını ayırdığı üç erk eliyle kullanır.

Neden erkler, onları kullanan organlar ve yetki alanları ayrılmıştır? Çünkü geçmiş deneyim göstermiştir ki, eğer yalnızca seçilenlerden oluşan tek erk olursa, bu erkin ele geçirdiği devlet kudreti demokrasiyi ve özgürlükleri yok etmektedir. Bu nedenle erkler ayrılmış ve demokrasinin zarar görmemesi için, erklerin her birine diğerini denetleme görev ve yetkisi verilmiştir.

Özellikle devletin iktidar gücünü elinde bulunduran yasama ve yürütme erklerine karşı bağımsız yargının denetimine çok önem verilmiştir. Çünkü iktidarı elinde bulunduranlar dengelenmezse, iktidar gücünü kötüye kullanıp demokrasi ile temel hak ve özgürlüklere zarar verebilirler. Yargı erkine verilen bu önem hukuk devleti ilkesini doğurmuştur.

3) Erklerin iki tür ayrılığı söz konusudur.

Erklerin yumuşak ayrılığından parlamenter sistem, sert ayrılığından başkanlık sistemi doğmuştur.

Anayasamızda erklerin yumuşak ayrılığına dayalı parlamenter sistem kabul edilmiştir.

Erdoğan’ın istediği başkanlık sistemi hiçbir kalıba uymamaktadır. Çünkü başkanlık sistemi erkler ayrılığına, üstelik erklerin sert ayrılığına dayanmaktadır.

Ne demektir erklerin sert ayrılığı? Erklere bağlı organların oluşumunun ve yetki alanının kesin çizgilerle belirlenmiş olması, bir erkin yetki alanına diğerinin hiçbir biçimde müdahale edememesi demektir.

ABD'DE İKİLİ MECLİS NEDEN ÖNEMLİ

Kuramsal yönden en iyi başkanlık sisteminin ABD’de uygulandığı yazılır ve söylenir. Doğrudur. Bu nedenledir ki yüzyıllardır uygulanmaktadır. Sistemden sapılmasına da “derin devlet” asla izin vermez. Bu nedenledir ki, başkanlar dahil kimse rejimi değiştirmeye cüret edemez.

Yasama yetkisini Temsilciler Meclisi ve Senato’dan oluşan (ikili meclis) Kongre; yürütme yetkisini Başkan ve yargı yetkisini bağımsız mahkemeler kullanır.

İkili meclis, Başkan ile yasama organının aynı siyasal partilerden oluşması durumunda, iktidar gücünün demokrasiye zarar vermemesi için öngörülmüştür.

Kaldı ki Temsilciler Meclisi üyeliği ve senatör seçimi sistemi de yasamanın yürütmeyi tam anlamıyla denetleyip dengelemesi esasına göre düzenlenmiştir. Önseçimle belirlenen adaylar, şaibesiz seçimlerle seçilip Temsilciler Meclisi üyesi ya da senatör olurlar.  Bu seçimlere siyasal parti genel başkanının ya da ABD Başkanı’nın hiçbir müdahalesi olamaz.

Yürütme yetkisini kullanan Başkan’ın seçilmesi de aynıdır. Başkan partilidir ancak parti genel başkanı değildir. Partilerin adayları önce parti seçmeni önünde yarışır ve önseçimle belirlenir. Sonra bu adaylar ülke seçmeninin önüne çıkar ve iki turlu bir seçim yapılır. Sonuçta da Başkan belirlenir.

Bu sistemde Başkan ile Temsilciler Meclisi ve/veya Senato’daki çoğunluğun farklı partilerden olması sıkça görülen bir gerçektir. Aynı partiden olsa bile, liderin değil milletin vekili olan parlamenterler tam anlamıyla “özgür iradeye” sahiptirler. Dolayısıyla yasamanın yürütmeyi, yani Başkan’ı denetlemesi çok sağlıklı biçimde yapılmaktadır.

OBAMA GİRİNCE O YARGIÇLAR AYAĞA KALKMADI

ABD’de başkanlık sisteminin sağlıklı yürümesinin diğer nedenleri (ı) tam bağımsız yargıdır, (ıı) Başkan’ın bakan, büyükelçi, yüksek mahkeme üyeliği gibi üst düzey atamalarının Senato’nun onayına bağlı olmasıdır, (ııı) bürokrasinin Başkan yanında Kongre’ye de hesap vermesidir, (ıv) Kongre’nin Başkan’ı suçlayıp sorguya çekebilmesidir, (v) federal siyasal sistemin kabul edilmiş olmasıdır.

ABD’de tam bağımsız yargıya ve yargının saygınlığına son örnek geçen gün yaşanmıştır. Obama’nın katıldığı bir toplantıda Başkan salona girince tüm katılanlar ayağa kalkmış ve alkışlamışlardır. Yalnızca en önde oturan 6 yargıç ayağa kalkmamış ve alkışlamamışlardır. (Mehmet Türker, Sözcü, 01.02.2015) Ama öyle bir zihniyet egemendir ki orada, bu yargıçların bir biçimde cezalandırılması düşünülemez bile.

ABD’nin birçok başkanı, Senato’nun onaylamayacağını bildiği için istediği adayı bakan yapamamıştır. Kongre onaylamadığı için bütçesiz kalındığı dönemler olmuştur. Ama hiçbir başkan da “Bu sistem bana uymuyor, o halde değiştirilmelidir” dememiştir, diyememiştir.

Demek ki, RTE’nin “ABD’de de başkanlık sistemi var, orası sultanlık mı, padişahlık mı?” sorusu doğruyu yansıtmamaktadır.

4) RTE’nin başkanlık sistemini halka “şirin” göstermek için verdiği örnekler de yanlıştır.

Örnek verilen ülkelerin, ABD dışındaki büyük çoğunluğunda, mutlak iktidar gücünün yozlaşması kaçınılmaz olmuş ve başkanlık sistemi “diktatörlüğe”dönüşmüştür.

ERDOĞAN'IN ÖRNEĞİNDEKİ ÜLKELERİN HEPSİ FEDERASYON

“İngiltere bile bir yarı başkanlıktır, hâkim olan unsur orada Kraliçedir” diyerek Büyük Britanya’daki parlamenter monarşiyi örnek vermiştir. Oysa orada monarşinin tüm yetkilerini seçilmişlere devretmesinin üzerinden çok uzun yıllar geçmiştir. Kraliçe, “bırakınız “egemen öğe (hâkim unsur)” olmayı, tam anlamıyla “sembolik” bir devlet başkanıdır. Yasama ve yürütmenin önerilerini imzalamaktan başka bir işlevi yoktur.

İngilizler, Türkiye’de Cumhuriyet geleneklerini reddedenlerin tersine kutsallaştıracak kadar geleneklerine bağlıdırlar. O nedenle bir anayasaya bile gereksinim duymazlar. Kraliçenin varlığı da tarihsel geleneğe dayanmaktadır.

Yine RTE, bir başka konuşmasında, “G-20 ülkeleri içinde 10’unun başkanlık sistemiyle yönetildiğini” söylemiştir. Ama söylemini bilerek ya da bilmeyerek eksik bırakmış; bu 10 ülkenin hiçbirinin üniter devlet yapısına sahip olmadığını, hepsinin federasyon olduğunu açıklamamıştır. (Mehmet Ali Güller, Aydınlık, 01.02.2015)

RTE türü başkanlık sistemi

RTE,

- Üyelerini kendisinin belirlediği, yalnızca isteği doğrultusunda yasa çıkarıp karar alan, gerektiğinde feshedebileceği bir yasama,

- Yetkilerinin tümünü tek başına kullandığı, bakanlarını kendisinin atayacağı ve gerektiğinde görevden alabileceği bir yürütme,

- Yasama ve yürütmenin tüm eylem ve işlemlerini onaylayan; kendisini, ailesini, yakınlarını, AKP’yi, AKP’lileri ve yandaşlarını koruyup kollayan bir yargı,

- Üst düzey yönetimini ve üyelerini kendisinin atayacağı kurum ve kuruluşlar ile yüksek yargı organları,

- İlkelerini kendisinin belirleyeceği, başkanlık kararnameleri ve yönetmeliklerle uygulamasında bizzat rol alacağı bir genel siyaset düzeni,

İstemektedir.

Bu istekleri kapsayan sisteme de “başkanlık” demektedir. Böyle bir sistem kurama (teoriye) uymamaktadır. Hatta dünyadaki örneklerine de uymadığını söylemek yanıltıcı olmayacaktır. Çünkü benzerlerinde de önce sistem iyi niyetle kurulmuş, ancak yetkilerin kötüye kullanılması sonucu sistem“diktatörlüğe” dönüşmüştür. Oysa RTE modelinde doğrudan“diktatörlük” önerilmektedir. Önerinin bugünkü fiili duruma uygun olduğunu söylemek zorundayız.

Böyle bir başkanlık sistemine “Türk usulü” demek haksızlık olur. Hatta bu sisteme “AKP usulü” bile denilemez. Bunun adı “RTE usulü başkanlık sistemi”dir ve siyasal bilimlerdeki adı “diktatörlük”tür.

Bu sistemde amaç, ülkeyi tek başına yönetmek, hiçbir zaman da hesap vermemektir.

Ordu, yargı, medya, MİT, kamu kurum ve kuruluşları bu düzene uygun duruma getirilmiş; düzenin diğer bekçileri Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı ve Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı kurulmuştur.

Şimdi TBMM gündeminde olan “iç güvenlik” yasa tasarısıyla, Jandarma ve Sahil Güvenlik komutanlıkları, askeri yargı ve Emniyet’te son düzenlemeler yapılmaktadır.

Şu anda Türkiye’de fiilen uygulanan böyle bir başkanlık sistemini anayasaya taşıyabilmek için de halktan oy istenmektedir. Seçim kampanyasını bizzat Cumhurbaşkanı başlatmıştır.

Cumhurbaşkanı’nın bu kampanya ile tarafsızlığını yitirdiğini söyleyenler yanılmaktadırlar. Çünkü RTE hiçbir zaman tarafsız bir cumhurbaşkanı olmamıştır. Siyaseten taraflı olacağını da hem seçimlerden önce söylemiş, hem de seçildiği günden beri eylemleri, uygulamaları ve konuşmalarıyla ortaya koymuştur. Tersini söyleyenlere de takındığı tavır ile “Gücünüz varsa engelleyin” demektedir.

Peki, bırakınız bir cumhurbaşkanını, siyasal liderler ve partiler bile “yeni bir anayasa” yapımı için halktan oy isteyebilir mi? Halk bu isteme olumlu yanıt verebilir mi? Kısaca AKP seçimi yeniden kazanıp gerekli çoğunluğu elde etse bile “yeni bir anayasa” yapabilir mi?

Bu soruları bir sonraki yazımızda yanıtlamaya çalışacağız.

Burada, seçimin gerçek gündeminde yapılan bir karartmaya dikkat çekerek yazıyı bitirmek istiyoruz. Cumhurbaşkanı RTE’nin ve AKP iktidarının seçimlerin birinci propaganda konusunu “Başkanlık” ve “yeni anayasa” diye belirlemelerinin gerçek amacı, seçmene yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar ile ulus birliğinin ve ülke bütünlüğünün yok edilmesinde yaşananları unutturmaktır.

Bülent Serim

Odatv.com


http://odatv.com/n.php?n=uniter-degil-federasyon-0202151200

  
1110 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Site Haritası
KİTAP ÖNERİLERİ
Prof.Dr. Cihan Dura, Sömürgeleşen Türkiye



Prof.Dr. Cihan Dura, Ataname



Mustafa Yıldırım, Sivil Örümceğin Ağında
(AB-D Tarafından Yerli İşbirlikçileri ile Kuşatılan Türkiye) 


M.Emin Değer, Oltadaki Balık Türkiye


Ali Tayyar Önder, Türkiye'nin Etnik Yapısı
Cengiz Özakıncı, İblisin Kıblesi
(Türkiye'nin Üniter ve Laik Yapısını Hedef Alan AB-D
Bunun için neler yaptı?
Belgeleriyle Tarihe Tanıklık Edeceksiniz)

iblisin kıblesi ile ilgili görsel sonucu

Cengiz Özakıncı, Türkiye'nin Siyasi intiharı Yeni - Osmanlı Tuzağı
(Bugün Olanları, Yarın Olabilecekleri, Tarihi Benzerlikleri, Belgeleri ile Anlatmakta Olan Bir Eser)




Cengiz Özakıncı, Kalemin Namusu, Türk Savun Kendini




         GENÇLİĞE HİTABE